Bir anda değişir hayat

Ufuk Çizgisine İki Bilet

Ufuk Çizgisine İki Bilet

ELİF NAZ ÖĞÜN

Çınar Yayınları
- A +

Elif Naz Öğün, Ufuk Çizgisine İki Bilet’te, hayattaki tesadüflerin, unutulmaz anların, en güçlü ya da en zayıf yanlarımızın, birinin hayatına nasıl dokunabileceğimizin izini sürüyor. Bu bir ilk kitap. İçinde dostluk, aşk, bağlılık ile beraber hayal kırıklığı, yalnızlık ve karanlık korkusu da olan bir roman. Bu ilk kitabı bu kadar özel yapan birçok sebepten biriyse okurla buluşan Elif Naz’ın sadece 18 yaşında olması...

SEÇİL EPİK

Hayallerimizin peşinde koşarken nelere takılır ayağımız, bu engeller bizi düşürür mü ya da sadece sendeler ve biz yola devam mı ederiz? Mutsuz bir evlilikten nasıl kaçılır, tesadüfler hayatımızı nasıl değiştirir, peki ne kadar farkındayızdır hayatımızı değiştiren o anların? Hayat bir anda değişir, bu değişimin sebebi yaşamınızı rotasından çıkaracak bir hastalık haberi de olabilir, kendini bulmak için evden çıkmaya cesaret etmek de.

Elif Naz Öğün, Ufuk Çizgisine İki Bilet’te tüm bu soruların cevabını ararken hayattaki tesadüflerin, unutulmaz anların anlamının, en güçlü ya da en zayıf yanlarımızın, birinin hayatına nasıl dokunabileceğimizin izini sürüyor. Bu bir ilk kitap. İçinde dostluk, aşk, bağlılık ile beraber hayal kırıklığı, yalnızlık ve karanlık korkusu da olan bir roman. Bu ilk kitabı bu kadar özel yapan birçok sebepten biriyse okurla buluşan Elif Naz’ın sadece 18 yaşında olması. Elif Naz bir gün annesine bir roman yazmaya başladığını söylediğinde henüz 14 yaşında bile değildi. Kitabı bitirdiğinde 15 yaşının sonlarındaydı. Ve şimdi Elif Naz’ın okuyana dünyayı gezdirdiği kitap okurla buluştu. Kitabı ilk okumaya başladığımda önyargıyla yaklaştığımı itiraf etmem gerek. Ergenlik döneminin sıkıntısıyla ailesiyle çatışan bir gencin serzenişlerinin olduğu günlükvari bir hikâye okumayı bekliyordum fakat yanılmışım. Her ilk yazarın tökezleyeceği kadardan fazla tökezlemeden kendisinden çıkıp bir dünya insanın hikâyesini anlatmıştı Elif Naz Öğün.

Yalın dili, zamanı ve mekânı hikâyeye dâhil etmekteki başarısı, sinematografik tasvirleri ve kurgusuyla dört başı mamur bir genç yetişkin romanıydı okuduğum. Okurken, genç yazarın kitabı tamamladığında 16 yaşında olduğunu bilmesem, naif, iddiasız, yalın ama bir o kadar da etkili bir hikâyeyi başarıyla yaratan kişinin bu kadar genç olabileceği ihtimali aklımdan bile geçmezdi.

Kitabın iki ana karakterinden biri, Darius. Çocukluğundan beri fotoğrafçı olmak istiyor. Babasının ona henüz onuncu yaş gününde doğum günü hediyesi olarak aldığı kamerayla zaman geçirerek büyüyen Darius, ehliyet alma yaşına geldiğinde gittiği göz muayenesi sırasında yavaş yavaş görme yetisini kaybedeceğini ve sonunda hiçbir şey göremeyeceğini öğreniyor. Kulağa trajik bir son gibi gelen bu hastalık teşhisi onun belki 80 sene sağlıklı gözlerle yaşasa dahi asla göze alamayacağı bir maceraya atılmasına vesile oluyor. Dublin’den Amsterdam’a doğru yola çıkıyor Darius.

Işık ise senelerdir mutsuz bir evliliğin içinde. Kocasının hem fiziksel hem psikolojik şiddeti karşısında yalnız, gerçekten mutlu olduğu bir an var mıydı bunu bile hatırlamakta zorluk çeken bir kadın. Bir gün evi terk ediyor Işık. Evi terk ettiği gün karşılaştığı Meryem, kardeşi Ela ile yaşadığı eve davet ediyor tek başına kendini sokakta bulmuş bu yalnız kadını. Farklı hikâyelerden farklı yaralarla çıkmış bu üç kadının bir süre aynı evi paylaşması Işık’ın hayatına değen ilk mucize oluyor. Ve ardından yola çıkmadan önce şu sözleri söylüyor Işık: “Yaşadığım yer dünya. Karnımı burada doyuruyor, burada barınıyorum. İhtiyacım olan oksijen burada. Yaşamak için ihtiyacım olan her şey bu yuvarlağın üzerinde. Burası benim evim. Ve ben, yirmi dokuz yıllık yaşamım boyunca evimin yalnızca bir bölümünü gördüm. Artık yaşadığım yeri tanımanın, neye benzediğini görmenin, onu paylaştığım ev arkadaşlarımla tanışmanın vakti gelmemiş miydi?”

Darius görme yetisini kaybetmeden önce fotoğraflar çekmek, Işık dünyadaki ev arkadaşlarıyla tanışmak ve iyileşmek için çıkıyor yola. İkisinin de ilk durağı Amsterdam oluyor. Yalnız çıktıkları bu yolda iki arkadaş, iki âşık olan Darius sadece birbirlerinin yaralarını sarıp birbirlerini iyileştirmiyor üstelik. Hollanda’dan Norveç’e, oradan Avusturya, Almanya, Fransa ve Macaristan’a uzanan yolculuklarında, karşılarına çıkan her insanda bir iz bırakıyor, her deneyimle de kendilerine yeni bir şeyler katıyorlar. Elleri titrediği için artık heykel yapamayan bir heykeltıraş, bedenini sevmediği için kendine zarar veren bir genç kız, hayata sımsıkı tutunmayı başarmış bir trans kadın, ölümüne bir adım kalmış yaşlı bir kadın, evden kaçmış bir çocuk tüm bu yol hikâyesini Darius ve Işık ve elbette okur için daha da eşsiz bir hâle getiriyor.

Elif Naz Öğün, Darius ve Işık'la birlikte bize dünyayı gezdirirken henüz Türkiye dışında hiçbir ülkeyi görmemişti. Buna rağmen bu genç yazar, sanki Amsterdam sokaklarından geçmiş, Fransa’nın lavanta bahçelerinde dolaşmış gibi gezdiriyor okuru tüm bu ülkelerde. Sınırları aşmak, kendinle barışmak, kaderi olduğu gibi kabul etmemek ve kendi yolunu çizmek üzerine özellikle gençlere, genç yetişkinlere ve hatta henüz 18 yaşında bir yazarın ilk kitabıyla umut dolmaya ihtiyacı olan her yaştan okura bir gülümseme vadediyor, Ufuk Çizgisine İki Bilet. Elif Naz Öğün ise ilk kitabıyla, ergen erkek çocuklarının yaşadığı acılarını anlatmalarına alıştığımız yazarlar karşısında, bambaşka bir anlatıyı yaratmanın imkânına üzerine Türkçe edebiyata dair neşeli bir ümit veriyor.