Varla yok arasında bir karakter: Thomas Dumas

Thomas Düşerken

Thomas Düşerken

ALTAY ÖKTEM

Can Yayınları
- A +

Altay Öktem Thomas Düşerken'i 2014’te yazmaya başlıyor, yazarken özgün, yeni bir anlayış geliştiriyor. Bir yandan yazıyor, bir yandan da iki rol yüklüyor yazdıklarına: Birincisi, bir ölçüde, bulma ve yayma rolü. İkincisi, bir çeşit sürdürme rolü. 

ZEKİ ÇELİK

Prof. Anders Bauman, aynı kaderi paylaştıkları, kendisi gibi II. Dünya Savaşı başladığında ailesiyle birlikte Polonya’dan kaçıp İsveç’e yerleşen, daha sonraları sapkın bir fotoğrafçı olarak nam salan, sanat çevreleri tarafından dışlanan Thomas Dumas’a fanatizm derecesinde bağlı bir akademisyen. Hem Dumas’la yaşadıklarını, anılarını, onun özel hayatını anlatan, hem de fotoğraf sanatına yaptığı katkıları ortaya koyan bir Thomas Dumas kitabı hazırlıyor. Hem Dumas’ın izini sürüyor, hem yıllar boyunca gazetelere, dergilere verdiği söyleşileri toplayıp ciddi bir arşiv çalışması yapıyor. Kitap, 1992 yılında İsveç’te yayımlanıyor. Kitabın adı Sakıncalı Deha. Alt başlığı: “Sapkın Bir Fotoğrafçının Trajik Hayatı”. Ardından, birçok dile çevriliyor kitap. Buraya kadar her şey normal sanıyorsunuz, değil tabii ki. Bir akademisyen, bir sanatçının, hem de kadri bilinmemiş bir sanatçının kitabını yazıyor, ne var bunda, diye düşünüyorsunuz büyük olasılıkla.

Maria Saura, genç bir fotomodel. Thomas Dumas’ın ölmeden önce fotoğraflarını çektiği son kişi. Maria’nın gözlerinin önünde, Füssen’in dağlık bölgesinde, bir uçurumdan yuvarlanıyor Dumas. Çektiği son karede Maria var. Bauman’a ulaştırıyor bu kareyi Maria. Bundan sonra Maria’yla birlikte sürüyorlar Dumas’ın izini. Zamanla Maria çok ünleniyor. Dünyanın en tanınmış modellerinden biri oluyor. Hatta romanın sonlarına doğru Nick Solas adlı ünlü bir film yıldızıyla evlendiklerini de okuyoruz medyadan.

Maria Saura ile Bauman’ın yolları İstanbul’a da düşüyor. Çünkü kitapta eksik kalan bölümlerden biri Seniha. 70’lerde erotik dergilere poz veren bir Türk kızı Seniha. Dumas sadece fotoğraflarını çekmemiş, büyük ihtimalle müthiş bir aşk da yaşamış Seniha’yla. Buraya kadar her şey normal sanıyorsunuz, değil tabii ki. Kitabın yazarı Anders Bauman kaçırılıyor ve günlerce bir mahzende esir tutuluyor Seniha’nın ağabeyi tarafından. Adam, intikam için yüzlerce fotoğrafını çekiyor Bauman’ın.

Thomas Düşerken, okuyanların üzerinde etki bırakan bir kitap, Küba şarkıları gibi. Anlatım gücü çok yüksek. İnsanın kendini kaptırıp bir solukta okuduğu bir macera romanı, diyeceğim, ama diyemiyorum. Çünkü hissediyorsunuz, sıradan bir roman değil bu. İşin içinde başka bir şey var. Bir şeyler olacak, hiç ummadığınız bir şeyler... Kendinizi kaptırıyorsunuz okurken, ama bir yandan da tedirgin bir bekleyiş sürüyor yüreğinizin bir köşesinde!

2013 yılında Altay Öktem Anders Bauman’ın kitabının İngilizce çevirisiyle karşılaşıyor. Okuyunca, etkisinde kalıyor kitabın. Thomas Dumas’ın romanını yazmaya karar vermesinde bu kitabın payı büyük. Hatta, kitabın yazarı Prof. Anders Bauman ile tanışmak için İsveç’e kadar sürükleniyor. Bu konuda gerçek, kalıcı, güvenilir bilgiye ulaşmak için Stockholm Üniversitesi’ne uğrayıp Bauman ile tanışmak, en azından onun hakkında bilgi almak istiyor. Aldığı cevap karşısında şaşkına dönüyor Öktem: Bu isimde bir kişi şu âna kadar üniversite kadrosunda hiç yer almamış. Prof. Anders Bauman diye biri yok! Altay Öktem işin peşini bırakmıyor. Nerede görülmüş bir yazarın, roman yazmaya karar verdiğinde, roman kahramanlarının peşine düştüğü? Bütün üniversiteleri araştırıyor Öktem, hatta Sakıncalı Deha’yı yayımlayan yayınevine kadar gidiyor. Buraya kadar her şey normal sanıyorsunuz, değil tabii ki. Öyle bir yayınevi de yok!

Altay Öktem 2014’te romanı yazmaya başlıyor, yazarken özgün, yeni bir anlayış geliştiriyor. Bir yandan yazıyor, bir yandan da iki rol yüklüyor yazdıklarına: Birincisi, bir ölçüde, bulma ve yayma rolü. İkincisi, bir çeşit sürdürme rolü. Biraz Marivaux’un fantezi anlayışını ekleyebiliriz buna. Bir miktar Shakespeare, biraz da Racine tarzı kusursuzluk arayışı.

Öktem, bir taraftan yazdığı romanı şekillendiriyor, bir yandan da araştırmalarına devam ediyor. İsveç’te bulamadığı Bauman’ın izine Sultanahmet’te rastlıyor. Maria’yla kaldıkları oteli, kitaptaki tariften ve lobide yer alan belirgin objelerden yola çıkarak buluyor. Tabii bulana kadar, aylarca girmediği otel, bakmadığı sokak kalmıyor. İstanbul’da ikinci mekân olarak Bauman’ın kaçırıldıktan sonra günlerce esir tutulduğu ve fotoğrafların çekildiği mahzeni aramaya başlıyor. Kitapta bütün detaylarıyla anlatılıyor bu mahzen. Uzun uğraşlar sonucu, Bauman’ın kilitli tutulduğu mahzenin Florya’daki Kibrithane olduğunu anlıyor. Oteli de mahzeni de buluyor bulmasına ama, bir sonuca ulaşamıyor yine de. Var olduklarını kanıtlayamadığı kişilerin var olduklarını kanıtlayabildiği mekânlarda kaldıklarını anlamış oluyor sadece. Gerçeklik, neresinden tutsa elinde bükülüyor Altay Öktem’in. Ya da kendi, bile isteye büküyor, bilemem. Nerede bir ipucu yakalasa, birileri elinden ya çekip alıyor, ya da kusursuz bir dehanın etrafında hep başa dönüyor. Gerçi başı da yok bunun, iki hiçlik arasında bir yolculuk sonuçta...

Araştırmalarını Seniha üzerinde yoğunlaştırıyor Öktem. 70’li yılların erotik dergilerinin, o yılların gazetelerinin arşivlerini tarıyor. Buraya kadar her şey normal sanıyorsunuz, değil tabii ki. Hiçbir şey bulamıyor. O yıllarda yaşamış Seniha isminde bir fotomodel de yok.

Bütün yolları denedikten sonra internetin gücünü kullanmaya karar veriyor, romanın belli bölümlerini yazdıkça, yazılan bölümdeki olaylar ve kişilerle ilgili bilgilere internette ulaşmaya başlıyor. Yazılmayan bölümlerle ilgili bilgi yok ama! Roman yazıldıkça olaylar ve karakterler “gerçek”e dönüşüyor! Derken Thomas Dumas’ın çektiği bazı fotoğraflara da ulaşmaya başlıyor. Hatta, daha önce hiç yayımlanmamış fotoğraflarını görünce oldukça heyecanlanıyor Öktem. Bunlar romanın yazılış serüveni mi, yoksa kurgunun bir parçası mı, bilemiyoruz. Belki de hiç bilemeyeceğiz! Ama şu da bir gerçek ki, ben bu yazıyı kaleme alırken yaptığım kısa araştırmada bile, internette en az üç dört fotoğrafına rastladım Thomas Dumas’ın.

Thomas Dumas diye biri sahiden yaşadı mı? Anders Bauman diye biri var mı gerçekten? Sakıncalı Deha diye bir kitap yazıldı mı? Kitabı görmedik henüz ama kitap kapağına ulaşabiliyoruz. Yayınevini Altay Öktem bulamamıştı Stockholm’de ancak kapakta yayınevinin adı açık seçik yazılı. Peki Maria? Bu denli ünlü bir modelle ilgili medyada çok fazla bilgi olması lazım. Aslında var, ama yeterli değil.

Bu arada Öktem, romanını bitirmek üzereyken başka bir ipucuna rastlıyor. Varla yok arasına sıkışıp kalmış Maria’nın Anders Bauman’dan olan (Bauman öyle olduğuna inanıyor) kızıyla, Selana’yla karşılaşıyor Barselona’da. Romanın daha önce yazdığı bölümündeki tariften tanıyor kızı. Yazarken gözünde öylesine canlandırmış ki, o olduğuna emin. “Selena” diye sesleniyor. Kız dönüp bakıyor. Gerçekten o! Ama adı Selena Bauman değil, Selana Solas! Romanda, Maria’nın Nick Solas’la gerçekten evlenmediğini, bunun magazinel bir haber için medyaya sunulan bir asparagas olduğunu okumuştuk. Anders inanmıştı buna. Biz de inanmıştık. Son sayfalara gelmişken bu kez romanın gerçekliğini kırıyor Öktem, Selena’nın aslında Anders’in değil, Nick’in kızı olduğunu anlıyoruz. Öyleyse... Yaşananların hepsi mi sahteydi? Hiç yaşanmamış mıydı yoksa bunlar? Anders Bauman tüm bunları hayal mi etmişti? Neler diyorum ben, aslında Anders diye biri yok galiba. Peki Selena? O da mı yok?

Okuruna güzel ve sürükleyici bir roman okutmakla kalmıyor, düpedüz okurun aklını kurcalaması için zemin hazırlıyor Altay Öktem.