OHAL altında OHAL hikâyeleri okumak: Sahiden Hikâye!

Sahiden Hikâye

Sahiden Hikâye

KEMAL VAROL

İletişim Yayınları
- A +

Kemal Varol, son kitabı Sahiden Hikâye'de yine Arkanya’dan bildiriyor. Arkanya yine zalim, cimri, tekinsiz ve vefasız. Üstelik OHAL gölgesiyle, daha da karanlık.

NİDA DİNÇTÜRK

Kemal Varol, erklerin karanlık gölgesini yakından tanıyan, bu gölgede yaşananları gözünü kırpmadan izlediğini ve içselleştirdiğini hissedebildiğimiz bir yazar. İlk üç kitabı Jar, Haw ve Ucunda Ölüm Var'da okurlarına hep bu gölgede geçen hikâyeler anlattı. Bazılarımız için çok tanıdık, bazılarımız için hayret verici derecede yabancı topraklardı anlattığı yerler. Ama hep çok yakınımızda, hangi yönden bitiştiğimizi anlayamasak da çürük bir dişin sızısı gibi bir yerlerde ağrısını hissedebildiğimiz topraklardan haber veriyordu. O, buraya ‘Arkanya’ demeyi uygun buldu. Kendisi böyle bir kelime oyununun peşinden gitmek istemiş miydi bilemiyorum ama ‘Arkanya’ çoğumuza hep ‘arka’dan üretilmiş, devletin birer arka sokağa dönüştürdüğü kentlere işaret ediyormuş gibi geldi. 

Nitekim Kemal Varol, İletişim Yayınları’ndan çıkan son kitabı Sahiden Hikâye de yine Arkanya’dan bildiriyor. 15 hikâyeden oluşan kitap, mekan ve karakter ortaklığı ile bir noktadan sonra hikâyelerin birbiriyle bağını kuruyor. Varol, uzun bir öyküden kocaman paragraflar silmişçesine, hikâyeler arasında derin bir nefes alıyor, bu arada zamanda ciddi bir atlama yaşanıyor. Sonra uzun bir uçuşun ardından tekrar yere konan bir kuş misali, kendini bulduğu yerden anlatmaya devam ediyor. Kemal Varol, kesintilerle anlattığı bu hikâyelerde okuruna adeta bir noktaları birleştirme oyunu hazırlıyor. İlk noktadan son noktaya dek bir hat çizmeye çalıştığınızda karşınıza bir siluet çıkıyor. O siluetin neye ait olduğunu çıkartmak artık okura kalmış. Buna rağmen kitabı oluşturan her bir öykü kendi içinde yaşayan, önceye ve sonraya ihtiyaç duymayan, kendi başına ayakta durabilen güçte ve derinlikte. 

Kemal Varol’un aracısız ve sarih kalemi, Sahiden Hikâye'de çoğunlukla, OHAL gölgesinde büyüyen ve OHAL’in uğramadığı kentlerin varlığına inanamayan çocukların üzerinde dolaşıyor. Kara kuru, en az 9 kardeşli, yeniye hasret, OHAL’sizliğe şaştıkları kadar teni beyaz kalmışlara ve tek çocuklara da hayret eden bu çocuklar, Arkanya’da büyümenin sancılarına amansız sevdalar ve varoluş meseleleri ekliyor. Öyle bir sevdaya düşmek ki 14’lük gövdelere beylik laflar ettiriyor: “Kimin kimle olacağı önceden yazılmış kitaba. Dünyanın tüm silgilerini yan yana getirsen bile silemiyorsun.” Öyle bir aşk ki son zamanlarda aşkı tarif etmeye dair kurulmuş en güzel cümlelerden birini kurup, “Zamirler Zehra’nın yerini tutabilir mi hiç!” dedirtiyor. Fakat Arkanya yine zalim, cimri, tekinsiz ve vefasız. Ümide çıkacak tüm yolları kesmiş gibi, sevenleri sevdiğini kavuşturmuyor, beklenenleri döndürmüyor, kaçmayı başaranları bir pranga gibi geri çekiyor.

Arada kalışları, ‘öteki’leri ve ‘biz’leri Sahiden Hikâye'nin başrolüne yerleştirdiği çocukların gözünden aktaran Varol, bu çocuklarla beraber, ergenliğin çıkmazlarına selam ediyor. Aynı kızlara aşık olan, kendine zarar vermeyi bir büyüme belirtisi zanneden ve ölçüsüz müstehcenliğin aşk olduğu sanrısına kapılan çocuklar, hepimize bir yerlerden tanıdık geliyor.

Sahiden Hikâye'nin dile dair de ciddi bir derdi var. Önceki kitaplarında kelimelerdeki ustalığını kanıtlamış olan Varol, bu kez onları birer karakter gibi ele alıyor ve adeta onlara ruh üflüyor. Örnekse; bu kitapta “Z” harfine kafayı takıyor. Onları firar ettiriyor ya da köyün en güzel kızının isminin başharfine koyup baştacı ediyor. Varol’un “Z” ile olan bu derdi, zaten oyunlu bir kitap olarak karşımızda duran Sahiden Hikâye'de okurunu başka bir oyunun içine daha çekiyor ve okurunun zihnini diri tutuyor.

Kemal Varol, Sahiden Hikâye'de çoğu kez demir leblebi öyküler anlatsa da anlatımı yağ gibi akıp gidiyor. Bütününde sarsıcı hikâyeler anlatması yetmezmiş gibi her bir detayda da bir tokat etkisi gizliyor. Varol hiç değilse, bizlere Sahiden Hikâye'yi OHAL altında, açlık grevleri gölgesinde, cenazelerini teslim alamayan/ kaldıramayan evlatların, annelerin ve babaların yamacında, yurduna dönemeyen insanların farkındalığıyla okuma fırsatı yaratarak her birimizi enteresan bir başka hikâyenin kahramanına dönüştürüyor. Bir oturuşta kadehlerce rakı içmek gibi Sahiden Hikâye'yi okumak. Acısı sonradan çıkıyor. Her bir kadehte herkese bir acısını anımsatıyor.