Rojava: Suriye denkleminde Kürtlerin özyönetim pratiği

Rojava: Kürtlerin Zamanı

Rojava: Kürtlerin Zamanı

FEHİM TAŞTEKİN

İletişim Yayınları
- A +

Fehim Taştekin’in kitabı Rojava: Kürtlerin Zamanı, uzun vadede Ortadoğu alanında çalışanların ya da bölge siyaseti ile yakından ilgilenenlerin başvuracağı önemli bir eser olmaya aday.

ZEYNEP GÖKÇEN SATIK

Tarihin adından en çok söz ettiren kadim coğrafyası Ortadoğu, son on yıldır hayatımızın merkezinde bulunan konuların başında geliyor. Özellikle Suriye’de, Batı’nın “Arap Baharı” olarak dünyaya sunduğu isyan hareketiyle başlayan ve maalesef iç savaşa dönüşerek devam eden gelişmeler, yıllardır gündemin hep en üst sıralarında… Başta Türkiye olmak üzere, bölge devletleri ve batılı devletlerin oluşturduğu geniş bir aktör kitlesinin müdahil olduğu Suriye İç Savaşı’nda, bölgede yıldızı yeni parlayan bir aktör olarak Suriyeli Kürtlerin sahneye çıkışı ise konuya olan ilginin daha da artmasına neden oldu. Herkesin kendi ideolojisine ya da bölgedeki çıkarına göre yazdığı Suriye İç Savaşı’ndaki süreç kafa karışıklıklarına neden olurken güvensizlikleri de arttırmaya başlamıştı. Bölgeyi yakından tanıyan gazeteci Fehim Taştekin, konu hakkında daha önce Suriye: Yıkıl Git Diren Kal adlı kitabıyla ciddi bir birikimi ortaya koydu; bu kez ise bölgenin yeni yükselen aktörlerini Rojava: Kürtlerin Zamanı ile detaylı bir şekilde bizlere aktarıyor.

Kürtlerin Ser Xet (Sınırın Üstü) ve Bin Xet (Sınırın Altı) olarak ifade ettiği Kürt Bölgesi’nden, sınırın altında yaşayan Suriyeli Kürtler’in tarihinin tüm detayları ile ele alındığı kitap, toplam on dört bölümden oluşuyor. Hoybun (Xoybun) Hareketi olarak adlandırılan ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin köşe taşı olarak kabul edilen örgütlenme sürecini anlatarak başlayan çalışma, Kamışlı Katliamı, 49 No.lu Kararname, Arap Kemeri politikası, Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye gelişi ve PKK ile ilişkilerin başlaması gibi konularla detaylandırılıyor. Taştekin, sürecin salt Arap Baharı olarak adlandırılan isyan hareketiyle başlamadığı ve PYD/YPJ’nin demokratik özerklik modelini hayata geçirmesinin ardında uzun bir tarihsel sürecin bulunduğunu vurguluyor. Tüm bunların yanında, kitabın belki de esas gündemini oluşturan PYD/YPJ’nin gelişimi, Suriye Ulusal Koalisyonu ile ilişkiler, ENKS’nin (Suriye Kürt Ulusal Kongresi) sürece etkisi, ÖSO, IŞİD ve PYD arasındaki iktidar savaşının yanı sıra Rusya, ABD ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin de dâhil olmasıyla nasıl karmaşık bir tabloya dönüştüğü hakkında detaylıca incelenmiş başlıklar mevcut.

Taştekin’in detaylandırdığı konulardan birinin de kimlik cüzdanı, yani vatandaşlığı olmayan Kürtler sorunu olması, Ortadoğu araştırmalarında aslında oldukça geri plana itilen bu konu hakkında kitabın önemli bir kaynak olarak öne çıkmasını sağlıyor; zira Esad rejiminin iktidarı tek elde toplama ve ayrılıkçı hareketleri bertaraf etme politikası sonucu vatandaşlık hakları ellerinden alınan ya da vatandaşlıkları bile statülere ayrılan Kürtlerin kültürel, ekonomik ve siyasi olarak yaşadıkları zorluklar akıcı bir dil ile ifade ediliyor. Özellikle bu hususta, olayları doğrudan yaşamış kişilerle yapılan röportajlar okuyucunun Hafız Esad iktidarı ve Suriye tarihi açısından da fikir sahibi olmasına katkı sağlıyor.

Suriyeli Kürtlerin Kobani, Afrin ve Cezire kantonlarıyla demokratik özerklik modelini hayata geçirebilmelerinin salt Suriye İç Savaşı ile doğan otorite boşluğu ile ilişkilendirilmesinin önüne geçebilmek adına, Taştekin süreci 1994 yılından, Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye kaçışı ile başlayan dönemden itibaren ele alıyor. PYD lideri Salih Müslim, örgütlenme ve demokratik özerlik modelinin benimsenmesinde öncü rolün Abdullah Öcalan’a ait olduğunu belirtmesine rağmen, bu başarının bölgedeki Arap, Türkmen ve Çerkesler gibi diğer halkları da sürece dâhil edebilen Suriyeli Kürtlerin olduğu vurgusunu her fırsatta dile getiriyor. Ezidilerin IŞİD’in Şengal’de başlattığı etnik temizlik girişiminden PYD/YPJ yardımı ile kurtulmasının ve cihatçı gruplara karşı verilen mücadelenin Kürtlerin dünya kamuoyunda prestijinin yükselmesine etkisi de detaylı bir şekilde ifade ediliyor. Rusya’nın ve ABD’nin IŞİD tehdidine karşı Kürtleri bölge siyasetine nasıl dahil ettiği, Türkiye’nin Kürt Politikasındaki kırmızı çizgilerinden dolayı doğan anlaşmazlıkları PYD/YPJ’nin nasıl bertaraf etmeye çalıştığı ise yapılan mülakatlarla açıklanmaya çalışılan konular arasında… Tüm bunların yanında, süreç içerisinde PYD’nin rakip partileri dışlama siyaseti güttüğü suçlamaları ya da Amnesty International’ın PYD’nin faaliyetleri hakkında yayınladığı olumsuz raporun aktör olma sürecine etkisi de büyüteç altına alınıyor.

Suriye’yi ve iç savaştaki gelişmeleri yakından takip edenlerin bildiği üzere Suriyeli Kürtlerin Rojava’da verdikleri var olma savaşı, kaybettikleri vatandaşlık haklarına yönelik mücadeleleri zorlu bir mücadele... Bugün Rusya, ABD ve hatta kırmızı çizgilerine, PYD karşıtı politikalarına rağmen Türkiye’nin bile zaman zaman işbirliği yaptığı Kürtler, öz kaynaklarıyla kurdukları kanton sistemleriyle artık Suriye politikasının vazgeçilmez bir aktörü olarak kabul edilmek zorundalar. Zaten Taştekin de Kürtlerin sadece bir başlık olmaktan fazlasını hak ettiğini düşündüğü için, bu husus göz ardı edilemeyecek kadar önemli olduğu için Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal’dan sonra onları ayrı bir kitapta anlatma ihtiyacı hissettiğini belirtiyor. Ezcümle, Rojava: Kürtlerin Zamanı, uzun vadede Ortadoğu alanında çalışanların ya da bölge siyaseti ile yakından ilgilenenlerin başvuracağı önemli bir eser olmaya aday.