Hayallerimiz ya da “Ölü Dalgıcın Sonbaharı”

Ölü Dalgıcın Sonbaharı

Ölü Dalgıcın Sonbaharı

ONUR SELAMET

Dedalus Kitap
- A +

Onur Selamet’in Dedalus Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Ölü Dalgıcın Sonbaharı, kurduğumuz hayalleri ve çok geride kaldığını düşündüğümüz çocukluğumuzu yeniden düşündüren, sorgulatan bir kitap. İlk çocukluk yıllarımızda veya ergenlikte ilmek ilmek ördüğümüz dünyamıza götüren, çocukluğumuzu sandıktan çıkaran hikâyeler bunlar.

ZEYNEP ÖYKÜ FİDAN

Çocukken kurduğumuz hayallerin hangisini gerçekleştirdik ya da hangi hayalimiz bize gerçekçi geliyor şu an? İzlediğimiz çizgi filmlerin kahramanlarından; hayatlarındaki basit kararları bile detaylıca ele alan ve hayallerinden dahi korkan insanlara nasıl evrildik? Şimdi, şu anda bize artık ütopik gelen hayallerimizi kim hoyratça düzenledi ve gerçekliğin sıkıcılığına hapsetti? “Biz de çocukken” diye başlayan cümleleri neden daha fazla kullanır olduk? Kurduğumuz o uçsuz bucaksız evreni nasıl ve tam olarak hangi aralıkta o çok güvenli evlerimizin dört duvarına hapsettik?

Şüphesiz tüm bunları etkileyen bir siyasal iklimde, varolma kaygımızı ve hâlâ varlığımızı sürdürebiliyor olmamız bile bazılarımız için bir başarı öyküsü. Mahallemizin ara sokaklarında oynadığımız oyunları, kurduğumuz güvenli alanlarda oynuyoruz belki şimdi. Çocukluk arkadaşlarımızın hepsi birer yetişkin artık; ama onlarla geçirdiğimiz vakitler belki de hâlâ oyun saati bize.

Onur Selamet’in Dedalus Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Ölü Dalgıcın Sonbaharı, kurduğumuz hayalleri ve çok geride kaldığını düşündüğümüz çocukluğumuzu yeniden düşündüren, sorgulatan bir kitap. İlk çocukluk yıllarımızda veya ergenlikte ilmek ilmek ördüğümüz dünyamıza götüren, çocukluğumuzu sandıktan çıkaran hikâyeler bunlar.

Biz de mi ölü dalgıçlarız?


“Değeri bilinmeyen örümcekler. Ayakları patenli. Dev. Kayıp düştükleri yerden nasıl kalkacaklar, kimse ellerini uzatmak istemiyor. Kıllı ayaklar komik danslar tutturuyor. İzleyen üzülmüyor ki gülüyor! Ve sinek de orada. Bu kadar kanadı taşıyamaz, düşecek. Kanatları onun sonu olacak. Uçmak için çok kanatlı. Böyle son mu olur?”

Onur Selamet’in öykü evreninde her şey canlı olabilir veya canlı, cansız her şey –buna örümcekler ve korkuyla beslenen makineler dâhil– konuşabilir. Bu konuşan varlıklar, duygularınız üzerinde bir baskı oluşturabilir veya oturup derdinizi dinleyebilir. Tehdit edebilir, tehlikenin geçtiği sanılan anda kötü bir bakışıyla karşısındakini yerle bir edebilir. Örneğin, bir sokak lambası, eski bir dostunuz olabilir. Ölü Dalgıcın Sonbaharı’nda hepsi mümkün, çünkü burada gerçeklik denen safsataya sığınamazsınız.

Kitapta pek çok yazara verilen referans ve bu yazarların kitaplarından alıntılar da var. Açılışı ise J.R.R. Tolkien’le yapıyor yazar. Okur için iştah açıcı bir giriş tercihi bu durum, diğer öykülerin açılışında da devam ediyor. Shirley Jackson, Terry Pratchett, Gustav Meyrink, Giovanni Papini gibi pek çok isme selam ediyor yazar. Her öykünün girişindeki pasaj, öykünün kaderiyle ilgili de bilgi veriyor okura. Anlatımda hâkim hava ise çocukların dilinden yazılan yetişkin kitaplarının havası. Belki de bu nedenle çokça çağrışıma maruz kalıyorsunuz kitabı okurken. Maruz kalmayı pejoratif mânâda düşünmeyelim; aksine yazarın bir “başarısı” olarak kayda geçirebiliriz bunu.

Öykülerin dizilişinde de bir sıralama var. Yazarın veya yayınevinin tercihi olan bu durum, kitabın ritmini koruyan türden. Bir öyküde konuşan kulaklar, aksak karabasanlar, susan mantarlar varken, diğer öyküde çocukluk arkadaşınızla kurduğunuz adaya götürüyor sizi yazar. Ve bir müddet bu dengede ilerliyor kitap. Gerçeklikten kopuş, farklı yaşam formları; ardından artık yaşamayan arkadaşının gözkapaklarını filmlerdeki gibi indirmek zorunda kalan bir çocuk. Sütten bir yudum almak ya da almamak konusunda karar vermesi gereken bebek ya da günbegün ruh sağlığı daha kötüye giden arkadaşınız için yapacak hiçbir şeyiniz kalmadığında sadece onu izlemek zorunda kalışınız...

Yazar gerçeklikle bağını çoğu zaman, hatta belki de sadece, arkadaşları üzerinden kuruyor. Bir kadın, bir erkek, bir iş veya maddiyat, geçim sıkıntısı gibi dertler üzerinden değil. Yani çoğunlukla tanık olduğumuz ve gördüğümüz yerde uzaklaştığımız genç erkek yazarların büyük laflar eden ama çoğu zaman bir şey söylemeyen dünyasından hayli uzak bir ilk kitap bu. Ve belki de gerçekliği aktardığını sanırken erkeklerin dünyasına hapsolanları, öykülerindeki gerçeküstülüğüyle dışarıda bırakmak üzere karşınızda şimdi bu “genç” yazar.