Hindistan’a açılan geçit: İngiltere

Hindistan'a Bir Geçit

Hindistan'a Bir Geçit

E.M. FORSTER

Çeviri: Hasan Fehmi Nemli
İletişim Yayınları
- A +

E. M. Forster’ın Hindistan’a Bir Geçit, adlı kitabı İngiliz sömürgeciliği altında ezilen Hindistan’ın sosyal ve toplumsal durumunu hem kişisel hem de kitlesel boyutuyla irdeliyor. 

BERKAY ÜZÜM

Forster’ın, on yıl arayla yaptığı iki Hindistan seyahati sonrasında kaleme aldığı, yaşama ve olaylara birinci elden tanık olmanın getirdiği avantajı kullanarak detaylı anlatımlarla şekillendirdiği Hindistan’a Bir Geçit, ülkeye maddi anlamda yerleşen İngiltere’nin ülke insanıyla arasında sağlıklı bir şekilde “gelişemeyen” ilişkilerini anlatıyor. Sömürgeciliğin İngiltere’ye “bahşettiği” etmenlerin Hindistan halkı üzerinde ne denli baskıcı sonuçlar doğurduğuna ve hâlihazırda dinî sebeplerden dolayı kendi içinde bölünme yaşayan Hindistan’ın, bu işgal sebebiyle sınıfsal anlamda daha çok bölündüğüne roman boyunca değinen yazar, ülke insanını çevreleyen zor koşulları, Hindistan’a dair siyasal, kültürel ve dinsel öğeleri harmanlayarak anlatıyor.

Ziyaret

Hindistan’ın dinî ve coğrafî özelliklerini yansıtırcasına isimlendirilmiş üç bölümden oluşan roman, Mrs. Moore’un, Hindistan’da yargıçlık görevi yapan oğlu Ronny’i ziyarete gelmesiyle başlıyor. Bu ziyarette kendisine, yakın zamanda oğluyla evlenmeyi planlayan Adela Quested eşlik ediyor. Mrs. Moore’un, Hindistan’da geçirdiği ilk günlerden birinde gece vakti bir camiyi ziyaret etmesi; romanın başkarakteri olmasının yanı sıra, Hindistan ile İngiltere arasında kurulamayacak olan dostluğun simgesi olan Dr. Aziz ile karşılaşmasını sağlıyor. Her ne kadar bu karşılaşma ilk safhada olumsuz bir rastlantı gibi yansıtılmış olsa da, konuşmanın sonunda Aziz ve Mrs. Moore birbiriyle tanışmaktan memnun bir şekilde ayrılıyorlar. Çünkü Mrs. Moore, oğlunun aksine Hindistan’a karşı emperyal fikirlerin çok uzağında, Aziz ise şairane karakterinin de etkisiyle “bu yabancıyı bağrına basma” eğiliminde. Ancak bu güzel rastlantı, Mrs. Moore ve Adela’in, İngilizlerle çevrili cemiyet hayatından çıkıp gerçek Hindistan’ı keşfetme arzusuyla tam tersi bir yöne evriliyor. Aziz ile tanışmasından sonra ondan kendisine rehberlik etmesini isteyen Adela, birlikte Marabar Mağaraları’na bir geziye gidiyor. Orada yaşadığı -ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, spiritüel temalarla bezeli- bir olay neticesinde Aziz’i kendisini taciz etmekle suçluyor. Bu suçlama, zaten günlük hayatta da diken üstünde olan Hint-İngiliz ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açıyor.

Çatışma

Hindistan’a Bir Geçit; sömüren-sömürülen ilişkisi bağlamında, ötekileştirilen/ hayalet hâline getirilen bir toplumun topallayarak yürüyüşüne ayna tutuyor. Roman boyunca, belki de sömürülen toplumu dizginlemek ve isyan etmesini önlemek için seçilmiş birtakım kişilerle de karşılaşıyoruz. İngilizlerin korunaklı hayatına müdahil olma hakkına sahip bu Hintli kişiler, İngiltere-Hindistan arasında bir tür kalkan görevi görürler. Ancak ne olursa olsun bu kişiler de, emperyalizm fikrinin topluma aşılanmasında İngilizler adına bir katkıda bulunmazlar. Ayrıca, tüm bu karakterlerin aksine bir de Mr. Fielding var. Hindistan’da bir okulda öğretmenlik yapan Fielding, ülkeyi mesken tutmuş insanlarının aksine, Hintlilerle herhangi bir sorunu olmayan, onlarla barış içinde yaşamayı şiar edinmiş biri. Bundan dolayı İngilizler tarafından pek sevilmez ve kısmen Hintli olarak görülür. Öyle ki, Adela’in başına gelen bu talihsiz olayda, tüm İngilizlerin yaptığının tersine Adela’in değil de Aziz’in tarafını tutar. İngilizler bu olayı, coğrafyayı da işin içine katarak Hintlilerin Doğulu olmasına bağlayıp bu toplumun ne denli çürümüş olduğuna dair güçlü bir sebep olarak göstermeye çalışır, bu yüzden Aziz’in mutlaka tutuklanıp cezalandırılmasını isterler. Ancak Fielding’in Aziz’in masum olduğuna dair inancı göstermelik değil, tamamen içten gelen bir şeydir. Bu noktada, İngiliz-Hint dostluğu üzerinde ikinci safhaya geçeriz. İlk safhada Mrs. Moore ile Aziz’in dostluğu ön plana çıkmıştı, nitekim Aziz, roman boyunca Mrs. Moore ile olan dostluk ilişkisine atıfta bulunur. Fielding ile olan dostluk ilişkisi de, her ne kadar güçlü olsa da, en basit tabirle, Doğu-Batı farkılığından kaynaklanan çatışmalar dolayısıyla nihayete eremez. Forster, iki ülkeyi önce kitlesel olarak, sonra da Fielding-Aziz bağlamında karşılaştırma yolunu tercih etmiş. Birtakım sebeplerden ötürü hiçbir şekilde tamamlanmayacak bir dostluk ilişkisini okuyoruz bu iki isim özelinde. Ne Hindistan İngiltere, ne de İngiltere Hindistan olabilir. Bu dostluk ilişkisinin en büyük açmazı da budur.

Roman, Forster’ın bizzat deneyimlemiş olduğu tecrübelere dayanıyor, bu gerçekçi tecrübeler de sömürülen Hindistan’a dair üstünkörü değil; siyasi, dinî, coğrafi ve kültürel açılardan detaylı bir okuma yapmamızı sağlıyor.