Karanlıkta dans etmek: Gölgeler Çürürken

Gölgeler Çürürken

Gölgeler Çürürken

DEVRİM HORLU

Varlık Yayınları
- A +

Karanlıkta dans ettirecek, şehir değiştirtecek, insanın gözlerini dev camlardan taşıracak gibi, Devrim Horlu’nun şiirleri...

KAHRAMAN ÇAYIRLI

Dört mevsimi dönerek başlıyor, Gölgeler Çürürken. İlkbaharda başlayıp kışa dek bir yılın etrafında dönerken karıncalar, kara üzümler, ellerimizdeki labirentler, iki defa yıkanılması mümkün olmayan nehirler getiriyor genç şair Devrim Horlu, okura. Rilke’den Mahzunî Şerif’e; Sait Faik’ten Orhan Veli’ye alıntılar Horlu’nun şiirlerine eşlik ederken, okurun bu şiirlerdeki duygu yoğunluğundan etkilenmemesi güç. Herkesin yarası, taşlardan okunur mu? Islak şehirlerde, kökülen misketlerle, kalbimizde kırılan camlarla yürüyor şair. Babası ölünce, annesinin saçlarını örmediği kız çocuklarının kırıklıkları, cansız manken somurtkanlıkları derken fark ediyoruz ki, hepimizin duvarlarından çok boya döküldü, dökülüyor.

Karanlıkta dans ettirecek, şehir değiştirtecek, insanın gözlerini dev camlardan taşıracak gibi, Devrim Horlu’nun şiirleri. Ritimli, lirik, naif bir şiir. Kendi benliğiyle hesaplaşması, ego aşınmaları, beden bölünmeleri, büyüme basamakları var Gölgeler Çürürken’in ardında. Pazar yerinde annesini kaybeden çocuklar, mor ve yeşil badanalı evler, onarılacak düğmeler, bol gökyüzleri, ağaçların yeşil kazakları, yamuk yumuk dişler, şairin en çok annesi ve sevgilisiyle hesaplaştığı bir evrene çıkarıyor okuru.

“Üç Beyaz” şiirinin ilk kısmı Tuz’da renkleri, Şeker’de meyveleri, Un’da ise masa, su ve ipi konuşturan Horlu, “Gözlerin” şiirinde ise üç büyük şehrimizi yan yana yürütüyor örneğin. “Sivas”ta genç şairin külleri de 1993’te o “bir garip” otelde savruluyor. Gölgeler Çürürken, faka basan çocukların yaşadıklarıyla tamamlanırken, anlıyoruz ki yine büyüyemedik. Neşeli, olması gerektiği gibi yaşanan, kurallı, geniş zamanlı bir büyüme hikâyesi değil bu. Yürüdükçe, yol aldık sandıkça daha çok başa dönenlerin hikâyesi. Bu yüzden belki de, “gölgeler”imiz bile “çürüyor.” Bir gün gerçekten hareket etsek, uzun yolculuklarla mesela, büyüyebilir miyiz? Böyle büyünür mü?

Mütemadi çocukluk ağrıları

Bu yıl Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’ne değer görülen Gölgeler Çürürken, mütemadi çocukluğa, hiçbir şekilde büyüyememeye kilitlenen bir bedenin şiiri. Bu ödülün geçen yılki sahibi olan Gül Rengini’de coğrafyadan doğan, bu coğrafyadan güçlenen, beslenen şiirleri okumuştuk. Mehmet Özkan Şüküran’ın şiirlerinde, kendi toprağından, felsefesinden beslendiğinde şiirin ne denli mesafe kat edebildiğine tanık olmuştuk. Şüküran, okuru oyuncaklı uykulara, sahte mutlu bahçelere götürmemişti hiç; bilakis alıp, sürükleyip okura kendi aynasını kırdırtıyordu. Çiğnense de kolay yutulamayan şiirlerle doluydu Gül Rengini. Gölgeler Çürürken ise coğrafyadan beslenmeyi bilinçli olarak tercih etmiyor. Horlu’nun yeni balçıklarında, kötü sigaralarında daha lirik kökler buluyoruz. Şairin kendi özünü, benliğini, bilinçdışını da kendi kuyularına gömmesi çok önemli. Esasında tüm kuyuların en kötüsü olan kendi kuyusuna. Devrim Horlu’nun belli ki, dili, üslubu kendi güzergâhını bulmuş, nereden neyi ne kadar yontacağını, hangi olguları nasıl savuracağını çözmüş. Kendi kelime dizinleri, dize oluşturmaları kendi imzasına kavuşmuş. Gölgeler Çürürken’in ardından hangi şiirlerle okurun karşısına geleceğini merak etmemek mümkün değil. Daha gizemli yollarda bilincindeki yangınlarla yıkanmayı mı tercih edecek yoksa kavimli, göklü, tanrısal bir dili mi? Zehirlerle, hummalarla başka dünyaların yoluna mı çıkacak yoksa kendi sesini yakaladığı lirik evrende yeni basamaklara mı tırmanacak? Şairlerin ikinci kitap tercihleri, ilk kitaplarından daha zorlu muhakkak. Horlu’nun buradan sonra ne tarafa doğru yürüyeceğini, kendi tınısının aksi belirleyecek belki de.

1988 doğumlu olan Devrim Horlu’nun Gölgeler Çürürken’de yer alan şiirleri sıkı şiir okurlarına bütünlüklü bir resim çiziyor. Büyüyememenin ağrıları, insanın kendi aynasından kopamamasının yarattığı her tür iz, her birimizde çok camlar kırdı, kırmaya da devam ediyor. Buralarda insan bazen hiç büyüyemiyor. Bunca kırılmaya, dökülmeye, yaraya rağmen bir şekilde de karanlıkta dans etmeye devam edebilmek lazım. Ruhlarımız hızla çürüyor olsa da Horlu, o umudun, naif ışıltıların peşinde. Tam da bu yüzden, Gölgeler Çürürken’e muhakkak kulak vermemiz şart.