Bir intihar biçimi olarak “SDS”

Evsiz Bir Adamın Güncesi

Evsiz Bir Adamın Güncesi

MARC AUGÉ

Çeviri: Zeynep Büşra Bölükbaşı
Yapı Kredi Yayınları
- A +

Her kavramı tersyüz ettiği gibi her muhalefeti de kendi ürettiği yapay muhalefetle marjinalleştirerek varlığını sürdürecek olan kapitalizm, yersiz-yurtsuzları da “homeless (evsiz)” diyerek sempatik bir sokak hayvanına dönüştürmeyi başarıyor. SDS ise sabit evi olmayan, arabada, karavanda vs. kalanlar. Aslında bir tür kendini imha biçimi! Marc Augé, Evsiz Bir Adamın Günlüğü’nde aslında bu intiharı anlatıyor.

TEMEL KARATAŞ

Kapitalizm mucizevi bir sistem! Bitmeyen, hatta azarak süren varlığını da buna borçlu. Şekli şemali yok. Tanımlar, kitaplar, tartışmalar, makaleler on yıllardır sürüp gidiyor. Kabul edilemeyen ise şu: Kapitalizm, övüldüğü yerden ödül alıp, yerildiği yerde bizzat ya muhalif olarak ya da çözüm üreterek(!) akıp gidiyor. Ürettiği küresel sorunlara karşı oluşan muhalefeti, kendi ürettiği “muhalefetle” egale edip gerçek muhalefeti marjinalleştirmeyi başarıyor. Mesela, çevre sorunlarına karşı çevreci muhalefet mi çıkıyor, “ekolojik hayat”ın sözde en iyisini el altından yine sistem kendisi inşa ediyor, gerçek muhalefeti radikal ilan ediyor. Son yıllarda sistemin doğurduğu yeni sorunlardan en önemlisi de “yersiz-yurtsuzluk” ve SDS denen sabit evi olmayan insanlar. Yani ekonomik sorunlardan dolayı, arabada, karavanda ya da bir gün orada, bir gün burada kalanlar. Ki bu bir tür kendini imha biçimi aslında. Dramatik!

Bakın, her ay yenisi yayınlanan raporlar ne diyor? Mesela Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI), 330 milyon haneye karşılık gelen 1,2 milyar insanın sürdürülebilir ve karşılanabilir barınma garantisinden mahrum olduğunu ilan ediyor. Projeksiyon da var: 2025’e kadar bu rakam yüzde 30 artacakmış. Ne etti? 440 milyon hane, 1,6 milyar insan. Ne tespitler, ne raporlar, değil mi?

Evsiz nedir, kimdir?

Ne anlatıyoruz biz? Bunun adı evvel ahir fukaralık, yersiz-yurtsuzluk değil mi? Sistem zaten bu kesimin sırtında kurulmadı mı? Yok, böyle değilmiş gibi, bunu da yeni keşfedilmiş bir sosyolojik vaka olarak sunuyor, insanın söyledikçe söyleyesi gelen sevimli bir sözcüğe (homeless) sığdırıyor, “evsizler” diyor, yetmiyor, dallara ayırıp “SDS (Sabit Evi Olmayan İnsanlar) diye bir grup daha oluşturuyor. Ve bu sorun da böylece çözülüp sistemin şirinliği hâlini alıveriyor. Onlara banklar inşa ediliyor, sosyal devlet (!) tarafından barınma merkezleri kuruluyor, özel şirketler aracılığıyla ağaç gölgeleri vs. temin ediliyor! Bitti gitti. Sonrası artık sayıdan, istatistik çizgilerinden ibaret: Almanya’da 52 bin evsiz, Fransa’da bir ayda 21 bin evsiz başvurusu, İngiltere’de 78 bini barınma merkezlerinde, dokuz bini sokakta...

Bu devasa meseleye genel bakılınca (ki öylesi isteniyor), görülecek şey Van Gogh tablosunda yerdeki böcek pisliği kadar pistir ancak! Yani resmin hoşluğudur o da. Filmleri çekilir, romanları yazılır, herkes kazanır, sistem kazanır. Birazı barınma merkezleri için fona bağışlanır. Bir bank konur bir parka. Şirket kendi adını kazır, gururla sunar. Bir barınma merkezi yapılır, film şirketi tabelaya imza atar, gururla sunar! Özcesi, evsizliği, fukaralığı, düşkünlüğü Hollywood gururla sunuverir.

Marc Augé, Evsiz Bir Adamın Güncesi’nde bu genele bakma körlüğünü engellemek için konunun özelden genele aktarılmasından yana. Yani bir evsizi, etnik-kurmaca kahraman olarak karşımıza capcanlı dikmeye çabalıyor. Evsizin güncesi anlatamazsa ne anlatır ki evsizliği? Evsiz daima suçludur mesela. Polis huzur vermez, belediye rahat vermez. Ötekidir evsiz. Beriki, evli-yurtlu olandır. Beriki ötekine rahat vermez... Çünkü beriki, evsizlikle yerli-yurtlu olma arasındaki o ince çizgiyi idrak edemeyendir. Sistemin sillesini henüz yemeyenin, sistemin ilk kurbanlarına yukardan yadırgı bakışıdır mesele. Oysa, “insanın evini kaybetmesi, birini kaybetmek gibi”dir. “(...)Son kalan bir başkasını.” (s.31)

Görürüz ki güncede, evsizlik ayrı duyarlılık, nitelik ve öncelikleri beraberinde getirir. Evsiz, sistemin günlük işleyişindeki açıkları kovalamak, bilmek zorundadır. Ne zaman, nerede uyunur? Hangi mevsimde nerede yatılır? Hava durumu tahmini... Duş alınabilecek yerler, ücretsiz tuvaletler, ucuz oteller... SDS, yani sabit evi olmayan, arabada uyuyan, bir gün o karavanda bir gün bu motelde sabahlayanlar da ayrı duyarlılıklar geliştirir. İşin aslı, keşfedildiği gibi başka bir sınıf değil, başka bir familyadır evsizler!

Ya evsizin politikası?

“Sabit bir yaşam alanım olmadığından beri politikanın gerçeküstü taraflarına karşı daha hassasım. Gündem bize günlük pembe dizi misali sunuluyor” (s.34) diyor etnik kurgu kahraman, güncesinde. Evsizliğin ilk günlerinde tespit ediyor bunu. “İlgimiz, bizim yerimize düzenlenip önümüze sunulan, sanki kendi sorularımızmış ve onları merak edip ortaya koyan bizmişiz gibi davranılan sorular üzerine odaklanıyor.” Örnek mi: “Fransız ‘insanî yardım’ topluluğu Kolombiya’dan çekilecek mi?” “Olimpiyat meşalesi Paris’i yangın hadisesi yaşanmadan dolaşabilecek mi?”

Ancak görünen o ki, politika ve medya okuryazarlığına karşı idraki açık, azınlıkta bir evsiz kahramanımız. Zira, evsizi evsizliğini bile sorgulayamaz hâle getirmeyi neredeyse başardı sistem. İlk ve son kez 68’i fırsata çevirmeyi başaran solda ise kadim, krizi fırsata çevirme tartışmaları! Bir evsizin apolitik olması da sistemin artık en önemli gücü ve başarısı sayılmalı. Koşullar ise bu “familyayı” daha da büyüteceğe benziyor. Aklıma gelen soru şu: Yarın, evsiz istatistikleri değil de yerli-yurtlu istatistikleri yayınlanmaya başlarsa ne olacak? Bir gün şöyle bir rapor okursak mesela: “Dünyada yaşayan 12 milyar insandan 10 bini daha törenle sabit bir barınağa yerleştirildi. Böylece evli-yurtlu sayısı 1 milyarı aştı! Olmaz mı?