Sinema tutkusunun peşinde bir hayat

Deligözel/ Bir Yadigâr Ejder Kitabı

Deligözel/ Bir Yadigâr Ejder Kitabı

ERHAN TUNCER

Karakarga Yayınları
- A +

Tutkusunun peşinden giden ve henüz 40’lı yaşlarının başında hayatını kaybeden Ejder’in hüzünlü ve ani ölümünün müsebbibi sinema sektörünün acımasız koşullarıdır. 

SONER SERT

Geçen günlerde Karakarga Yayınları’ndan Erhan Tuncer imzasıyla çıkan Deligözel- Bir Yadigâr Ejder Kitabı isimli kitap, sinemamızın karakter oyuncularından Adnan Koyun’un, namıdiğer Yadigâr Ejder’in yaşam öyküsünü konu alıyor. Tuncer’in henüz öğrencilik döneminde üzerine çalışmalar yaptığı karakter oyuncuları meselesini derinlemesine irdelemesi sonucu ortaya çıkan bu çalışmada Yadigâr Ejder’in yaşamı tüm boyutlarıyla ele alınıyor. Çocukluğu, ilk gençliği, sinema tutkusu, açlık yılları, figüranlık ve karakter oyunculuğu dönemi, aşkları ve setlerde yaşadıkları…

Genç yaşına rağmen sinemamızdaki karakter oyuncuları üzerine araştırma yapan, yaptığı araştırmaları "Üçüncü Adam" isimli blogunda yayımlayan Erhan Tuncer, 1987 yılında İstanbul'da doğdu. "Üçüncü Adam"da sinemamızdaki karakter oyuncularının hikâyelerini paylaştı. Hazırladığı Yadigâr Ejder kitabının da en can alıcı noktası "figüran" ve "karakter oyuncusu" ayrımının yarattığı tartışma oldu. Bu ayrım üzerine şekillendirdiği çalışma, Yadigâr Ejder'in yakınlarının da tanıklığıyla sinema emekçilerinin hakkını vermeyi amaç ediniyor.

1951 yılında Sivas’ta dünyaya gelen Ejder’e, bebekliğinde çok güzel olduğu için, yöre ağzıyla güzeli kastederek “gözel” lakabı takılır. Ejder’in zamanla serpilmesi ve macerayı seven bir çocuk olması ile beraber “gözel”in önüne deli eklenir ve “deligözel” lakabıyla yörede tanınmaya başlar. Henüz o çocukken babasının Almanya’ya işçi olarak gitmesi üzerine, her ne kadar babası para gönderse de, çocuk yaşlardan itibaren aile ekonomisine katkıda bulunur. Vaktinin büyük çoğunluğu yaşıtları gibi sokaklarda geçer ama oyun oynamak için değil. Ekmek parası için…

Zamanla içinde serpilen sinema tutkusu onu İstanbul’a sürükler. Meşhur “figüranlar kahvesi”nde geçer artık zaman… İş bekler, yapımcıların kapısını aşındırır ve yine iş bekler… İş çıkmayınca, çocukluğundan kalma alışkanlıkla günübirlik işlerde çalışır, ekmeğini aslanın ağzından alır. 1972 yılında ilk kez bir sinema filminde, Fosforlu Melek’te, görünür. Dev cüssesi ve onun deyimiyle “çirkin” olması nedeniyle “kötü adam” olarak sinemada aranır olur ve gün geçtikçe oynadığı film sayısı artar. 1972’de yedi filmde oynarken, bu sayı 1974’te 15, 1976’da 41 olur. Özellikle Kemal Sunal filmlerine farklı bir renk katar ve seyirci tarafından çok sevilir. Bu dönemlerde Beyoğlu’nun arka yakasındaki otellerde kalır. Oynadığı role göre yevmiyesi artar. Bazen ucuz, bazen pahalı otellerde kalır. 80’lerde oynadığı film sayısı giderek azalırken yıllar 1990’ı gösterdiğinde oynadığı film sayısı biri ancak bulur. 1991 yılında tam işleri rayına oturtacağı zaman, o dönem ardı ardına başlayan iki projesi vardır, Taksim’de bir kebapçının tuvaletinde beyin kanaması geçirerek hayatını kaybeder.

Tutkusunun peşinden giden ve henüz 40’lı yaşlarının başında hayatını kaybeden Ejder’in hüzünlü ve ani ölümünün müsebbibi sinema sektörünün acımasız koşullarıdır. Oynadığı 306 filmde sayısız kere, rol icabı olarak, tartaklanan, arabalardan ve evlerden atlayan, karın tokluğuna çalışan Ejder’in bünyesi günden güne zayıflar ve hastalık belirtileri göstermeye başlar. İşsiz kalmamak için defalarca sakatlanmasına, kanamalı kazalar geçirmesine rağmen, yönetmenin ve yapımcının, problemli bir oyuncu olduğunu düşünmemesi için hiç sesini çıkarmaz. Çıkan koluyla oynamaya devam eder, set sonrası hiçbir şey olmamış gibi çıkıkçıya giderek kolunu taktırır. Hak talep edemez çünkü mimleneceğini düşünür.

1980 öncesi toplumsal mücadele yükselirken Yadigâr Ejder de, sendikanın çağrı yaptığı 1 Mayıs alanına, Taksim Meydanı’na gider. Pankartı sırtlar ve haklarını haykırır. Canına tak etmiştir. Yükselen umuttan payına düşeni almak ister.

12 Eylül faşist darbesiyle yenilen “sol”la birlikte, Yadigâr Ejder de umudunu yitirir. “O yapımcılar ki, çoğu kirli yollarla elde ettikleri kirli paraların sefasını sürüyor” diyerek nitelediği sermayedarların düzeninde ona ekmek yoktur. Yeşilçam’ın değişen dengelerinde ve güvencesiz ortamında, zaten kısıtlı olan iş imkânlarının giderek azalmasıyla sağlığını iyiden iyiye yitirir. Bulduğu tek tük iş de karın tokluğunadır. Yadigâr Ejder ölümünden birkaç gün önce Hafta Sonu Gazetesi’ne verdiği söyleşide (15 Mart 1991) durumunu “Ölümü bekliyorum. Sayısız kaza geçirdim. Yürüyen arabadan atladım, her yanım parça parça oldu… Hastaneye yattığım zaman param yoktu. Param bittiği için hastaneden de kovuldum” sözleriyle açıklar. Şüphesiz ki Yadigâr Ejder’in durumu münferit değildir. Ejder’in pozisyonunda olan yüzlerce set emekçisi, bugün bile yaşamını çok zor koşullar altında sağlamaya çalışmaktadır.