"Grevde hastanede, postanede, okulda kadınların aynı dili konuştuklarını gördüm"

Bir Kadın Grevi

Bir Kadın Grevi

FERYAL SAYGILIGİL

Güldünya Yayınları
- A +

Flormar Direnişi’yle eşzamanlı bir okuma olmasının yanı sıra Flormar’la taşıdığı benzerlikler açısından da besleyici bir çalışma olan Bir Kadın Grevi-Serbest Bölgede Kadın Olmak kitabı altı bölümden oluşuyor. Yazar ilk bölümde teorik tartışmaları gündemleştirerek, özellikle kapitalizm ve patriyarka ilişkisine değiniyor. Hartman, Delphy, Connel ve Bourdieu gibi düşünürlerden yararlanarak üretim, yeniden üretim, sınıf, habitus, deneyim ve proleter kamusal alan oluşturma bilgisi gibi kavramları etraflıca ele alıyor. Ancak Saygılıgil’in hem belgeselde hem de kitapta sıkça gündemleştirdiği bir konu daha var: Kadınların görünmeyen ev ve bakım emeği. Çünkü bu kadınlar, yoksul ailelerin ucuz iş gücü olarak Serbest Bölge’de çalıştıkları kadar evde de çalışıyorlar.

TUĞÇE YILMAZ

Flormar Direnişi’ni duydunuz mu? Gebze’de, kozmetik üreticisi Flormar patronu yaklaşık dört ay önce 132 işçiyi işten attı. 12 işçinin aktif bir sendikal örgütlenmenin öznesi oldukları için, diğer işçilerin ise atılan işçilere destek oldukları için işleri ellerinden alındı. İşçilerin “suçu” sendikalı olmak. Üye oldukları Petrol-İş Sendikası, iş yerinde toplu sözleşme imzalama yetkisini aldıktan hemen sonra işveren, işçileri bir bir işten çıkarmaya başladı. 132 işçi, OHAL koşullarına rağmen fabrika önündeki direnişlerinde 140 günü geride bıraktılar. Direnişteki işçilerin çoğu kadın.

Flormar Direnişi’nin devam ettiği şu günlerde, sosyolog Feryal Saygılıgil, Bir Kadın Grevi-Serbest Bölgede Kadın Olmak kitabıyla bizi 2006 yılına, Novamed Direnişi’ne götürüyor. Saygılıgil, 1 yıl 2 ay 23 gün süren grevin 141. gününde Güliz Sağlam ile birlikte işçilerle görüşmek için Antalya Serbest Bölge’ye gitmiş. İki gün boyunca kadınlarla görüşmüşler ve bu görüşmelerin bazılarını kayıt altına almışlar. Nihayetinde ortaya Novamed Direnişi isimli 12 dakikalık bir belgesel çıkmış. Saygılıgil’in aktarımına göre, doktora tezini Novamedli grevci kadınların deneyimi olarak belirlemesi de aynı döneme denk geliyor. Bir Kadın Grevi kitabı da bu çalışmaların ürünü.

Almanya merkezli Fresenius Medical Care (FMC) küresel piyasaya kronik böbrek hastaları için hem diyaliz ürünleri hem de diyaliz tedavi hizmetleri sunan çokuluslu bir şirket. Novamed, FMC’ye bağlı; 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölge’de diyaliz kan seti üreten, dağıtan ve pazarlayan bir fabrika. 26 Eylül 2006 ve 18 Aralık 2007 tarihleri arasında bu iş yerinde bir grev yapıldı. Peki, işçiler neden greve çıktı? Türkiye’deki FMC fabrikası yerine, Almanya’daki fabrikada çalışsalardı işçilerin saat başı ücreti 11,92-12,72 Euro olacaktı. Türkiye’de işçiler ise saat başı yaklaşık 2 Euro alıyordu. Hamilelik bir takvimle kayıt altına alınarak sıraya konulmuştu, işçilerin hamile kalması yazılı bir sözleşmeye tabi değildi ve fakat hamile olmaları gerekçe gösterilerek toplu işten çıkarmalar oluyordu. Çalışma saatlerinde 15 dakika dinlenme, 25 dakika ise yemek molası vardı. Yemekler kötü olduğu için çorba ve/veya poğaça ile işçiler öğünlerini kurtarmaya çalışıyorlardı. Çalışan iki kadının yan yana geldiğinde konuşması yasaktı. İşinizi hangi gerekçeyle olursa olsun bırakmanız yasaktı, yanınızda bir arkadaşınız bayılsa dahi… Maskesiz çalışan işçiler tehlikeli kimyasalların içinde arı gibi çalışmak zorundaydı. Zehirli solüsyonlar yüzünden meslek hastalıklarına yakalansalar bile... Novamed’de greve çıkan 85 işçinin 83’ü kadındı. Antalya Serbest Bölge’de tam 448 gün süren bir grev ve direniş oldu. 448 gün süren grev, işçilerin kazanımıyla sonuçlandı ve üye oldukları Petrol-İş Sendikası, şirketle üç yıllık toplu sözleşme imzaladı. 

Flormar Direnişi’yle eşzamanlı bir okuma olmasının yanı sıra Flormar'la taşıdığı benzerlikler açısından da besleyici bir çalışma olan Bir Kadın Grevi-Serbest Bölgede Kadın Olmak kitabı altı bölümden oluşuyor. Yazar ilk bölümde teorik tartışmaları gündemleştirerek, özellikle kapitalizm ve patriyarka ilişkisine değiniyor. Hartman, Delphy, Connel ve Bourdieu gibi düşünürlerden yararlanarak üretim, yeniden üretim, sınıf, habitus, deneyim ve proleter kamusal alan oluşturma bilgisi gibi kavramları etraflıca ele alıyor. Ancak Saygılıgil’in hem belgeselde hem de kitapta sıkça gündemleştirdiği bir konu daha var: Kadınların görünmeyen ev ve bakım emeği. Çünkü bu kadınlar, yoksul ailelerin ucuz iş gücü olarak Serbest Bölge’de çalıştıkları kadar evde de çalışıyorlar.

“Eli sopalı hanım birlikleri”

İkinci bölümde Türkiye’de kadın emeği, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın işçilerin durumunu ve direnişlerini tartışıyor yazar. Bu bölümde hayli ilgi çekici deneyim örnekleri var. Bildiğimiz üzere erkek işçiler, Osmanlı’nın son demlerinde örgütlenmeye başlasalar da kadınlar için aynı durum elbette söz konusu değil. Kadınlar bu dönemde sadece ücretsiz aile işçisi konumundan sanayide çalışmaya başlayan işçi konumuna gelebiliyor. Dokuma, gıda, tütün gibi farklı iş kollarında çalışabiliyorlar. Ancak şöyle ilginç bir deneyim var kitapta bahsi geçen. 1839-1870 arası dönemde kadınlar seslerini duyurmak ve kısmen de olsa haklarını alabilmek için bazı direniş stratejileri geliştiriyor. Bunlardan biri 1851’de Samakov’da kurulan bir mekanik tarağa yönelik makine kırma eylemleri. Kadın işçiler ellerinde kürek, balta ve sopalarla dokuma atölyesine saldırıyor. 23 Mayıs 1876 tarihli tersane grevinde ise greve işçilerin eşleri de katılıyor. Gazeteler bu eylem girişiminden “eli sopalı hanım birlikleri” diye bahsediyor. Bu deneyimler umut verici olsa da 1964 yılına gelene dek bir kadın grevinden bahsetmek mümkün değil. Petrol-İş Sendikası’nın da ilk grevi olan Berec direnişi, pil üreten Berec Fabrikası’nda 41 gün süren bir grev. Ve nihayet, greve çıkan 1018 işçiden 790’ı kadın. Yazar bu bölümü günümüzde kadının işgücü piyasasındaki konumlanışıyla kapatıyor. 

Üçüncü bölümde –yazarın temel derdi de diyebileceğimiz– Serbest Bölge’de kadın emeği konusu işleniyor. Bölge, bölgedeki çalışma koşulları, bölgenin düzeneği ve kadın işçilerin bölge deneyimlerinin aktarıldığı bölümde, Agamben’den ilhamla bölgenin bir analizini yapıyor yazar. İstisnai bir mekân olarak ele aldığı Serbest Bölge’nin Agamben’in “Modern(liğ)in Nomos’u Olarak Kamp” kavramlaştırmasıyla örtüştüğünü ve görünümüyle de bir çalışma kampını andırdığını söylüyor. Serbest Bölgelerdeki kadınların örgütlenme pratiklerini de dünyadaki diğer pratikler üzerinden inceliyor.

Dördüncü ve beşinci bölümde fabrikada direnişin ve grevin öznesi olan kadınların evlerde nasıl bir dönüşüm yaşadıkları, grevin onlara ne kazandırdığı, gelecekten “şimdi” ne bekledikleri gibi görüşme kayıtlarının yanı sıra çalışmanın kadınlar için ne anlama geldiği ve sonuçları tartışılıyor. Örneğin işçilerden biri şöyle diyor: “Kadınların fabrikada verdikleri mücadele eve de yansıyor. Bak, işte grevdeyim. Evde de grev yaparım diyorum.”

Son bölümde ise yazar kadınların kamusal alanla ilişkisini ve belki de kamusal alanda varoluşlarını en çok belirleyen koşullardan biri olan “Annelik”i ele alıyor. Novamedli işçilerin tanımlanmasında anne olmalarının nasıl öne geçtiğinin yanı sıra, tarih boyunca devrimlerde dahi kadınlara biçilen annelik rolü, kitaplardaki kutsal anne vurgusu örneklerle açıklanıyor.

Kitap, sınıf mücadelesiyle kadın mücadelesinin birleştiği bir deneyim olan Novamed Direnişi üzerinden örülüyor; lakin akışında başka deneyimler de var. Bir işçi olarak kadınların yaşadıkları, bu kadınların aynı zamanda anne olmaları ve işe girerken sadece babadan, kocadan değil; sevgiliden veya akraba bir erkekten dahi izin almak zorunda kalmanın yakıcılığı karşılaştıkları ilk güçlüklerden biri. İş yerinde uğradıkları taciz, ikinci cins olarak görülmeleri ve tam da bu yüzden patronların daha fazla zorbalıklarına maruz kalmaları, erkek işçilere oranla daha çok aşağılanmaları, azarlanmaları ve belki de sayfalarca anlatabileceğimiz sömürü. Diğer yanda ise grevin öğrettikleri... Bunun için sözü Novamedli grevci kadınlardan birine bırakalım: “Grevde hastanede, postanede, okulda kadınların aynı dili konuştuklarını gördüm. Öncesinde sınıf farkı olduğunu düşünürdüm. Şimdi kadınların aynı olduğunu düşünüyorum. Her an aynı yerde değiliz ama birlikte hareket edebiliyoruz. Bunu öğrenmek güzel.”