Dönüşüm esastır

Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor

Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor

BENJAMIN ALIRE SÁENZ

Dex Kitap
Çeviri: Çiçek Ağgez
- A +

Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor'un son kertede vardığı yer sevgidir; korkusuz, utanmasız, yalın ve güçlü bir sevgi...

BERKAY ÜSTÜN

Evrenin sırlarını keşfetmenin bir yönü yoktur. Sırlar dışarıda bir yerde, biz onları çıkaralım diye gizlenmiş değillerdir. Bu inanılmaz evrenin sırları basitçe insanın kendi içine dönüp orada da bulabileceği cinsten değildir. Zaten en büyük giz yaşamın kendisidir ve tam olarak orada; yaşamda gizlidir. Yani eğer yetişkin düşünme kalıplarından ve onun getirdiği günlük yaşamın sıkıcı bayağılıklarından sıyrılıp bir sır olduğunu düşünecek kadar saf kalpli kalabiliyorsak, bakmamız gereken yer kendi hâlinde akıp gitmekte olan hayatın harmonisidir. Ben ve öteki diye bir ayrımın kalmadığı yerde bir şeyi dışarıda veya içeride aramanın da manası kalmaz. Öyle ki evrenin sırları her yerdedir, her zamandır, onları keşfetmek için ise dışarısıyla içerisini ayırmadan ne olduğunu anlamamız gerekmektedir.

American Book Award dâhil birçok ödül sahibi Benjamin Alire Sáenz’in kaleminden Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor adlı kitap ergenlik çağındaki bir gencin kendisini ve kendisiyle birlikte etrafında dönen evrenin sırlarını keşfetme yolculuğunu konu alıyor. Kitap, Aristo ismindeki Meksika kökenli oğlanın tıpkı kendisi gibi Meksika kökenli bir başka oğlan olan Dante’yle tanışması, arkadaş olması ve birlikte büyümelerinin hikâyelerini anlatıyor. Kitabın anlatıcısı olan Aristo; yalnız, üzgün ve öfkeli bir oğlan. Babasının, annesinin ve ağabeyinin hayatları hakkındaki sırlar, kendisini anlaması önünde de büyük bir engel teşkil ediyor. Dante ile tanışana kadar hiç arkadaşı olmaması Aristo için bir sorun değilse de annesi tarafından sürekli vurgulanan ve Aristo’ya kendi hayatını kendisinin yönetememesini tekrar tekrar gösteren rahatsız edici bir uyarana dönüşüyor. Aristo’nun odasında hiç poster yok, eşyaları derli toplu ve kendisinin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmekten kurtulamıyor.

Aristo’ya yüzme öğretmeye başlayarak tek arkadaşı olan Dante ise Aristo’nun tam tersi. Ailesiyle arasında güçlü bir fiziksel ve manevi bağ var. Kendine has entelektüel zevkleri olan Dante’nin duvarı sevdiği sanatçıların resimleriyle dolu. Aristo’ya kıyasla çok daha aktif, yaşam dolu ve Aristo’nun kendisini keşfetme yolculuğunda âdeta onun bir adım önünde yürüyen bir öğretmen gibi gözüküyor. Fakat kısa zamanda Aristo’ya aşık olmasıyla geriye kalan her şey gibi öğretmenlik durumu da muğlaklaşıyor Dante’nin ve aynı yolda birlikte büyüyen, birbirini tamamlayan iki genç oğlanın hikâyesine dönüşüyor kitap. Yine de kitabın belli bir olay örgüsü; oluşturulan, geliştirilen ve sonuca bağlanan bir izleğinin olduğunu söylemek güç. Anlatılan daha ziyade Aristo’nun 15 yaşından 17 yaşına kadar başına gelen olaylar dizini diyebiliriz.

Aristo’nun başına gelen olaylar kurgulanmış bir senaryo içerisinde bağlı kalınan bir temanın etrafına değil de, Amerika Birleşik Devletleri’nin alelade bir köşesindeki Meksika kökenli bir lise öğrencisinin olağan yaşamı çerçevesinde rastgeleliklerle örülmüş. Bu tarz bir anlatımın başarılı olabilmesi için kanımca hakiki bir yalınlık gereklidir. Saenz, bu yalınlığı ideal bir seviyede yakalamışa benziyor. Kitabın türünün Young-Adult (Genç Yetişkin) olduğunun burada altının çizilmesi önemli olacaktır. Çünkü bu yalınlık çoğu zaman kendisini dilsel bir basitlik olarak bulmuş. Edebî derinlik bağlamında kitabın ilk sayfası itibariyle hissetmeye başlayacağımız hafiflik Yetişkin okur kategorisi için kolayca sıkıcılaşmaya müsait. Bu bağlamda kitap gerçekten de 15 yaşındaki bir oğlanın ağzından yazılmış gibi. Öyle ki zaman zaman anlatımda Dante’nin ağzından kullanılan komplike kelimeleri Aristo’nun anlaması için sözlük kullanması gerekiyor. Fakat son kertede kitabı gerçekten ilginç kılan öğelerden birisi de dilin bu biçimde 15 yaşındaki ergen bir oğlanın hislerini yansıtabilecek yalınlıkta yazılmış olması oluyor.

Bu denli bir anlatımın yetişkin okuyucuyu yakaladığı yerler olduğunda ise çok daha başka bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: yetişkin ve ergen ayrımını nasıl yapabiliriz? Evren ucu bucağı belli olmayan bir bilgi kaynağıysa eğer ve her daim keşfedilecek yeni sırlara gebeyse her kişinin kendi keşif serüveni de öyle sonsuz değil midir? Yani karşımızda yalın ve basit bir anlatımla kendi duygularını anlamaya çalışan ergen bir oğlanın hikâyesi var, fakat ne hikmetse bu hikâye birçok yetişkinin kolaylıkla empati kurup kendi hayatından paralelliklere rastlayabileceği bir anlatı aynı zamanda. Kitabın bu gücü kendisinden değil de, insan olma gerçeğine dair yakaladığı o küçük gizden kaynaklanıyor olsa gerek: biz alabildiğimiz sürece ne bilgi bitiyor, ne tecrübe ne de hikâye bir sona bağlanıyor. Bu kitabın da son sayfalarına gelip bitirdiğinizi sandığınızda göreceksiniz ki bitmekte olan sayfalar yalnızca yeni bir hikâyenin giriş bölümüdür. Dolayısıyla kabaca bakıldığında hikâyenin sonuyla beraber ergenliği tamamlayıp yetişkinliğe geçmekte olan Aristo ve Dante’nin kapları belli bir yere kadar dolmuştur, sırada ise kaplarını genişletip daha çok dolduracakları başka hikâyeler vardır. Kitabın ön kapağından söylendiği üzere “Gençlik insanın kendini keşfetmeye başladığı, büyülü bir çağdır.” Buna ilaveten söylemek isterim ki yaşam büyünün unutulmaması gerektiği büyük bir keşiftir. Bu kitap gençliklerinin büyüsünü unutmakta olup günlük yaşamın bayağılığında kalplerinin boşaldığını sanan birçok yetişkine de iyi gelecektir.

Kitabın yetişkin okurlar için böyle bir misyonu olabileceğine inanıyorum çünkü kitabın son kertede vardığı yer sevgidir; korkusuz, utanmasız, yalın ve güçlü bir sevgi. Kitabın anlatıcısı Aristo’nun bütün iniş çıkışlarının, kederinin, mutsuzluğunun, öfkesinin, utancının çözüme kavuştuğu nokta kendi içindeki sevgiyi anlaması ve onunla bir olabilmesidir. Bu sevgi şüphesiz Dante’ye yönelmiştir. Aristo kitabın son sayfalarına kadar bu basit gerçeği kavrayamaz. Etrafında olup biten bütün kavgaların, babasının savaş sırlarının, ağabeyinin hapiste bulunmasının esrarının, annesini anlayamamasının, Meksikalı mı yoksa Amerikalı mı olduğunun ve tüm bu soruların altında basit bir cevabın olduğunu kavrayamaz genç Aristo. Çaresizce cevap araması onu yalnızca daha büyük yıkımlara sürükler, çünkü cevabı yanlış yerlerde arar, yanlış sorular sormaktadır. Anlaşılmış olacağı üzere Aristo ve Dante evreni ve kendilerini keşfetmekte oldukları bu yolda eşcinsel olduklarını da keşfetmektedirler. Dante, kendisini görece daha hızlı tanımakta olan bir genç olarak bu basit gerçeğe hızlıca ulaşmıştır. Fakat Aristo için aşkın gücünün nereden geldiğini, aslında ortada kendisini kabul edebilmesinden gayri hiçbir sorun olmadığını görmekte zorlanmış ve zorlandıkça kendisine hep daha büyük dertler açmıştır. Aristo’nun kırmızı nostaljik pikabının yanında çölün ortasında yıldızların altında Dante’yi tutkuyla öpmesine kadar taşıdığı ağırlık, öpüşle birlikte yerini derin bir huzura bırakır. Ve Aristo başından beri sorulması gereken bir sorunun olmadığını böylece anlar.

Sáenz’in Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor ile başardığı muazzam bir iş vardır: evrenin sırlarına giden yolun basit bir analojisini kurmuştur. Öyle değil midir ki dışarıdaki gerçekliği keşfetmeye çalışırken hep içimizden bir şeyler buluruz. Yaşam yalnızca kendi kendisinde, içkin bir vaziyette akmaktayken ortaya çıktığını sandığımız sorunlar, öfkeler, mutsuzluklar ancak kendimizden kaynaklanmaktadır. İçine düşülen büyük buhranlar, asla çıkış bulamayacağımızı düşündüğümüz umutsuz karanlıklar dağılıp ışığa kavuşmaya sadece bir öpücük kadar uzaktırlar.