Karmaşa ve yalınlığın çarpıcı öyküleri

Açık Sırlar

Açık Sırlar

ALICE MUNRO

Çeviri: Püren Özgören
Can Yayınları
- A +

Alice Munro’nun Açık Sırlar adlı kitabı Temmuz ayında Püren Özgören’in çevirisiyle okurla buluştu. Kitapta yer alan öyküler Alice Munro okurlarına tanıdık gelecek bir yapıya sahip. Çokkatmanlı olay örgüsü ve kalabalık öykü kişileri...

NİLÜFER ALTUNKAYA

Alice Munro, kitapta yer alan sekiz öyküde de Carstairs adındaki bir “taşra” kasabasında hayatları birbirleriyle kesişen kahramanların yaşantılarını farklı pencerelerden ele alıyor. Anlatı zamansal kırılmalarla ilerlerken Munro baş döndürücü bir ayrıntı zenginliği sunuyor okura…

Hayatın keskin virajlarını almaya çalışan kadınlar ve erkekler Munro’nun kendi hızıyla coşan anlatımında varoluşsal birer mucizeye dönüşüyor. Bu açıdan yazar bir yandan klasik anlatının olanaklarını kullanarak modern bir anlatı kuruyor diğer yandan son derece çarpıcı bir öykü atmosferi yaratmayı başarıyor.

Alice Munro öykülerinin kendine özgü tüm özelliklerini taşıyan bu öykülerdeki keskin geçişler okurdan dikkat isteyen ayrıntılarla dolu… Bilindiği gibi Munro’nun öyküleri olaya dayalı anlatımıyla kısa öykü türünün tipik özelliklerini taşımayan çok katmanlı uzun öykülerdir. İşte bu kitapta yer alan öyküler de bu özellikleri taşıyor. Öykü zamanı ise yine geçmiş ve gelecek arasında hızlı geçişlerle aktarılarak I. Dünya Savaşı’ndan 1950 ve 1980’lere kadar uzanıyor.

Tematik açıdan baktığımızda taşra yaşantısının belirlediği sınırlılıklar, dostlukların yarattığı beklentiler, aşk ve hayal kırıklıkları, hayatın güncel akışı içinde insanın yüreğine saplanan kıymıklar gibi salınan acı ve kırgınlıklar, yakın mesafeden ele alınıyor Açık Sırlar’da.

“Kapılıp Gitti” adlı ilk öykü baş döndürücü bir hızla başlıyor. Piyano fabrikasında yaşanan feci kaza, kütüphaneci bir kadınla Arthur’un hayatının kesişmesi; yalnızlık, aşk ve ölüm… Bir kadının bir erkek tarafından fark edilmesi...

“Kütüphaneci genellikle koyu kırmızı bir bluz giyiyordu. Dudakları buna uygun bir kırmızıya boyanmış, saçları kısa kesilmişti. Artık genç bir kadın değildi ama insanın gözüne çarpan havasını korumuştu. Arthur yıllar önce, onu işe aldıklarında, ne kadar yalın, ağırbaşlı bir kadın, diye düşündüğünü anımsıyor.” (s.46)

Bu öykülerinde de olaya dayalı bir kurgusal akış kullanıyor Munro. Ve yine yalın bir anlatımla ve duru bir psikolojik derinlikle kuşatıyor okuru. Böylece kahramanların her biri oldukça renkli ve çok boyutlu bir hâl alıyor okurun gözünde.

Anılar, olasılıklar, maceracı başlangıçlar ve yenilgilere rağmen sızlanmadan devam etmeyi başaran kadınlar... Farklı yaşam biçimlerine ait sıra dışı adamlar...

Karmaşa ve yalınlığın iç içe olduğu kurgu içinde kurguyla zamansal geçişlerle ilerleyen bir öykü olarak dikkat çekiyor, “Arnavut Bakire”:

“Aşkta utangaç değildi. Gayet becerikli ve kafasına koyduğunu yapan biri olduğunu gördüm. Baştan çıkarma eylemi karşılıklıydı ve her ikimizin de evliyken yaşadığımız ilk aşk macerasıydı. Bir keresinde, bir partide birinin, evliliğin en güzel yanlarından biri gerçek aşk ilişkileri yaşayabilmendir, dediğini duymuştum- evlilikten önceki bir ilişki, yalnızca cilveleşme olarak kalabiliyordu. Bu konuşmadan tiksinmiş, yaşamın böylesine çorak ve bayağı olabileceğini düşünmek beni korkutmuştu. Ancak Nelson’la ilişkim başladıktan sonra, hayretler içinde kaldım. Bunda ne çoraklık ne de bayağılık vardı; yalnızca gözü dönmüşlük, arzunun apaçıklığı ve fokurdayan bir düzenbazlık.” (s. 130)

Ölümün ve aşkın hep çok yakın bir olasılık olarak sezildiği hayatlar, ağırlıklı olarak kadınların bakış açısıyla ele alınırken kahramanların duyumsadıkları monologlar ve dış gözlemlerle öylesine zengin bir anlatımla aktarılıyor ki o hayatların birbirine açıldığı kapılardan gelip geçmiş gibi oluyorsunuz.

Munro’nun gerçekçi anlatımı ve çarpıcı üslubu her öyküde farklı nitelikler kazanırken bambaşka bir okuma hazzı yaşatıyor. Anlar başka ânlara, düşünceler başka düşüncelere akarak anlatıyı kurarken okur, insanın yaşamın anlamını arayışındaki o tuhaf sınıra yaklaşıyor. Alice Munro böylece okuru her kahramanıyla belli bir mesafeden özdeşleştirmeyi başarırken başka yaşamlarla çakışan yazgıların tanıklığına ve bir insanda birçok yaşamın izlerini sürmeye davet ediyor.

Kitaba adını veren “Açık Sırlar” adlı öykü tam da böyle bir öykü:

“Peki, ama diyelim ki bir şey gördünüz? İsa bağlamında bir şey değil, ama bir şey? Maureen’in başına geldi bu. Bazen tam uykuya dalmak üzereyken ama henüz uyumamış, rüya görmeye başlamamışken, gözüne bir şey ilişir. Aynı şey, bazen, normal hayatı olarak gördüğü gündüz vakti de olur. Taş basamaklarda oturmuş kiraz yerken, kendini, elinde bir paketle basamakları çıkan bir adama bakarken bulur. Hayatında ne o basamakları görmüştür ne de o adamı, ama bir an için ikisinin de sürdüğü bir başka yaşamın parçası olduğu duygusuna kapılır; bunun kadar uzun, karmaşık, tuhaf ve donuk olan bir başka yaşamın.” ( s. 183)

İngilizce olarak 1994’te okurla buluştuğunu düşündüğümüzde biz biraz geç okumuş oluyoruz bu harika öyküleri. Bu yüzden Açık Sırlar’ı ilk kez Alice Munro okuyacaklara da bu büyük yazarın sadık okurlarına da daha fazla zaman kaybetmeden okumalarını öneririm.