REKLAMI GİZLE

Zülfü Livaneli: Ülkedeki bütün gücü tek kişiye teslim eden bir öneri nasıl desteklenir anlayamıyorum

"Herkeste bir 'son hesaplaşma' duygusu var"

- A +

Zülfü Livaneli, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın onayından sonra nisan ayında yapılması beklenen partili cumhurbaşkanlığını öngören referanduma ilişkin "Ülkedeki bütün gücü tek kişiye teslim eden bir öneri nasıl desteklenir anlayamıyorum" dedi. Referandumun ülkedeki kutuplaşmayı daha da keskinleştirdiğini belirten Livaneli "Herkeste bir 'son hesaplaşma' duygusu var. Bu ülkede insanlar nasıl tekrar yüz yüze bakacak, nasıl ortak bir yaşam oluşturacak bilemiyorum" diye konuştu.

Birgün'den Meltem Yılmaz'a söyleşi veren Livaneli'nin açıklamalarından ilgili bölüm şöyle:

Türkiye referanduma gidiyor. Siz, hem bir sanatçı hem de geçmişte siyasetçi yönü olan bir isim olarak, anayasa değişikliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sonuç ne olursa olsun bu referandum ülkedeki kutuplaşmayı biraz daha keskinleştirdi. Herkeste bir ‘’son hesaplaşma’’ duygusu var. Bu ülkede insanlar nasıl tekrar yüz yüze bakacak, nasıl ortak bir yaşam oluşturacak bilemiyorum. Herkes birbirini o kadar çok kırıp döküyor ki. Evet ya da hayır çıkması ülkenin yönünü belirleyecek. Kuvvetler ayrılığını yok eden ve ülkedeki bütün gücü tek kişiye teslim eden bir öneri nasıl yapılabiliyor, bazı siyasiler ve halkın bir kısmı bunu nasıl destekliyor anlayamıyorum.

Sözünü ettiğiniz kutuplaşma Türkiye ile özdeşleşmiş durumda. Siz çözümü nerede görüyor, nasıl formüle ediyorsunuz?

Bir dönem Türkiye’de sağ-sol kutuplaşması vardı. Devlet bunu ‘’iti ite kırdırma’’ diye adlandırdığı bir politika ile iç savaşa çevirdi ve binlerce gencimizi yitirdik. 90’lı yıllarda ise sağ sol kutuplaşması dağılmaya ve yerini başka bir şeye bırakmaya başlamıştı. Ben de o tarihlerden itibaren ‘‘Dikkat edelim. Üç kutuplu bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz’’ diye yazmaya başladım. Kastettiğim, dinci, laik ve Kürt kutuplaşmasıydı. O dönemlerde buna ihtimal vermeyenler bile sonunda gördü ki böyle bir keskin kutuplaşmanın içine düştük. Oysa demokrasi, etnik, dinsel ve milliyetçi temalara dayanırsa tehlike baş gösterir, çünkü bunlar çok temel ve kışkırtmaya çok açık duygulardır. Gerçek demokrasiler bu ögeleri siyaset dışı bırakır ve merkez sağ, merkez sol kanatları bulunan iki kanatlı bir kuş olarak uçar. Bizde de yapılması gereken budur.

OHAL şartları altında üretmek zorlaşıyor mu? Zira sizin romanınızın afişleri de OHAL nedeniyle kaldırıldı.

Benim kitabın afişlerinin yasaklanması, diğer OHAL uygulamaları yanında sinek vızıltısı gibi kalıyor. Sözünü etmeye bile utanırım. Referanduma doğru işler daha da sertleşecek gibi görünüyor. En korkuncu kan dökülmesi, ikincisi de birçok masum insanın hapsedilmesi. Ne yazık ki bu iki tehlikeden kısa sürede kurtulamayacağız gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yarıştığınız belediye seçimlerini yüzde 4, 89 oy farkı ile kaybetmiştiniz. O gün Erdoğan değil de siz belediye başkanı seçilmiş olsaydınız, bugün nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olurduk merak ediyorum.

Benim için iyi olmazdı herhalde. Çünkü siyaseti sevmiyorum, o seçime de zorlayarak katmışlardı beni. Ama ülke için nasıl olurdu bilemem.

Aynı zamanda UNESCO’nun iyi niyet elçiliği görevinde bulundunuz. Ancak görevinizden istifa ettiniz. İçinde yaşadığımız dönemde, “iyilik” neden bu kadar zor?

İyilik her zaman zordur, çünkü iyi insanlar genellikle tek tektir, oysa kötülük örgütlüdür. Gökteki yıldızları iyilik, hepsini kuşatan karanlığı ise kötülük olarak düşünün, ne demek istediğim daha çok ortaya çıkar.