Medya

Yeni Şafak: Türkiye'yi durdurmak artık mümkün değil!

"Türkiye'ye ilk operasyon Arap Baharı ile başlatıldı"

02 Aralık 2016 12:08

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, "Türkiye'yi durdurmak mümkün mü? Bir kez daha Anadolu'ya hapsetmek, savunma kalkanlarını yok etmek, milli direncini aşındırmak, sınırlarının sıfır noktasının bir adım ilerisine bakacak şekilde kafasını kaldıramayacak hale getirmek mümkün mü?" görüşünü savundu.

İbrahim Karagül'ün "Türkiye’yi durdurmak artık mümkün değildir" başlığıyla yayımlanan (2 Aralık 2016) yazısı şöyle:

Türkiye'yi durdurmak mümkün mü? Bir kez daha Anadolu'ya hapsetmek, savunma kalkanlarını yok etmek, milli direncini aşındırmak, sınırlarının sıfır noktasının bir adım ilerisine bakacak şekilde kafasını kaldıramayacak hale getirmek mümkün mü?

Bence mümkün değil. Ne kadar öfkeli operasyonlar yapılsa da, saldırı dalgaları ardı adına sıralansa da, içeriden çürütülüp dışarıdan vurulmak istense de, ne kadar terör örgütü varsa seferber edilse de, bugünkü siyasi akıl ne kadar küçümsenip sulandırılmak istense de bu artık mümkün değil. 

Kendi sorunlarına boğma, belirsizliğe sürükleme, bütün yönlerden kuşatma tehdidi altına alma, küresel gerilimin adresi olarak öne çıkarma gibi “caydırıcı” taktikler bu aşamadan sonra Türkiye'yi yavaşlatmaya, durdurmaya yetmeyecektir. Onu büyük yürüyüşten vazgeçirmeye, o büyük hedeften vazgeçirmeye yetmeyecektir. 

Korku duvarı aşıldı bir kere

Kritik eşik aşılmıştır. Psikolojik sınır aşılmıştır. Korku duvarları, tedirginlik çizgileri aşılmıştır. İttifak taahhütlerinin, palavra söylemlerin sonu gelmiş, gerçek ortaya çıkmış, son yirmi yıllık siyasi aldatmaca sona ermiştir. Türkiye, dışarıdan tanımlanma yerine kendini tanımlamayı başarabilmiştir. Başkalarının değertanımlarına yerine kendi değer tanımlarını öne alabilmiş, kendine bu yönde bir yol haritası çizebilmiştir. 

Türkiye; ABD'nin ve Avrupa Birliği'nin “stratejik konum” söylemlerinin yerine kendini tanıma, bilme, kendi ayakları üstüne durma zorunluluğunu fark etmiştir. Türkiye, kendisi için yaşamanın ve kendisi için ölebilmenin ne olduğunu nihayet öğrenmiştir. 

Siyasi aklı sindirme, toplumsal çatlaklara yatırım yapıp çatışma alanları oluşturma denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İçeriden ve dışarıdan operasyonların bin bir türü denenmiştir. Bu denemeler milletimize ortak direncin nasıl olacağını hatırlatmış, onu bilendirmiştir. En önemlisi de Avrupa'nın, ABD'nin, yakın çevremizdeki gelişmelerin oluşturduğu illüzyon ortadan kalkmıştır. Herkes hak ettiği yerdedir ve bundan sonra öyle tanımlanacaktır. 

Türkiye'ye ilk operasyon Arap Baharı ile başlatıldı

Arap Baharı dönemlerini hatırlayalım. Kuzey Afrika'da başlayan, Ortadoğu'nun her köşesine yayılma eğilimi gösteren, 20. Yüzyılın baskıcı yönetimlerinden ve rehin alınmış iktidarlarındanbunalanların harekete geçtiği dönemleri. Türkiye tam da o dönemler Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'daki hemen her ülke ile çok yakın ortaklıklar kurmuş, ulus üstü yapılar inşa etmeye girişmiş, bütün coğrafya için yeni bir kan, yeni bir dinamik oluşturmuştu. 

Arap Baharı coğrafyayı istila eden güçlerce bastırıldı, sonuçsuz bırakıldı. Bu ABD ve Avrupa'nın birlikte organize ettiği bir müdahaleydi. İşte bu müdahale ile Türkiye'nin bölge ile bütün ilişkileri, yakınlaşma çabaları, ortaklık planları, ulus üstü yapılanma projeleri sıfırlandı. Müdahale sadece Arap Baharı'na değil, Türkiye'ye de yapılmıştı. Türkiye'nin yakınlaştığı her ülkeye ayar verildi, her ülke bir şekilde cezalandırıldı. 

Batı Türkiye'yi o zaman tehdit etmeye başladı..

Müdahalenin büyüğü Türkiye'ye yapılmıştı, Türkiye'nin coğrafyaya yaydığı yeni siyasi söyleme, yeni uyanış diline yapılmıştı. Batı için büyük bir tehlike geliyordu, Türkiye bu yeni akımın öncüsüydü, siyasi destekçisiydi, besleyicisiydi. Başarılı olursa Batı'nın bölgedeki bütün nüfuzu, denetimi bitecek, Türkiye alabildiğine güçlenecek, bir coğrafya yeniden yükselişe geçecek, tarih değişecek, küresel güç haritası allak bullak olacak, 21. Yüzyıl hesapları sıfırlanacaktı. 

Buna göz yumamazlardı, yummadılar da. Öyle bir rüzgar estirdiler ki, sınırlarının ötesine bakamaz hale getirildik. İşte Türkiye'yi durdurma mücadelesi o zaman başlatılmıştı. İlk başlarda ABD'li yetkililer, Avrupalı dışişleri bakanları “Türkiye ile Ortadoğu'da ortak olmak istiyoruz” diyerek bu çıkıştan yararlanma yoluna gittiler. Bir süre sonra sözler değişti, ortaklık dili tehdit diline dönüştü. Açıktan suçlamaya, uyarmaya başladılar. 

Bizi bu topraklardan ebediyyen sileceklerdi

İşte tam bu seslerin yükseldiği dönemden itibaren, ülkemize karşı açık operasyonlar başlatıldı. Artık sözlerini de, müdahalelerini de gizlemiyorlardı. Artık Erdoğan imajı üzerine çalışıyor, içerideki muhalif unsurları ve uyuyan hücreleri harekete geçiriyorlardı. Gezi olayları ile Arap Baharı benzeri bir kamuflajla ilk operasyonuyaptılar. Bu, yeni Türkiye'ye açık saldırıydı. 

Ardından 17-25 Aralık'la Erdoğan ve çevresini tasfiye etmeye, Türkiye'yi yeniden ele geçirmeye çalıştılar. Erdoğan'ı devirip, yakın çevresini tasfiye edip, yeni kurucu aklı ebediyyen bu topraklardan sileceklerdi. Binlerce kişilik tasfiye listesi, tam anlamıyla ülkenin hafızasını silme planıydı. Türkiye'yi durdurmayı yine başaramadılar. Etrafını boşalttılar ama içeriden çökertemediler. 

15 Temmuz durdurma değil, imha planıydı..

İşte 15 Temmuz bileğini bükemedikleri, diz çöktüremedikleriTürkiye'yi yok etmek için, imha etmek için devreye alındı. Artık durdurmak değil, ezmek, parçalara ayırmak, siyasi tarihten silmek istiyorlardı. İç savaşla Suriyeleştirip, bize yeni haritalardayatacaklardı. Müttefiklerimizin büyük çoğunluğunun böyle bir planın içinde olması, bazılarının gizli gizli destek vermesi, bazılarını mahcup sözlerle kendini kurtarmaya çalışması bundandı. 

Ama bu ülke korku duvarını aşmıştı bir kere. Neler döndüğünü, ne tür senaryolarla yüzleştiğimizi görmüş, tanımlamış ona göre pozisyonunualmıştı. On binler o gece sadece darbecilere değil, o çokuluslu saldırıya karşı dünyaya bir söz söylemiş, bir duruş göstermiş, bir uyarı vermişti: Bu ülke asla diz çökmeyecek, teslim alınamayacaktı. Toptan imha planlarına ölümüne direnecekti. Gerçeği, niyetleri, Batı'nın coğrafya ve Türkiye hesapları artık biliniyordu. 

15 Temmuz'cular şimdi Suriye'den saldırıyor..

15 Temmuz Türkiye'nin siyasi tarihi için derin bir kırılmadır. Ve yeni kuruluşun tarihidir. Geleceğin tarihini büyük ölçüde şekillendirecektir. Artık bu tür senaryolarla bu ülkede varabilecekleri hiçbir hesap kalmamıştır. Türkiye yine durdurulamamış, rehin alınamamış, imha edilememiştir. 

Şimdi Suriye'den vuruyorlar. 15 Temmuz'u başaramayanlar Suriye'den saldırıyor. Fırat Kalkanı'nı durdurmak, boşa çıkarmak, kilitlemek, Türkiye'yi büyük bir başarısızlığa sürüklemek, bu başarısızlığı içeride toplumsal huzursuzluğa çevirmek için inanılmaz bir mücadele veriyorlar. 

Güneyimizde oluşturmak istedikleri terör koridoru ile Irak ve Suriye'deki yeni harita planlarını, enerji planlarını devreye alacak, Türkiye'yi de güneyden kuşatmış, çevrelemiş olacaklardı. Bu koridor ABD'nin, Avrupa'nın ve İran'ın ortak planı gibi devreye alınmıştı. Fırat Kalkanı ile hesap bozuldu. 

Bütün örgütleri karşımıza diktiler

Şimdi burada Türkiye'yi durdurmaya çalışıyorlar. ABD'nin, Avrupa ülkelerinin, İran'ın yönettiği bütün örgütler bize karşı cepheye sürüldü. PKK'sı, Hizbullah'ı, DEAŞ'ı, Haşdi Şaabi'si, ABD istihbaratının kontrolündeki bazı örgütler Fırat Kalkanı'na karşı yeni cephe hattı oluşturdu. El Bab önündeki mücadele, askerlerimize yönelik saldırılar sadece DEAŞ'ın yürüttüğü bir operasyon değil. 

Fırat Kalkanı'nın daha güneyinden yeni terör koridoru inşa etmek istiyorlar. Türkiye'nin daha güneye inmesini, bu bağlantıyı da kesmesini önlemeye çalışıyorlar. Dolayısıyla El Bab önünde neredeyse bütün ülkeler Türkiye'ye karşı mevzilenmiş durumda. İçeride ortakları var mı, kimler orası ayrı bir konu. 

El Bab'a girmek, Afrin ve Tel Abyad'a müdahale şart

Bunu da bozacağız, bozmalıyız. Çünkü 15 Temmuz'da verilen mücadelenin parçasıdır Fırat Kalkanı. Orada durdururlarsa geri çekilmek zorunda kalacağız. Bu çekilmenin Anadolu içlerine kadar olabileceğini düşünmek zorundayız. Bedeli ne olursa olsun, büyük oyunları ve senaryoları bir kenara iterek El Bab'a girmeli, bununla da kalmayıp Afrin'e, Tel Abyad'a doğrudan müdahaleler yapılmalı. 

Eğer içeride yeni kalkışmalar, müdahaleler istemiyorsak, o çatışmayı, o müdahaleyi dışarıda yapmak, koruma kalkanını orada kurmak zorundayız. Bu yüzden de daha kararlı, daha kapsamlı müdahalelere girmek zorundayız. Küçük çekincelerimizin, tedirginliklerimizin, endişelerimizin yarın Anadolu içlerindedevasa sorunlara, kaygılara dönüşeceğini bilmek zorundayız. 

Tereddüt olmasın, bu bir kurtuluş mücadelesidir..

Çünkü bir adım gerilemek intihar olacaktır artık. Niyetler ortada, hesaplar açık, düşmanlıklar ilan edilmiş durumda. Öyleyse, o niyetleri de, düşmanlıkları da El Bab'da, Afrin'de gömmek zorundayız. Onlar 15 Temmuz'u orada devam ettiriyorlarsa biz de mücadeleyi orada vereceğiz. Ve bunu bir ulusal kurtuluş, milli mücadele olarak göreceğiz. Bu mücadeleyi kazanmak zorundayız. 

Dışarıdan ne vadedilirse edilsin, içeriden ne tür oyalama yapılırsa yapılsın, bu tarihi fırsatı kullanmak zorundayız. Çünkü telafisi imkansız olacaktır. Çünkü birilerinin Türkiye'yi ciddi biçimde oyaladığından, bu işi sulandırmaya çalıştığından, arkadan başka işler çevirdiğinden, yeni bir operasyondan endişeliyiz. 

Türkiye'nin çok yoğun, büyük bir müdahaleye mecbur olduğunu düşünüyorum. Ve bütün oyunlara, oyalamalara rağmen bunu yapacak da. Yapmak zorunda çünkü.. Ne dedik, Türkiye'yi durdurmak artık mümkün değildir. O dönem geçti.