Gündem

"Yarımızın anayasası, yarımızın başkanı..."

Aydın Engin: Bunun adı "çifte standart" olamaz. Olsa olsa "katmerli suç" olur

19 Nisan 2017 13:54

Aydın Engin*

Başlık dünden kalma. Yani bayat. Yine de değiştirmedim. Yazacaklarımı daha iyi açıklayacak da ondan... 
Referandum gecesi ilk sonuçlar gelmeye başladığında Cumhuriyet için bu başlığı tartıştık. Neredeyse benimsedik de. Ama Cumhuriyet ertesi günü “Seçime gölge düştü” manşetiyle çıktı. Çünkü yukarıdaki başlığı kullansa idik referandumun açıklanan sonucunu kabul etmiş; anayasa gibi temel bir yasanın, başkan gibi devletin tümünü temsil etmesi gereken birinin halkın ancak yarısının oyunu almasının demokrasilerin çoğunluk kavramını kötüye kullanılması demek olduğunu vurgulamış olacaktık. 
Yeni anayasa ve sistem meşruiyet kazanmış olacaktı. 
Ancak daha referandum gecesi bu yaklaşımın yanlışlığının ciddi ipuçları belirdi. 

Bir örnek: Başbakan dilinde pek eğreti duran balkon konuşması için 21.30’da karşımıza çıktığında henüz ilçe seçim kurullarının önünde ellerindeki oy torbalarını teslim etmek için kuyrukta bekleyen sandık görevlilerinin fotoğrafları bizim yazıişleri masasına ulaşmıştı. 

Bir örnek daha: Başbakan balkonda seçim zaferini ilan ederken YSK verilerine göre yurtdışı oyları taşıyan torbaların (sandıkların) henüz yüzde 46’sı açılmıştı. TV kanallarında yurtiçi sandıkların da yüzde 94’ünün açıldığı gösteriliyordu. 
Haydi bir örnek daha: YSK yasaya aykırı olarak sandık mührünü taşımayan oy pusulalarının da geçerli sayılacağını ilan etmiş ama bunu ne sandık görevlilerine resmen (bir daha: Resmen) tebliğ etmişti ne de resmi bir açıklama yapmıştı... 

Bütün bunlar mesleğini ciddiye alan gazeteciler için ciddi soru işaretleriydi. Cumhuriyet ihtiyatlı bir başlıkla çıktı: Seçime gölge düştü... 

Aradan iki gün geçti. İki uzun gün. 

Sandık mührü taşımayan oy pusulalarının sanıldığı ve YSK’ce söylendiği gibi birkaç sandıkla sınırlı olmadığı; özellikle Kürt illerinde neredeyse mühürsüz pusulaların çoğunlukta olduğu iddiaları ayyuka çıktı. 

Sosyal medyada otomobil içinde mühürsüz pusula tomarlarına evet mührü basan AKP’li “demokrasi hırsızları”nın görüntüleri dolanmaya başladı. 

Üstelik YSK utangaç açıklamalarla durumu geçiştirmeye çalıştı. “Tamam pusulaların mühürlü olması gerek ama biz daha önce de mühürsüz oyları kabul etmiştik” filan dedi. 2004’ten bu yana yaşanan onca seçimde bu yasal kuralın geçerli olduğunu, mühürsüz pusulalar yüzünden iptal edilen sandıklar gerçeğini göz ardı etmekten çekinmedi. 
Bitmedi: Yurtdışından gelen sandık sonuçlarında mühürsüz oylar geçersiz sayılmıştı. Yurtiçinde başka bir yasal geçerlik, yurtdışında başka bir yasal geçerlik var. Bunun adı “çifte standart” olamaz. Olsa olsa “katmerli suç” olur.

***

Yüksek Seçim Kurulu referandum sonuçlarını henüz resmen açıklamadı. Açıkladığında ne diyecek bilmiyorum. 
Ama yasaları uygulayacak yürütme erkini de ele geçiren zat daha referandum gecesi ilan etti. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş... 
Yani yasal anlamda Referandum sonuçlanmış gibi ve Türkiye yeni ve berbat bir anayasa ile kuşatıldı ve başkanlık sistemine geçti. 
Birileri kalkıp “Yüksek Seçim Kurulu sonuçları resmen açıkladığı anda artık bu referandum sonuçları kanunen kesindir ve geçerlidir ve herkes onu kabul etmek zorundadır” diye demokrasi kültüründen nasipsiz açıklamalar yapabilir.
Yasal eski dilde “kanuni” demek, uluslararası literatürde de “legal”... 
Ama unutulmasın, kanuni olan her zaman meşru değildir; legal olmak legitim olmayı geçerli kılmaz. 
Savcı hemen kaşlarını çatmasın. Sadece kanuni (legal) ile meşru (legitim) arasındaki fark iyi anlaşılsın diye örnek veriyorum. 
Hitler Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında, Salazar Portekizi’nde, Franko İspanyası’nda pek çok kanun (yasalar) vardı. 
Hiçbiri meşru değildi.

***

Yazı bitti, yazıişlerine yollandı ve YSK’nin mühürsüz oyları da geçerli saymasının gerekçesi yayımlandı. Bir gerekçe ki evlere şenlik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “yurttaşın seçme hakkının özü”nü güvenceye alan kararına sığınılıyor ve seçme hakkının özü, “sahte oyların geçerliğinin kılıfı” haline geliyor. 
Yazının tek sözcüğünü bile değiştirmiyorum...


Bu yazı Cumhuriyet'ten alınmıştır