REKLAMI GİZLE

Vitrin'de buluşup dünyaya açılalım

Türkiye Güncel Müzik Buluşması Vitrin, geçen yıl hayatımıza girdi

- A +

Filiz Ova*

Biz kültür kentimizin hikâyesini tekrardan yazdık. İstanbul Caz Festivali de bu yeni açılımın öncülerinden oldu.

Londra Belediyesi Kültür ve Yaratıcı Endüstriler Başkan Yardımcısı Danışmanı Laia Gasch bir konuşmasında bir kenti ‘yaşanabilir ve sevilebilir’ kılan en önemli noktanın kültürel zenginliği olduğunun altını çiziyor. Bir şehirde yaşama kararı aldığınızda şüphesiz önceliğiniz işiniz ve yaşam alanınıza dair kriterler oluyor. Fakat bir şehirde uzun yıllar yaşamanıza sebep olan unsurlar arasında bu şehrin size sunduğu sosyal çevre ve kültür sanat hayatı oluyor. Dünya şehirlerinin liderlik yarışında artık ekonomik güçlerinin ötesinde ‘yumuşak gücün’ göstergesi olarak kültürel zenginlik en önde yarışıyor.

Peki İstanbul’un kültür sanat hayatında son beş yılda neler oldu? Şehrimizi yaşanabilir ve sevilebilir kılan sektörümüze neler kattık? Yerli piyasamızda üretim arttı, kentimize lokal bir yaratıcılık ve canlılık geldi. Tüm dünyanın bizi izole ettiği bir dönemde kendi içimize döndük, yeni arayışlar içine girdik ve yaratıcılığımızı tekrar keşfederek yeni bir kültürel güç yarattık.

Türkiye müzik sektöründe 2002 yılından bu yana Pozitif bünyesinde booking yapan Elif Cemal’in dediği gibi biz de değiştik. Uluslararası sanatçılar konserlerini iptal ettikçe mekânlar ve sanat yöneticileri olarak yerli yeteneklere ilgimiz arttı. İstanbul Caz Festivali aracılığıyla ise tekrar keşfettiğimiz ve hatta yeniden yarattığımız ritim duygumuzu iki yıldır dünyaya yaymaya başladık. 

Geçtiğimiz yıl İstanbul Caz Festivali’nin aslında yıllardır planladığı Türkiye Güncel Müzik Buluşması Vitrin girdi hayatımıza.  İstanbul Caz Festivali Direktör Yardımcısı Harun İzer İstanbul Caz Festivali’nin kültürler arası diyalogu arttırma misyonunu da göz önünde bulundurarak aslında on yılı aşkın bir süredir yerli grupları İstanbul’da gerçekleştirilen bir etkinlikte uluslararası sektör çalışanlarına tanıtmanın hayalini kurduklarını anlatıyor: “Özellikle 2000'li yıllarda Avrupa ülkelerinde davet edildiğimiz ülkesel müzik buluşmaları ‘biz neden böyle bir şeyi Türkiye'de yapmıyoruz’ diye düşündürttü. Sonra 2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olunca ufak bir girişimimiz oldu ama hayata geçiremedik. 2015/2016'da festival dışı bir proje olarak kapsamlı bir çalışma yaptıktan sonra Vitrin'i festival dahilinde yapmaya karar verdik.”

Bu bağlamda geçtiğimiz yıl ilk kez 30 yerli sanatçıyı Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika, İsrail, Azerbaycan gibi 28 uluslararası delege ve basın mensubu ile buluşturdu Vitrin. Ve sonucunda Belçika’daki Bozar veya İsviçre’deki Montreux Caz Festivali gibi Avrupa ve dünyanın önde gelen kültür sanat merkezleri ve festivallerinde sanatçılara konser, turne ve iş birliği imkanları doğdu.

Vitrin'in geçen yılki sanatçılarından Ceylan Ertem Belçika'ya, Bilal Karaman ve Yakaza Ensemble Londra Caz Festivali'ne davet edildi, elektronik müzik ikilisi Rain Lab ise Bakü Caz Festivali'nde konserler verdi. Bu yılki katılımcılarımızdan Islandman önümüzdeki günlerde Montreux Caz Festivali'ne katılıyor.

Bir de bu uluslararası iş birliklerin ve turnelerin uçak biletleri, gidilen ülkedeki ulaşım ve otel masrafları, enstrüman, ekipman kiralama gibi izleyici tarafında aslında çok fark edilmeyen masrafları var. Vitrin sponsoru enerji devi Socar Türkiye, caz müziğinin ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu Azerbaycan menşeli bir şirket ve Türkiye’de 10 yıldır varlığını sürdürüyor.. Yerelde üretilen değerlere sahip çıkmak ve bu değerleri dünyayla buluşturmak adına verdikleri destek sayesinde Socar Türkiye ‘İpek Yolu’ Turne Ödülü oluşturulmuş. Bu ödülün galipleri dört günlük Vitrin etkinliğin sonunda delegelerin oylamasıyla seçiliyor. İki topluluğa bir yıl içerisinde tamamlamayacakları uluslararası bir turne için 2.500 Euro’luk önemli bir destek sağlanıyor. Geçtiğimiz yıl Gevende ile Korhan Futacı ve Kara Orkestrası bu ödül sayesinde Belçika ve İngiltere'de konserler verdiler. Ödülün bu yılki sahipleri 6 Temmuz’dan sonra açıklanacak.

Moda sokaklarında konserden konsere koşan yabancı simalar

Yabancı misafirler bu sene 30 sanatçıyla buluştu. Konserler izlediler, röportajlar yaptılar. Günler öncesinden biletleri tükenen Gece Gezmesi de bu buluşmanın önemli bir parçasını oluşturdu. Hala İstanbul Caz Festivali’nin direktörlüğünü yürüten ve Londra Caz Festivali Programlama Direktörü Pelin Opcin, “Biz sanatçıları ve müziği laboratuvarlarda görmek istemiyoruz,” diyor. İsrail Uluslararası Music Showcase Direktörü Hadas Vanun ise şöyle ekliyor: “Biz sanatçı seçerken müziğin izleyicilere olan etkisini, sanatçının seyirciyle iletişimini görmek istiyoruz.” Siz de bu insanlar gibi keşifçi müzik aşıklarıysanız 28 Haziran akşamı Moda ve Kadıköy’de Ağaç Ev, Baba Sahne, All Saints Moda Kilisesi’nden Moda Kayıkhane’ye uzanan hatta Hadas Vanun ve meslektaşlarıyla boyunlarında Vitrin kartlarıyla konserden konsere koşarken karşılaşmış olabilirsiniz.

Dünyanın dört bir yanından gelen delegeler arasında Japonya’dan radyo programcısı ve yazar Takuya ‘Salam’ Unagami, Belçika’nın en önemli kültür sanat merkezlerinden BOZAR’ın müzik programcısı Roel Vanhoeck, Jazziz dergisinden Matt Micucci ve All About Jazz’dan Luke Seabright, Victoria Nasjonal Jazzscene Oslo direktörü Jan Ole Otnaes ve birçok dünyaca ünlü festival, kurum ve yayın organının temsilcileri bulunuyordu. 

Birkaçıyla sohbet etme fırsatım oldu.  Downbeat muhabiri Mike West’e Vitrin kapsamında günlerinin nasıl geçtiğini ve favori gruplarını sordum.“Hem çok yoğun hem de muhteşem. Ediz Hafızoğlu en çok beğendiklerim arasındaydı,” dedi.

Bir de merak edip aynı soruyu ilk kez gelenlerden Jerusalem Third Yelow Submarine Konser Salonu Sanat Yönetmeni David Haim Saidov’a sordum. Onun yanıtıysa; “Sizin arkadaşlarınızla İsrail’deki Vitrin etkinliklerinden dolayı uzun yıllardır tanışıyoruz ama ilk kez İstanbul’a gelme fırsatım oldu. Çok net, son kez olmayacağını söyleyebilirim,” şeklindeydi.

Yerli sanatçılara tüyolar

Vitrin etkinliklerinin en önemli parçalarından biri de yabancı misafirleri yerli sektör çalışanları ve menajerlerle panel, yemek ve sosyal etkinliklerde bir araya getirmesi. Çünkü asıl işbirlikleri ve yenilikçi projeler tam da bu sohbetlerden doğuyor. Cumartesi günü Salon İKSV’de özellikle “Müziği Dışarıya Taşımak: Nasıl Çalışıyor? Neler Yapılabilir?” başlıklı panelin genç sektör çalışanları ve menajerlerle dolup taşmasını dilerdim. Burada yerli yabancı kültür sanat sektörünün en önemli isimleri, uluslararası başarıya ulaşmak için nasıl ilerlenebileceği konusunda çok güzel fikirler aktardı.  

Tüyolar arasında sahne tecrübesi, sürdürülebilir dijital medyada çalışmaları, gerçekçi hedefler ve en önemlisi araştırma vardı. 

Hadas Vanun: “Biz kendi festivalimizde nasıl delegelerle çalışılır, nasıl profesyonellerle iletişim kurulur ve diyalogun devamı nasıl sağlanır konularını sistematik olarak gruplarla öğretiyoruz. Ayrıca takibini de yapıyoruz, 5-6 ayda bir sanatçılara gelişimleri soruyoruz. Yerli sanatçılara veya menajerlere bir öneride bulunmam gerekirse, sanatçı seçerken belirli bir tecrübeye sahip olması bizim için önem taşıyor. Her ülkenin pazarı biraz farklı. Ama bir genelleme yapmak gerekirse grupların en az bir veya iki senelik bir sahne performansına sahip olmalarının faydalı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca medya ve sosyal medya tecrübelerine de bakıyoruz. Uluslararası pazar söz konusu olunca medyada varlığın sürdürebilirliğini de konuşuyor ve öğretiyoruz. Sanatçının kullanabilir görselleri olmalı ve İngilizce şarkı söylüyorlarsa İngilizce aksanları üzerinde çalışmalılar,” dedi.

Babel Med Dünya Müziği Forumu Sanat Yönetmeni Sami Sadak ise toplulukların kişi sayısına değiniyor: “Bazen büyük bir grup olmanın finansal engelleri olabiliyor. Aynı zamanda büyük turneler için lojistiği de zor oluyor. Bu tarz grupların yerli piyasaya ve uluslararası çapta daha küçük kapsamlı turnelere konsantre olmalarını öneriyorum. Aslında bir taraftan söylemek istediğim yeni grupların kendilerine gerçekçi hedefler koymaları.”

Mundial Montreal Dünya Müzik Konferansı Sanat Yönetmeni Derek Andrews  hedeflediğiniz ülkelerin kültürünü araştırmanın önemini vurguluyor: “Araştırma çok basit gibi görünebilir ama çok zaman alan bir konu. Mesela Kanada’da sanat kurumların bağlı olduğu çok geniş profesyonel ağlar var. Piyasasına girmeyi hedeflediğiniz ülkelerin bu ağlarını araştırıp buradan destek alabilirsiniz. Gitmek istediğiniz ülkelerin müzik piyasasını yerinde tecrübe etmek de çok faydalı ayrıca. Bu yatırımı yapın ve festivallere gelin, ülkenin kültürünü tanıyın. Mesela Portekizli sanatçı Carmen Souza ile bunu tecrübe ettim. Toronto’ya geldi kafelere gitti, insanlarla tanıştı, beni buldu ve bu diyalogdan konser imkanları doğdu. Şimdi Kanada’da bir temsilcisi var. Ülkenin kültürünü anladı, kimin kim olduğunu öğrendi ve potansiyel gördüğü piyasayı tanıyıp fırsatlar yarattı.”

Vitrin ile sanatçılarımızın dünyaya açılmasını sağlarken kendi kültürümüzü de dünyaya taşıyoruz. Şunu merak ettim. İKSV’nin tüm festivallerinin ve bienallerinin ortak çalışması olarak farklı janrları kapsayan geniş bir Vitrin olabilir mi? Yine Harun İzer’den dinledim: Aslında İKSV'nin diğer festivallerinde de bu türden etkinlikler var. Mesela İstanbul Film Festivali uzun yıllardır ‘Köprüde Buluşmalar’ı düzenliyor ve çeşitli yerli ve yabancı film projelerine ve genç yapımcılara önemli bir destek veriyor. İstanbul Tiyatro Festivali dahilinde de son yıllarda bir uluslararası delege programı düzenleniyor. Bienaller ise başlı başına Türkiye'den çağdaş sanat ve tasarım alanındaki üretimler için birer "showcase" zaten, yerli sanatçı ve tasarımcıların kendilerini uluslararası alanda en güzel duyurabildikleri etkinlikler bunlar. Dolayısıyla İKSV'nin diğer etkinliklerinin de bu açıdan hiç geri kalmadığını düşünüyorum. İstanbul Caz Fetsivali’nin hedefi aslında bir "export office" (ihraç ofisi) yaratmak ve sıkı bir iletişim platformu sağlamak.” 

Vitrin aracılığı ile kültür sanat sektörüne bakmak

Türkiye’de kültür sanat sektöründe kendi içimize çekildiğimiz dönemi ardımızda bıraktık. Üretkenliğimizi, en karmaşık dönemlerde sorun çözme becerimizi, yaratıcılığımızı, duygusal zeka ve esnekliğimizi ortaya koyarak en büyük krizleri atlatmanın yolunu bulduk. Yerelin değerini öğrendik, üretimini destekledik ve şimdi bu üretimi dışarıya aktarmanın yollarını buluyoruz. Olumsuzu iyiye çevirip ayakta kalmayı ve kendimizi yenilemeyi başarıyoruz. İstanbul hala yaşanabilir ve sevilebilir mi sorusuna geri dönersek; İstanbul’un kültür sanat hayatı ayakta kaldıkça bu şehir hem yaşanabilir hem de sevilebilir olacak.


*Filiz Ova, uzun yıllar İş Sanat'ın sanat yönetmenliğini yaptı.