Medya

Ümit Kıvanç: Utanç kaldırıldı müfredattan; cinayeti sahiplenen, katilleri bağrına basan zavallılar...

"Hrant’ı sahiden çok özlüyorum; koca sesini, işgüzarlığını, inadını, bazen şefkate bile dönüşebilen öfkesini"

19 Ocak 2017 13:28

Ümit Kıvanç*

Hrant demişti ki: “Peki kardeşim, nasıl yaşayacaksınız bu yükle?” Demişti ki: “Bakın, biz de yaşayamıyoruz. Bu yükü atmak lazım. Göğsü rahatça gerebilmek lazım. Nefeslenmek lazım.” Dedi ki: “Zehirlendik, bakın! Öldük zehirlendik, öldürdük zehirlendik. Zihnimizde felç, ruhumuzda yaralar karanlıklar.” Sordu: “Böyle mi devam edeceğiz? Cesaret gösterip atamadığımız yükü çocuklarımızın, torunlarımızın sırtına mı yıkacağız?”

“Gelin” dedi, “kurtulalım.”

Buna yürekleri yetmedi, zilleti ve sorandan, çağırandan kurtulmayı seçtiler.

Hrant’ın öldürülmesi, hunharlıktı, korkunç kayıptı. Bunlara onlar aldırmaz. Ve çok utanç vericiydi. Bunu da bilmiyorlar. Utanç kaldırıldı müfredattan.

Cinayet ertesinde olanları utanç verici gibi kavramlar anlatamaz. İnsan da anlatamaz. Çığ, fırtına dalgaları, kayan toprak, kırılan ağaçlar, çatlayan kayalar anlatabilir.

Bu toplum için diyecekler ki: Hrant’ı öldürmenin ve katilleri sahiplenmenin ne anlama geldiğini ve kendilerini ne hale düşürdüğünü, ne şekle soktuğunu idrakten aciz insan topluluğu. Şöyle bir ayet olmalıydı bütün kutsal kitaplarda: Cinayeti sahiplenen, katilleri bağrına basanlar nasıl zavallılardır? Öyle görünüyor ki, bu hayat içinde kendilerine aynada bir defa olsun bakma şansları da yok. Umarım başka bir hayat vardır, orada onlara gösterirler aynayı.

Her 19 Ocak, yaklaşırken, kaybı, eksiği, utancı, aczi hatırlatıyor. Katillerin suratına acıyarak bakmak da birilerinin kaderi. Tetikçileri demiyorum. Onca muktedir adamları o halde görünce elinde olmaksızın acıyor insan. Donuk bir acıma bu. Donmuş işte, kalmış öyle. Eritsen erimez, akmaz bulaşmaz, işe yaramaz. İnsana acıyorsun. Bunların eline kalmış insana. Belki de kendimize acıyoruz bilmeden. Kızamıyorsun, kızmak temas gerektiriyor. Aşırı yakınlık. Parlak boyalı fiyakalı zırhlı araçlardan inen, gıcır pabuçlu jilet takımlı afra tafralı adamların alt tarafı hilebaz düzenbaz suikast tertipçileri olduğunu bilmek bize bir şey katmıyor. Bu bilgi faydalı bilgi değil. Mahkemelerde müsamereler, nezaretlerde katil sırtı sıvazlamalar, cinayet mahallinde kollamalar, evrak sahtecilikleri, sırdaşların birbirlerine suçu yıkma tehditleri... Bunlara tanık olmak hepimizin maneviyatını bozdu olsa olsa. Bunlarla övünene acımaz mısınız?

Hrant’ı sahiden çok özlüyorum. Koca sesini, işgüzarlığını, inadını, bazen şefkate bile dönüşebilen öfkesini. Tam da bu memlekete lazım olan insanlardandı. Böyle birkaç insan tanıdım neyse ki; hayatımın en büyük getirisi.

Şu ayna var ya... Yüzlere ayna tutabilen, tuttuğunda kolayca kaçamadığınız insanlardandı. Aynada gördükleri onları o kadar dehşete düşürdü, o kadar korkuttu ki, çekip vurdular. Bildikleri dil budur, başka dil istemezler; bu dilde karşılık verdiler. Hrant oracıkta can verdi, ayna paramparça oldu.

Topladık parçaları, yapıştırmaya, temizlemeye çabalıyoruz on senedir. Onun gibi tutamıyoruz.


* Bu yazı Agos'ta yayınlanmıştır

10 yıl önce bugün katledilen Hrant Dink'in cenaze töreninde on binler böyle haykırmıştı: