Gündem

Tutuklu Cumhuriyet yazarı Güray Öz'ün eşi: Torunumuzun 'kelebek' resmine bile izin vermediler!

"Gördüler tabii tehlikeyi, o kelebek dedeyi uçurup Deniz’e getirecekti"

29 Nisan 2017 11:40

Cumhuriyet'in tutuklu yazarı Güray Öz'ün eşi Çağlayan Öz, 4 yaşındaki torunları Deniz'in çizdiği 'kelebek' resmine cezaevi çalışanları tarafından izin verilmediğini aktardı. "Küçücük bir masum çocuğun yaptığı bir küçücük kelebek resmi, dedeye teslim edilmedi. Silivri eşya listesinde yokmuş kelebek" diyen Çağlayan Öz, "Bana iade de edilmedi. Kaybolmuş. Gördüler tabii tehlikeyi. O kelebek, dedeyi uçurup Deniz’e getirecekti. Dede sevinecek, Deniz sevinecekti. Kaybettiler kelebeği" ifadesini kullandı. 

Çağlayan Öz'ün "Deniz'in resmi dedesine ulaşamadı: Bir kelebekte tehlike görmek" başlığıyla Cumhuriyet'te yayımlanan yazısı şöyle:

Siz siz olun cezaevindeki bir insanın koşullarının iyi olup olmadığını sormayın. Çünkü soru baştan yanlış. Bu soru baştan şöyle bir ön kabul içeriyor; Aç kalmıyorsan, banyo yapabiliyorsan, koğuş da soğuk değilse, yani hayatta kalmana izin veriliyorsa koşullar iyi demektir.

Hele bir de 12 Eylül karşılaştırması var ki, bire bir Silivri’yi yaşamasanız, koşulların iyi olduğuna neredeyse inandıracaklar sizi... Bazıları, vücudunuzu çarmıha germe tipi askıya alıp, elektrik bağlamıyorlar diye sevinmemizi bekliyor ve belki de iyi niyetle sık sık soruyorlar: Ama koşullar iyi değil mi?

Evet... Şimdi size Silivri 9 No’lu cezaevinde koşulların ne kadar iyi olduğunu anlatacağım...

Herkesin kabul ettiği bir kural, suç işleyene verilecek cezanın, cezaevine kapatarak özgürlüğünü elinden almak olduğudur. Yeryüzünde kişinin özgürlüğünü elinden almaktan daha büyük hiçbir ceza yoktur çünkü... Bunu anlamayacak bir tek insan da yoktur yeryüzünde...

İşte bu cezaya ek olarak yapılan her uygulama işkence ve kötü muameledir.

* Bir insanı gözaltında 80 kişilik FETÖ ve PKK çetesinin doldurulduğu bir spor salonuna atmak, onu hayati tehlike içine atmaktır. Bu işkencedir, kötü muameledir.

* Bir insanı gözaltında örtüsüz, döşeksiz, 2 gece beton zeminde yatırmak işkencedir, kötü muameledir.

* Bir insanın terör timleri tarafından evden alınıp, yakınlarına bilgi verilmeden bir bilinmeze götürülmesi, ona, eşine ve çocuklarına yapılan acı verici manevi bir işkencedir.

* Bir insanın günlerce yakınları ve avukatları ile görüştürülmemesi, kimseden haber alamadığı bir bilinmez dünyaya hapsedilmesi işkencedir, kötü muameledir.

* Bir insanın kış günü üstündeki kabana, kapüşonlu diye el konulması, buz gibi soğuğa mahkûm edilmesi, yeni kaban istemek için 10 gün görüş günü beklemek zorunda bırakılması, sonra görüş gününde getirilen yeni kabanın, ‘bugün eşya kabul günümüz değil’ diye alınmaması, bir sonraki hafta kaban teslim edildiğinde kasım ayında tam 30 günün buz gibi havada titreyerek kabansız geçirilmiş olması işkencedir, kötü muameledir.

* Bir gazeteciye aylarca istediği kitapların verilmemesi kötü muameledir.. Bir entelektüelin dünyası Silivri Kütüphanesi’nden kat be kat geniştir. Kütüphanedeki kitapların çoğunu daha ilk gençliğinde okumuştur o. Bir gerçek gazeteci en yeni yayınları, inceleme ve araştırmaları, edebiyat, şiir dergi ve kitaplarını, çevirmenlerini bile seçerek takip eder. Aylarca istediği kitapları onlara vermemek işkencedir, kötü muameledir.

* Avluyu çevreleyen 7 metre yüksekliğinde duvarların üstü jiletli tellerle kaplanmış. Ama bu yetmemiş... Avlunun gökyüzünü gördüğünüz, dünya ile kesintisiz bağlandığınız tek yeri olan gökyüzü, demir çerçeveli kafes telleri ile kaplanmış... Bazı tutuklular avlulardan birbirlerine bir şeyler atabilirmiş!.. Karar verilmiş: Gökyüzünü kafese alalım... İnsanların gökyüzünü kapatmak işkencedir, kötü muameledir.

* Mantıksız kurallar ile hem tutukluyu hem yakınını çaresizlik içinde bırakıp yormak, defalarca eşya taşıtmak, örneğin “ipleri var” diye tutukluya getirilen ayakkabıları almamak, sonra tutuklulara kravat ya da çamaşır ipi vermek gibi... Ya da bir başka tutukluya getirilen ipli ayakkabıya nedense izin vermek gibi... Ya da ayakkabının içindeki ‘demir’in söktürülmek gerektiğini önceden söylemeyip, hemen her tutuklu yakınının bir ayakkabıyı getirip, teslim edemeyip geri götürmesi gibi... Bütün bunlar kötü muameledir.

* Koğuşun 4x7 metrelik soğuk avlusunun duvarları o kadar yüksek tutulmuş ki, güneş mart ortasında ancak yüz hizasına inebiliyor. Avlunun güneş alan bu köşesinde yüzünü birkaç dakika güneşe tutmak için 3 kişinin sıraya girmek zorunda kalması, güneşe bile el konulması işkencedir, kötü muameledir.

* Yakınlarıyla, eşiyle, çocuklarıyla özel görüşün telefonla, bir cam arkasından yapılması, insanların özel konuşmalarının kaydedilip dinlenmesi, görüşe gelen tutuklu yakınlarına terörist muamelesi yapılarak, üstünün çamaşırları çekiştirilerek aranması, kâğıt mendillerine, ilaçlarına, atkılarına, berelerine kadar el konulması, sanki arada cam yokmuş da bir şey verilmesi mümkünmüş gibi davranılması işkenceden başka neyle izah edilebilir.

* Tutukluya getirilen fotoğraflara bile sınır konulması neden sizce? Bir masum kelebek resmine bile el konulmasının mantığı nerede?

Saklandığı yerde özgürlüğü bekleyen kelebek

Son Söz:

4 yaşındaki torunu, dedesine bir kelebek resmi yaptı. Öyle güzel bir kelebek ki, Picasso görse kıskanır. Bakar bakar hayallere dalarsın. Rengârenk kanatlarını çırpar gibi. Baktıkça onunla birlikte uçarsın. Gökyüzü kafesinin içinden geçer göğe kanat çırparsın. Öyle anlatılmaz bir kelebek.

Küçücük bir masum çocuğun yaptığı bir küçücük kelebek resmi, dedeye teslim edilmedi. Silivri eşya listesinde yokmuş kelebek... Bana iade de edilmedi. Kaybolmuş... Gördüler tabii tehlikeyi. O kelebek, dedeyi uçurup Deniz’e getirecekti. Dede sevinecek, Deniz sevinecekti. Kaybettiler kelebeği...

O kelebek dünyada bir taneydi, eşi benzeri yoktu. Dedesi de ben de kaybolan kelebeğin yasını tutuyoruz o günden beri.

Ama umudumuzu yitirmiyoruz. Biliyoruz... O kelebek saklandığı yerde özgürlüğü bekliyor.