Gündem

"Türkiye'nin Suriyeli Kürtlerle ilgili kaygısı ABD için felakete dönüşebilir"

"ABD'nin önceliği Türkiye'yle ilişkisinde yaşadığı serbest düşüşü durdurmak"

23 Ocak 2018 15:36

Patrick Wintour – The Guardian Diplomasi Editörü*
Çeviri: İnan Ketenciler

"Türkiye’nin Suriyeli Kürtlerle ilgili kaygısı ABD için felakete dönüşebilir"

ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye girmesini güçlü bir şekilde eleştirdi, ancak üç ülke şu ana kadar NATO partnerlerinin geri çekilmesini söylemekte şu ana kadar isteksiz davrandı.

Türkiye’ye ölü sayısını minimize etmesi yönündeki sönük uyarılar, Ankara’nın kuzeybatı Suriye’deki Kürtleri Afrin’den çıkarma yönündeki girişimini kararlılıkla sürdürebileceği anlamına geliyor.

Batı için asıl problem, Suriye’de oyunun sonunun muhtemelen geliyorken Rusya’nın empoze ettiği barış karşısında hayati derecede dengeleyici bir güç olan Türkiye’nin diplomatik desteğini kaybetmeyi göze alamayacak olması.

Türkiye’nin kendi sınırındaki Suriyeli Kürtlere ilişkin olan endişesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şam ve Moskova’yla bir anlaşmaya varmasına yol açabilir.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Suriye’de ulaşılacak nihai politik çözümde Beşar Esad ve İranlı milislerin yer almayacağını söyleyerek Trump yönetimini bağlamasından sadece bir hafta sonra bu durumun gerçekleşmesi ABD için bir felaket olabilir.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın da büyük payının olduğu bu konuşma, bir tür dönüm noktasıydı ve Avrupa’da fazla takdirle karşılanmadı. Trump’ın Suriye’de politikası daha önce IŞİD’in yok edilmesi üzerine kuruluydu ve bir ulus inşa etme müzakeresine isteksizlik üzerine kuruluydu. Ancak Tillerson’un konuşması geniş eleştirilere maruz kaldı çünkü istek listesi uzun ancak Moskova’nın Esad’ı terk etmesi konusunda ABD ve Batı’nın hangi yollarla baskı kuracağını detaylandırması açısından yetersizdi.

Batılı diplomatlar, sahada AB ve ABD’nin yeniden yapılandırma fonlarını durdurma, Suriye’de 2 bin ABD askerini süresiz olarak tutma ve biraz kafa karışıklığıyla da olsa Kürtlere ülkenin kuzeyinde bir sınır gücü oluşturma taahhütünde bulunduklarını söylediler. Ayrıca İngiliz bakanlar Rusların empoze ettiği, Esad’ı iktidarda bırakacak bir barış anlaşmasının sadece etik olarak kınanması gereken bir durum olmayacağı, aynı zamanda istikrarsızlık anlamına geleceği konusunda tekrar tekrar uyarılarda bulundular.

Ancak bu hamlelerin değeri, yedi yıldır süren iç savaşta Suriyeli muhalifleri uzun süredir destekleyen Türkiye’nin desteği olmadan ölçülemez bir şekilde de azalır.

Eğer Türkiye Moskova’nın yanında yer alırsa, Rusya 29-30 Ocak’ta Türkiye ve İran’ın da katılımıyla Soçi’de yapılacak Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde ulaşılacak bir politik çözüm için bastırabilecek.

Batı, Vladimir Putin’in Soçi’yi BM’nin liderliğindeki barış görüşmelerine bir alternatifi ve Orta Doğu’da Rus otoritesinin teyiti olarak görmesinden korkuyor. Bu ayrıca Suriye anayasasında yapılacak küçük değişikliklerle Esad’ın görevde kalmasına yol açacak bir anlaşmanın mührü olabilir.

BM sürecinin öncülüğünü sürdürmek ve kapsamlı bir şekilde kabul edilebilir politik bir sonuca ulaşmayı başarmak amacıyla BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura 25-26 Ocak’ta Sochi’de yer alacak iki tarafla da ikişer görüşme yapacak.

Soçi Konferansı, Türkiye’nin PYD ve silahlı kanadı YPG’ye davetiye verilmesine itiraz ettiği için Moskova tarafından iki kez ertelendi. Türkiye, YPG’nin PKK’yla ayrılamaz bir biçimde bağlantılı olduğu görüşünde.

Ancak son günlerde yaşananlar Türkiye ve Rusya’nın bir anlaşmaya yakın olabileceği izlenimi veriyor. Türk askeri yetkilileri, Suriye’ye girmeden önce Rus hava güçlerinin Türk birliklerini vurmaması konusunda garanti almak için Moskova’ya gitti. Daha sonra Moskova Pazartesi günü delegelerin kesin kimliğini vermeden Kürt temsilcilerin de Soçi’ye davet edilebileceğini açıkladı.

Türkiye’nin, Rusya’nın barış sürecini destekleyeceği ve Moskova’nın Türklerin sınırlarındaki Suriyeli Kürtleri zayıflatmasına zımnen rıza göstereceği bir anlaşmanın ana hatları görülebilir durumda.

ABD, Suriye’nin kuzeyinde ve özellikle Fırat’ın batısındaki Kürt kazanımlarına IŞİD’le savaşmak koşuluyla müsamaha gösterdiğini iddia edebilir ancak artık savaşın kazanılmasıyla ABD’nin önceliği Türkiye’yle ilişkisinde yaşadığı serbest düşüşü durdurmak… Eğer bu Türkiye’nin yamalı el işine dönen Suriye’de güvenliğini sağlayacak bir adım atması anlamına geliyorsa, bırakın öyle olsun.