Türkiye'yi, geçmişte yaşananlarla yüzleşmeye davet eden bir sergi

'Bir Daha Asla: Geçmişle Yüzleşme ve Özür' sergisinde dünya tarihinden sekiz özür vakası ya da girişimi inceleniyor

- A +

Özgür Duygu Durgun

Tütün Deposu’nda devam eden "Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür’’ sergisi Fransa, Avustralya, Almanya, ABD, Bulgaristan, Britanya, Şili, Sırbistan Cumhuriyeti’nin geçmişteki insan hakları ihlalleri ve suçları konusunda resmi özür belgelerini biraraya getiren önemli bir tarihsel hafıza kaydı sunuyor. Sergi küratörü Önder Özengi, bu serginin dilenen özürlerin ve geçmişle hesaplaşma süreçlerinin devletlerin başlattığı ve sürdürdüğü bir süreç olmadığına işaret ettiğini söylüyor. Özengi, bu özürlerin toplumsallaşmış güçlü bir talep ve sivil toplumun yaptığı ve etkili olduğu çalışmalar sayesinde oluştuğuna dikkat çekiyor. Sergi 15 Aralık’a dek devam ediyor.

Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde Ahmet Kaya’ya ödül verilmesi resmi tarihe düşülecek kayıtlar arasında son yıllarda belki de en ilgi çekicisi oldu kuşkusuz. Sadece Kürtçe şarkı söylemek istediğini ifade ettiği için, korkunç bir linç kampanyasının nesnesi haline getirilip gönüllü sürgüne yolladığımız, kalbi kırık bir şekilde hem ülkesine hem de hayata veda eden Ahmet Kaya’nın devlet nezdinde en büyük ödüllerden biriyle onore edilmesi bir anlamda ‘iade-i itibar’ olarak da okunabilir.  Her ne kadar ödülü veren makam tarafından bu yönde bir beyan veya niyet açıklaması resmi biçimde yapılmamış olsa da toplumun büyük bir kısmı bu ödülü bu şekilde okumakta.

Devletin geçmişinde yaptığı hatalarla ilgili özür dilemesi bu topraklarda çok da alışılmış bir davranış biçimi değil. Tam aksine geçmişle yüzleşmekten çok unutmak, inkar emek, farklı tarih yazımlarıyla olmuşa ve bitmişe sünger çekmek gibi bir alışkanlık söz konusu. Oysa geçmişle yüzleşme ve özür dileme kültürü toplumlarda adalet duygusuna inancı sağlamlaştıran, birlikte ortak bir gelecek umudunu her şeye rağmen tazeleme olanağı sunan bir yaklaşım.

Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür’ün ortak projesi olarak Tütün Deposu’nda açılan ve 15 Aralık’a dek devam eden "Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" sergisi, geçmişle yüzleşme deneyimlerini ve özür dileme eylemini, toplumların ortak demokrasi kültürünü oluşturma mücadelesi bağlamında ilişkisel olarak ele almaya çalışıyor. Sergi, sekiz ayrı vakaya yakından bakarak geçmişte yaşanan hak ihlalleri, katliamlar, soykırım ve insanlık suçlarıyla devletlerin nasıl yüzleştikleri, hangi süreçlerden geçtikleri, nasıl özür diledikleri ve dilenen özrün anlamı üzerine düşünmeye çalışıyor.

Sergide dünya tarihinden sekiz özür vakası ya da girişimi inceleniyor. Fransa’nın Cezayir Savaşı’ndaki suçlarına dair resmi olarak özür dilememiş olsa da bu yönde atmış olduğu adımlar, Avustralya’nın yerli halklara yönelik asilimasyon politikalarına dair özrü, Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çökerek Holokost döneminde yaşananlara dair özür dilemesi, Şili Başkanı’nın Pinochet dönemi hak ihlalleri konusundaki özrü… Bu vakaların yanı sıra, günümüze kadar dilenmiş olan resmî özürlerin kapsamlı bir haritası da yer alıyor. Elazar Barkan ve Graham G. Dodds'un danışmanlığında hazırlanan, tasarımcı Mahir M. Yavuz'un görselleştirdiği bu özel proje, resmî özürleri, tarihsel bağlam ve mekân ilişkisi üzerinden ele alıyor.

Proje dâhilinde iki de kitap hazırlandı. Serginin tamamlayıcısı niteliğindeki katalog, sergi boyunca Depo'dan ücretsiz edinilebilir. Sergi kapsamında ele alınan vakaların ayrıntılı olarak incelendiği metinlerle beraber, geçmişle yüzleşme üzerine çalışan yazar ve akademisyenlerin katkılarının yer aldığı kitap ise Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür adıyla İletişim Yayınları tarafından basıldı. Serginin küratörü Önder Özengi sorularımızı yanıtlıyor.

"Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" projesi nasıl bir süreç çerçevesinde gündeme geldi ve sergi nasıl hazırlandı?

Sergi Açık Toplum ve Anadolu Kültür’ün ortak olarak üstlendikleri bir proje. Son yıllarda geçmiş mefhumu siyasi ve toplumsal alandaki tartışmalarda fazlaca gündemde. Ayrılıklar ve çatışma noktaları da çoğu zaman geçmişe referans verilerek oluşuyor. Bütün devletler gibi Türkiye’nin de geçmişinde ağır hak ihlalleri ve suçlar var. Devletin bu geçmişle resmi olarak hesaplaşması yönünde de önemli bir toplumsal basınç ve sivil toplumun yaptığı çalışmalar var. Biz bu sergi ve yayına hazırladığımız kitaplar aracılığı ile bu coğrafya dışındaki ülkelerin geçmişlerindeki bazı suçlarla nasıl hesaplaştığını, bu sürecin nasıl ilerlediğini ve diledikleri özrün etkisini göstermeyi hedefledik. Türkiye’de içinde yaşadığımız dönemdeki tartışmalara bir katkı sunmaya, bu süreçlerden geçme konusunda yalnız olmadığımızı göstermeye çalıştık.

Sergi ve kitapları bir yılı aşan eşzamanlı bir araştırma süreci sonunda hazırladık. Bir taraftan metinleri yazmak için vakaları araştırırken bir taraftan da ele aldığımız vakalarda odaklanacağımız meseleleri tartıştık. Sergide kullandığımız materyalleri de bu tartışmalar sonucunda ortaya çıkardık.

Sergide devletlerin geçmişte yaptıkları hak ihlalleri, katliamlar, işledikleri insanlık suçlarına yönelik resmi anlamda ilgili taraflardan özür dilemeleri adına farklı ülkelerden sekiz önemli vakaya yer veriliyor. Bu vakalar nasıl seçildi ve ilgili belgelere nasıl ulaşıldı?

Projeye başlarken bu güne kadar devletler tarafından dilenmiş kapsamlı bir listeden yola çıktık. Vaka seçkilerini proje danışmanımız Elazar Barkan’ın da katıldığı bir atölye çalışması ile son haline getirdik. Özel olarak odaklanacağımız vakaları seçerken bir taraftan bu coğrafyadaki insanların tanıdıkları, hatırladıkları ve yakınlık duydukları olaylara, bir taraftan da geçmişle hesaplaşma literatüründe önemli yer tutan, referans verilen ve örnek alınan vakalar olmasına özen gösterdik.

Sergideki gösterdiğimiz belge, fotoğraf, afiş, bildiriler ve şarkılar vs gibi materyallere de bu araştırma sonucu ulaştık. Sergide tek taraflı ve tek bir kaynaktan görsel kullanmak yerine, yaşanan olayları, farklı bakış açıları ve dilleri üzerinden yansıtmaya çalıştık. Sergide arşivler, uzun uğraşlar sonucu ulaştığımız devletlerin kurumsal dili olan mahkeme tutanakları, komisyon raporları vs gibi resmi nitelikli belgeler de var, internetten yaptığımız aramalar sonucu ulaştığımız özgür lisanslı fotoğraflar da. O dönemi yaşayan insanların çektiği ve bazıları sembol olan fotoğraflar ve anlatılara da yer verdik, devletlerin yaşanan olayları meşrulaştırmak amacı ile yaptırdığı propaganda filmlerine de.

Görsellerin ne gösterdiği kadar kaynağının da önemine vurgu yapmaya çalıştık. Şunu da eklemek gerekir; devletlerin hesaplaşma süreçlerinin derinliği görsel belge vs gibi arşivlerin ulaşılabilirliği ile de ölçülebilir. Özürlerin tamamlayıcısı niteliğindeki arşivler ve müzeler gibi kurumların geçmişle hesaplaşmada önemli yer tuttuğunu gördük.

Türkiye'de  geçmişe dair benzer vakalara dair  devletin resmi bir özür söylemi ve geleneğinin olmadığı görülüyor. Nitekim sergide Türkiye'ye dair bir özür örneğinin olmaması da düşündürücü. Devletlerin özür geleneği nasıl oluşur, bu süreçte sivil toplum nasıl bir rol /misyon yüklenir sizce?

Ele aldığımız vakalarda dikkat çeken en önemli şey dilenen özürlerin ve geçmişle hesaplaşma süreçlerinin devletlerin başlattığı ve sürdürdüğü bir süreç olmadığı. Bu özürlerin toplumsallaşmış güçlü bir talep ve sivil toplumun yaptığı ve etkili olduğu çalışmalar sayesinde olduğunu görüyoruz. Örnek vermek gerekirse Srebrenitsa Anneleri Derneğinin hem yaşananları daha fazla duyurma ve hatırlatmak adına yaptığı etkinlikler hem de verdikleri hukuksal mücadele dünya kamuoyunun bu soykırıma bakışını önemli ölçüde etkiledi. Sırbistan’ın dilediği özürde bu kamuoyu baskısı oldukça etkili oldu. Avustralya’da ‘Sorry Book’ ve Sorry Day’ gibi mütevazı etkinliklerin dilenen özürdeki payı oldukça büyük.

Türkiye’de sivil toplum geçmişle yüzleşme adına önemli çalışmalar yapıyor, toplumun önemli bir kesiminden gelen ve Türkiye’nin geçmişinde yaşananlarla hesaplaşmaya zorlayan bir baskı var.  Bu çalışmaların daha fazla toplumsallaşması devletin daha güçlü adımlar atması açısından önemli.

Sergide belgelerle anlatılan sekiz vakaya dair Türkiye bağlamında izleyicinin aklına gelen ürkütücü benzerlikler mevcut. Sergide Türkiye özelinde özür bekleyen vakalara dair ayrı bir bölümün yer alması beklenebilirdi. Sergiyi düzenlerken böyle bir özel başlık düşünüldü mü?

Sergiyi hazırlarken ister istemez Türkiye’nin geçmişinde yaşananları ve özellikle Ermenilerin, Kürtlerin ve askeri darbe mağdurlarının hesaplaşma ve özür taleplerini düşünüyorduk. Vakaları seçerken de bu benzerliği göz önüne aldık. Ama projenin odağına aldığı ana mesele resmi olarak dilenmiş özürler. Türkiye’nin bu özür taleplerini karşıladığı söylenemez. Devlet geçmişle hesaplaşma sürecini kurumsallaştırma konusunda yavaş adımlar atıyor ve bu adımlar toplumsal talebi karşılayamıyor. Devletlerin dilemesi gereken özürler konusunda çok çeşitli çevrelerden farklı talepler var. Türkiye’de özür bekleyen meselelerin ne olması gerektiğini de izleyene bırakmayı tercih ettik.

Okuyucu Yorumları