Sağlık

'Tamamlayıcı tıp' yasallaştı

Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı yönetmelikle 'geleneksel ve tamamlayıcı' tıp uygulamaları yasallaştı. Peki bu sömürüleri de getirecek mi?

13 Kasım 2014 13:58

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalar Yönetmeliği” ile bu tür uygulamalar artık yasallık kazanmış oldu. Ancak medyada ve sağlık alanında güvenilir olmayan pek çok 'alternatif tıp uzmanı'nın bulunması ve bu konunun sömürüye oldukça açık bir alan olması endişeleri artırıyor.

Murat Civaner'in Bianet'teki haberi şöyle:

Geçen hafta Sağlık Bakanlığı’nca bir yönetmelik yayımlandı: “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalar Yönetmeliği” (1). Yönetmelik’le birlikte; Akupunktur, Apiterapi, Fitoterapi, Hipnoz, Sülük uygulaması, Homeopati, Kayropraktik, Kupa uygulaması, Larva uygulaması, Mezoterapi, Proloterapi, Osteopati, Ozon uygulaması, Refleksoloji ve Müzikterapi yöntemleri “geleneksel ve tamamlayıcı” uygulamalar kapsamında yasallaştırıldı ve bu uygulamaların ancak özel eğitim almış hekim ve diş hekimlerince, belli özelliklere sahip birim ve merkezlerde yapılabileceği biçiminde bir çerçeve çizilmiş oldu.

Söz konusu 15 yöntemin sayabildiğim kadarıyla 200’den fazla hastalık, bulgu ya da yakınmada kullanılmasına izin verildi. Her ne kadar Yönetmelik isminde “alternatif tıp” terimi bulunmasa da, ülkemizde düzenlenen hacamat kongreleri, medyadaki ve alandaki şarlatan ordusuna göz yumuluşu ve toplumun bu konuda sömürüye açık oluşuyla birleştirince insan haklı olarak ürperiyor.

 

Neden böyle bir düzenleme?

 

Kadim tedavi pratikleri modern tıbbın parlak başarılarına rağmen varlıklarını tüm dünyada sürdürdü. Bu birlikte varoluş halini, eskinin logosunun terk edilmeyişini hemen yoksulluk ve eğitimsizlik ile açıklamak yeterince açıklayıcı değil; eğitimli orta sınıf ve varsıllar, belki de daha çok onlar, bu ürünlere giderek daha fazla yöneliyorlar.

Gerçeklik bilgisi için aklın değil, -tekrar- inancın referans alınması (Tersine rönesans denebilir buna), özelleştirmenin getirdiği yozlaşma, ilaç ve teknoloji şirketleriyle kurulan türlü çıkar ilişkileri ve sair nedenle modern tıbba duyulan güvenin azalması, sağlığı bireysel seçimlere bağlı bir hal olarak okuyup yeni bir pazar aracına dönüştüren “sağlıklı yaşam” dayatması; tümü de “doğal kaynaklı” (dolayısıyla yan etkisiz!) ürünlere / uygulamalara yönelişte etkili gibi duruyor.

Bu büyük talep pazar için iştah açıcı bir potansiyele işaret ediyor. Böyle bir ortamda geleneksel, alternatif ya da tamamlayıcı uygulamalar (GAT) piyasası; toplum yararına işlev görmesi beklenen bir aygıttan bir piyasa denetçisine dönüşmüş bulunan devlet eliyle düzenleniyor. 663 sayılı KHK, Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmeliği ve değiştirilen Eczacılık Kanunu’yla birlikte bu yönetmeliğin, bir piyasanın düzenlenmesine yönelik hukuki dayanakları oluşturduğu görülebiliyor. “Ürün”ler ve uygulamalar, devletin yayımladığı özel düzenlemelerle, güvenli olduğu kabul edilen tüketici alışveriş alanına sokuluyor. Bir yönüyle de, gün geçtikçe daha fazla oranda cepten ödeme gerektiren modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere alternatif yaratılıyor. 

 

Etkinlik ve güvenilirlik üzerine ne biliyoruz?

 

Hekim modern tıbbın, yani bilimsel bilgiye dayanan, dolayısıyla en az zararla en fazla yararı sağlayacak girişimlerin uygulayıcısıdır. GAT tıbbı ise aynı nedenle hekimlik mesleğinin alanı içinde değildir. Bununla birlikte, bilimsel yaklaşım kuşkuculuğu içerir; otomatik / kategorik reddiye bilimsel değildir. Bu nedenle GAT uygulamalarına bilimsel yaklaşım, öncelikle etkin ve güvenli olup olmadıklarını araştırmak yönünde olmalı. Bir taraftan etkinlik sağlarken diğer taraftan bireyin/toplumun maruz kalacağı riskin olanaklı en az düzeyde olduğundan emin olmak için bu tür yöntemlerin etkinliğinin yanı sıra risklerinin de bilinmesi gerekir.

Peki, sayısı ‘yüzlerce’ biçiminde ifade edilen bu yöntemler hakkında ne biliyoruz? İki kaynak bu anlamda oldukça çarpıcı bir resim çiziyor:

İlki, bu alanda temel kaynaklardan sayılan The Desktop Guide to Complementary and Alternative Medicine isimli kitapta yer alan 685 GAT uygulamasının etkinliğini inceleyen bir çalışma (2). Çalışmada bu uygulamaların sadece 51’i hakkında bir dereceye kadar güvenilir bilgi olduğu sonucuna ulaşılmış; yani sadece yüzde 7.4. Üstelik araştırmacı, ki kendisi aynı zamanda incelenen kitabın da yazarı, 51 uygulamanın yaklaşık üçte birinin egzersiz, diyet, domates, lifli gıda, masaj ve grup terapisi gibi klasik önerilerden oluştuğunu, ayrıca kitaptaki bazı bilgilerin yanlış olduğunun gösterildiğini, dolayısıyla bu oranın bile çok iyimser bir rakam olduğunu belirtiyor.

İkinci kaynak, en tartışmalı GAT uygulamalarından biri, homeopati üzerine. Hastalık belirtilerini ortaya çıkarabilecek maddeleri çok düşük, hatta mümkünse bir molekül düzeyinde dozlarda sulandırarak o hastalığa karşı bağışıklık kazanılacağını öne süren homeopati iki ilkeye dayanmakta: “Benzer benzeri tedavi eder” (Sağlam kişide belli bulgular çıkaran bir madde, aynı bulgulara sahip hasta kişilerde iyileşme sağlar) (3) ve “ultra-dilüsyon” (Bir madde ne kadar sulandırılırsa, o kadar güçlü etki yaratır) (4). Bu yöntemle fiziksel, duygusal ve ruhsal her tür hastalığı tedavi etmenin mümkün olduğu ileri sürülüyor (5). Britanya Parlamentosu’nca kurulan Bilim ve Teknoloji Komitesi’nin homeopati üzerine raporu ise şöyle söylüyor özetle (4):

* Uygulama bilimsel olarak haklı çıkarılamamakta.

* Etkisi plasebodan daha iyi değil.

* Homeopati üzerine yeterince araştırma yapılmış durumda ve bu araştırmalar etkili olmadığını gösteriyor.

* Daha fazla araştırma yapılmasını haklı çıkararak bir gerekçe yok.

Raporda bu bilgilere dayanarak hükümete şu önerilerde bulunuluyor: “Hükümet, bu ürünlere lisans verip eczane raflarında bulunmalarını sağlayarak, homeopatinin etkili bir tıbbi yöntem olduğunu onaylamış olmaktadır. Hastaların güvenini tesis etmek, güvenliğini sağlamak ve seçim hakkının gereğini yerine getirmek için hükümet homeopati de dahil olmak üzere hiçbir plasebo yöntemin kullanımını desteklememelidir. Hükümet homeopati ürünlerinin geri ödemesini durdurmalı, bu ürünlerin lisansları yenilenmemelidir.”

Bu konuda yapılmış 57 sistematik derlemeyi inceleyen Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Konseyi de aynı sonuç ve önerileri içeriyor (6). “Başka ülkelerde de var” savı haklı olarak “Başka ülkelerde var olması bilimsel olduğunu göstermez” diye yanıtlanıyordu; şimdi o ülkelerin de uygulamalarını ciddi biçimde sorguladıkları anlaşılıyor.

 

Fakat ne yazık ki…

 

Özetle; yönetmelikte yer alan ve otlarla, arılarla, kurtçuklarla, sülükle, müzikle, ayak tabanına baskı uygulayarak, kupa çekerek ve sair yöntemlerle uygulanan GAT tıbbına ilişkin bilimsel bilgi, büyük oranda eksik ya da bu yöntemlerin etkisiz olduğu yönünde. Dahası, etkin olabilecekleri düşünülen bazı uygulamaların göze alınamayacak derecede riskli oldukları gösterilmiş durumda. Öyleyse;

* Bir GAT uygulamasının belli bir hastalık, bulgu ya da yakınmada etkin ve güvenli olduğuna ilişkin bilgi varsa bu bilginin sağlık hizmetinde nasıl kullanılabileceği değerlendirilmeli. Bu değerlendirme, var olan modern tıp yöntemlerinin etkisiz kaldığı alanlar için yapılmalı: Etkin ve güvenli bir modern tıp yöntemi bulunuyorken, neden sülük kullanmak gereksin?

* Etkinlik ve güvenliliğine ilişkin yeterli bilgi olmayan uygulamaların kullanımı engellenmeli. Yanı sıra, bu uygulamaların etkinlik ve güvenliliği araştırılmalı.

* Bilgisizliğin, ızdırabın ve yaratılmış/kışkırtılmış taleplerin oluşturduğu dezavantajın sömürülmesini önlemek için, etkin ve / veya güvenli olmadığını bilinen GAT uygulamalarının kullanımı kesinlikle engellenmeli.

* Düzenlemeler sağlık hizmetlerine erişim hakkıyla ve bilimsel bilgiyle uyumlu olmalı, söz konusu sağlık olunca “kervan yolda düzülür” boşinancı / kandırmacası terk edilmeli.

Fakat biz, ne yazık ki, tam tersini yapıyoruz.

İlgili Haberler