Gündem

Taha Akyol: 'Araba sevdası' ve 'debdebe' muhafazakârların da şevkle benimsediği bir kültür

"Denetim kilit kavramdır"

19 Ekim 2017 06:01

Hürriyet yazarı Taha Akyol, Başbakan Binali Yıldırım'ın partisinin grup toplantısında sarf ettiği "Şaşa debdebe bitiyor, herkes işine gücüne bakacak" sözleri hakkında yorumda bulunarak "Muhafazakârlar bunları hep “Batılılaşma”nın hastalıkları saydılar. Ama görülüyor ki, gücü ele geçirince 'araba sevdası' ve 'şaşaa, debdebe' muhafazakârların da şevkle benimsedikleri kültürel bir sorundur; insan tabiatında da vardır" dedi.

Taha Akyol'un "Debdebe bitiyor dükkânı kapattık" başlığıyla yayımlanan (18 Ekim 2017) yazısı şöyle:

Başbakan Binali Yıldırım’ın devlet hayatındaki debdebe ve israf için söyledikleri fevkalade önemlidir. Etraflıca, derinlemesine, ciddiyetle üzerinde durmak lazım.

Meselenin derin kültürel yönleri vardır...

Başta Sayıştay denetimi olmak üzere demokratik denetim kurumlarıyla ilgili yönü vardır.

‘Araba sevdası'

Evvela Sayın Başbakan’ın sözlerini hatırlayalım:

“2018 yılı tasarruf yılı. Şaşaa, debdebe bitiyor. Hiçbir şekilde güvenlik ve acil konular dışında devlete, belediyelere, oraya buraya yeni araç alımı yok, dükkânı kapattık.”

Tanzimat devrinde Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” romanını hatırlamamak mümkün mü?

Aynı devirde saraylıların israfı yüzünden devletin iflasa sürüklendiğini Cevdet Paşa yazmadı mı?

Cumhuriyet devrinde de Yakup Kadri’nin yazdığı israf, debdebe olguları.

Muhafazakârlar bunları hep “Batılılaşma”nın hastalıkları saydılar. Ama görülüyor ki, gücü ele geçirince “araba sevdası” ve “şaşaa, debdebe” muhafazakârların da şevkle benimsedikleri kültürel bir sorundur; insan tabiatında da vardır.

“Verimlilik, rasyonellik, kamu denetimi” kavramlarının kültüre dönüşmediği toplumlarda “güç” daha bir gösterişli oluyor.

Osmanlı’da 1862 yılında Danıştay’ın kurulması yetersiz de olsa bir “denetim”yolunu açmıştı.

Denetim kilit kavramdır.

Denetim önemi

AK Parti iktidarı AB sürecinde, 2004 yılında Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Devlet Grubu’na Türkiye’yi üye yapmıştı, çok iyi... Fakat özellikle 2011’den sonra “denetim”kanallarını kısıtlamaya yöneldi.

En basiti, Başbakan’ın haklı olarak yakındığı “şaşaa, debdebe, israf”konularında bir AK Parti milletvekili parti grubunda genel görüşme açılmasını isteyebilir mi mesela?

2012’de iktidar Sayıştay’ın denetimini bile kısıtlayan bir kanun çıkardı, Anayasa Mahkemesi 27 Aralık 2012’de iptal etti. (K:2012/207)

Yine de Sayıştay raporları Meclis’e gereği gibi iletilmiyor.

Üç yıl önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “taşıttan binaya kadar israf”olduğunu söyleyerek “Üzülüyorum, utanıyorum” demişti. (8.11.2014)

Ne yapıldı üç yıldır?

Ankara Milletvekili Ali Babacan, “Partinin adına AK deyip şeffaflık ve yolsuzluk sorunlarına ilgisiz kalınamayacağını” söylemiş, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun hükümet programında ‘şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele paketi’ çıkarılması vaat edilmişti; kâğıt üzerinde kaldı.

Dahası, milyarların toplandığı Varlık Fonu, Sayıştay denetiminin dışında tutuldu, yürütmenin atayacağı üç kişi denetleyecek sadece.

Algı indeksi

Sonuçta, Uluslararası Şeffaflık Derneği 

25 Ocak 2017 günü şu açıklamayı yaptı:

“Yolsuzluk Algı İndeksi’nde Türkiye 2016 yılında 9 basamak birden gerileyerek 176 ülke arasında 75. sırada yer aldı.”

Denetim düşüncesi ve kurumları güçlü değilse, kamu kurumlarında liyakat yerine “bizden” olma imtiyazı yürüyorsa...

Cumhurbaşkanı’nın “Bu hırsızı nereden buldunuz dedirtmeyin” gibi, Başbakan’ın “Dükkânı kapattık” gibi sözleriyle ne şaşaa ve debdebe ne de güç zehirlenmesi ve yolsuzluk önlenebilir.