Ekonomi

Prof. Ahmet İnsel yazdı; Liberalizm demokrasi öngörüsünde yanıldı mı?

"Liberalizmin iddiasının aksine, piyasa güçlerinin serbestleşmesi demokratikleşmeyle eş anlamlı değil”

03 Temmuz 2018 11:13

Prof. Dr. Ahmet İnsel, otoriter kapitalizmin salt baskı anlamına gelmediğini, hızlı iktisadi büyümenin yarattığı toplumsal rızaya da dayandığını söyledi. Uzun süren otoriter rejimlerde ise hemen her yerde boy veren olgulardan birinin yolsuzluk olduğunu ifade eden İnsel, Malezya’da otoriter kapitalizmin tarihi figürü Mahathir Muhammed örneğini vererek, "91 yaşında yolsuzluk karşıtı koalisyonun başına geçip, eskiden hamisi olduğu, yolsuzluğu paçalarından taşan otoriter başbakanı seçimle devirdi" diye yazdı. 

İnsel, "Liberalizmin iddiasının aksine, piyasa güçlerinin serbestleşmesi demokratikleşmeyle eş anlamlı olmadığını" ifade ederek, "Merkeziyetçi siyasi sistemleri piyasa güçleri aracılığıyla liberalleştirme projesi hemen her yerde otoriter kapitalizmi güçlendiriyor" sözlerini sarf etti.

Prof. Dr. Ahmet İnsel'in, "Otoriter kapitalizmin geleceği" başlığıyla Cumhuriyet gazetesinin bugünkü nüshasında (3 Temmuz 2018) yayımlanan yazısı şöyle:

Bir kısmı seçimlere dayanan, bir kısmı tek parti rejimi veya askeri diktatörlüklerle yönetilen otoriter rejimler Güneydoğu Asya’da iyice yerleşiyor. Fransız Le Monde gazetesinde bu konunun işlendiği bir yazıda (1 Temmuz), Nikkei Asian Review’den yapılan bir alıntı durumu özetliyor:

“2018, ‘illeberal’ yarı-demokrasilerin dayattığı total otoritarizm ilkelerinin Güneydoğu Asya’da norm haline geldiği bir dönemin başlangıç yılı olacak.”

Bu Batı tipi demokrasinin çöküşü mü demek? Le Monde muhabiri Bruno Philip yalın bir yanıt veriyor:

 “Bir şeyin çöküşünden bahsetmek için, onun önceden var olmuş olması lazım. Bölgede demokrasinin gerilemesi değil, zaten demokratik olmayan bu ülkelerde otoritarizmin kalıcı ve güçlü biçimde yerleşmesi yaşanıyor.” 

Bu otoriter kalkınmacı yönetim modelinin cazibe merkezi, Çin. Tek parti diktatörlüğüyle hızlı büyüme odaklı, yönlendirilmiş piyasa ekonomisini birleştiren Çin’in otoriter kapitalizmi, liberal kapitalist demokrasinin gelecek on-yirmi yılda en büyük rakibi olacak gibi gözüküyor. 

Otoriter kapitalizm salt baskı demek değil. Hızlı iktisadi büyümenin yarattığı toplumsal rızaya da dayanıyor. Bu rızanın dayandığı zımni sözleşmede, siyasal istikrar iktisadi büyümenin, özgürlüklerin kısıtlanması da siyasal istikrarın önkoşulu. Çeyrek yüzyıl öncesine kadar yoksulluğun hem yaygın hem derin olduğu bölge ülkelerinde, toplumda baş gösteren siyasal demokrasi beklentileri ortalama refah seviyesinin birçok yerde hızla yükselmesiyle bastırılıyor veya tüketime yönlendiriliyor. 

Otokrat yönetimlerin yerini kısmen demokratik işleyişlere bıraktığı 1980 sonrası dönemin kapandığı açık. Yeni otoriter popülist yönetim biçimleri (Filipinler) ortaya çıkıyor. Askeri diktatörlükler değişim görünümü altında devam ediyor (Birmanya, Tayland). Tek parti diktatörlükleri iyice yerleşiyor (Laos, Vietnam, Kamboçya). 

Neoliberal politikaların daha fazla devlet güdümlü uygulandığı, iktisadi büyümenin önüne çevre, sosyal hak gibi “engellerin” çıkmamasının sağlandığı bu otoriter kapitalizm, her yerde aynı iktisadi ve sosyal sonuçları vermiyor. Vietnam’da bir yandan yoksulluk hızla azalırken tek parti diktatörlüğü ifade özgürlüğünü eskisinden daha fazla sınırlayıp, muhalif her türlü sesi daha fazla susturuyor. Vietnam’da parlamento sosyal medyada yer alan rejime yönelik her türlü eleştirinin yirmi dört saat içinde kaldırılmasını sağlayacak bir kanun kabul etti. 

2014’te Tayland’da ordu 1932’den beri on ikinci darbesini gerçekleştirdi. Halbuki 1990’larda demokratik bir anayasa kabul edilmiş, yönetim serbest seçimlerle belirlenir hale gelmişti. Demokratikleşme parantezini kapatan Tayland ordusu, 2016’da ordunun yönetime kalıcı biçimde ortak olmasını sağlayan yeni bir anayasa kabul ettirdi. 

Birmanya’da durum başka açıdan büyük bir hayal kırıklığı. Generallerin yirmi yıl ev hapsinde tuttuğu muhalefetin sesi, Nobel Barış Ödülü sahibi Suu Kyi, şimdi şiddetli bir Budist-Bamar (çoğunluktaki etnik topluluk) milliyetçiliği dalgası içinde, ordu ile el ele, bir önceki geçiş dönemi hükümetini aratan bir otoriter gidişatı destekliyor. Müslüman Rohinga azınlığa karşı yürütülen etnik temizliğe çok geç ve yarım ağız karşı çıkan Suu Kyi’nin partisi, gazetecilerin ve muhaliflerin ifade özgürlüğünü kısan yasayı mecliste kabul etti. 

Vietnam ve Laos, Çin Komünist Partisi diktatörlüğünün bir tür kopyaları. Kamboçya ise başında 31 yıldır Hun Sen’in olduğu bir otokrasi. Diktatör Marcos’u 1986’da deviren Filipin halkı, şimdi seçerek başa getirdiği bir popülist zorbanın elinde. 

Uzun süren otoriter rejimlerde hemen her yerde boy veren diğer olgu, yolsuzluklar. Singapur, bu konuda neredeyse yegâne karşı örnek. Malezya’da da, otoriter kapitalizmin tarihi figürü Mahathir Muhammed, 91 yaşında yolsuzluk karşıtı koalisyonun başına geçip, eskiden hamisi olduğu, yolsuzluğu paçalarından taşan otoriter başbakanı seçimle devirdi. Yeni yönetim, daha temiz olsa da daha az otoriter olabilecek mi? 

Liberalizmin iddiasının aksine, piyasa güçlerinin serbestleşmesi demokratikleşmeyle eş anlamlı değil. Merkeziyetçi siyasi sistemleri piyasa güçleri aracılığıyla liberalleştirme projesi hemen her yerde otoriter kapitalizmi güçlendiriyor.