REKLAMI GİZLE

P24 atölyesinde sosyal medya tartışıldı

P24 ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin birlikte düzenlediği 'Nasıl yapılıyor-Nasıl Yapmalı?' gazetecilik atölyelerinin sonuncusu 'sosyal medya ve sorumlu özgürlüğün hukuku' üzerine yapıldı

- A +

Sinem Babul

Başkanlığını Hasan Cemal'in yaptığı Bağımsız  Gazetecilik Platformu P24'ün Bahçeşehir Üniversitesi ile birlikte düzenlediği "Nasıl Yapılıyor-Nasıl Yapmalı?" başlıklı gazetecilik  atölyeleri "Sosyal Medya"nın ele alındığı panelle devam etti.

“Nasıl Yapılıyor-Nasıl Yapmalı?” başlığı altında düzenlenen panellerde ekonomi, polis-yargı ve medyada ayrımcılık-nefret söylemi konularının ardından perşembe günü sosyal medya ve sorumlu özgürlük hukuku tartışıldı.  T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın'ın moderatörlüğünde gerçekleşen panele ceza hukuku profesörü Ersan Şen, Linkedin ve Foursquer'in Türkiye Temsilciliği'ni de yürüten Publik İletişim'in kurucu ortağı ve sosyal medya uzmanı Volkan Çağsal ile Bahçeşehir Üniversitesi'nden Doç. Burçe Çelik  konuşmacı olarak katıldı.

'Sosyal medya sahneye çıktığınız bir yer'

Panelin açılış konuşmasını yapan Doğan Akın; “İnternet sitelerini de sosyal medya kapsamında değerlendirenler  var. Sosyal medyada sadece kullanıcıların içeriğini oluşturduğu bir zeminden bahsediyoruz. Dolayısıyla haber sitelerinin sosyal medyanın bir parçası olduğunu düşünemeyiz. Çünkü onların içeriklerini bizler oluşturuyoruz” dedi. Sosyal medyanın medyayı da ciddi şekilde etkilendiğini söyleyen Akın, “Türkiye’de bir türlü arzuladığımız ölçüde sağlanamayan okur denetimi meselesi sosyal medyada büyük bir süratte inşa olmaya başladı. Bir haber koyuyorsunuz birkaç dakika sonra haberin başlığında problem varsa, yaklaşımında problem varsa derhal uyarılar gelmeye başlıyor. Muazzam bir okur denetimi olmaya başladı. Ve medyayı sadece yurttaş gazeteciliği imkanlarını kolaylaştırması açsından değil, denetim açısından da etkileyen bir zeminden söz ediyoruz” diye konuştu.

Akın, Gezi parkı protestolarına özellikle başlangıç sürecinde yer verilmek istenmemesi üzerine  ilk kez televizyon kanalları önünde protestoların yapıldığını ve bu örgütlenmenin yine sosyal medyada gerçekleştiğini hatırlattı.

"Sosyal medyanın insanların kendilerini ifade, ilan ve tebliğ ettiği bir mecra" olduğunun altını çizen Akın, “Sosyal medyada iyi mizah yayılıyor, iyi mesaj iyi görsel yayılıyor. Dolayısıyla sahneye çıktığınız ve ölçüldüğünüz bir yer. Bu anlamda da ifade özgürlüğünün aslında hiç kimsenin iznine bağlı kalmadan, kendimizi ifade ve ilan edebildiğimiz bir mecradan bahsediyoruz. Ve çığ gibi büyüyen bir algoritması var” diye ekledi.

Sosyal medyanun muazzam bir niteliği, niceliği ve sürati olduğunu vurgulayan Akın,şöyle devam etti:

“Resmi makamların, iktidarların alışık olmadıkları bir nicelik ve sürat ile karşılaştıkları için soyal medyada örgütlenen protestolara önlem almakta zorlandıkları, sosyal medyayı bu nedenle baş belası olarak gördükleri bir mecra karşısındayız. Yani Türkiye’de Başbakan ‘Sosyal medya toplumların baş belası’ dediğinde aslında hedef aldığı şey, engel olmakta zorlandığı Gezi Parkı muhalefetiydi. Neden 'sosyal medya baş belası' dedi? Çünkü orada bu çığ büyüyen algoritma ve sürat Başbakan'ın daha önce tanık olduğu bir şey değildi. Daha doğrusu Türkiye siyasetinin tanık olduğu bir sürat ve hacim değildi.”

Sosyal medya örgütlenmelerinin eskilerin merkezi hiyerarşisi ve lideri olan ideolojik örgütlenmelerinden farklı olduğunu vurgulayan Akın; “Geleneksel örgütlenmelerde alternatif bir dünya ve düzen öneren kitlelerden, ortak bir gelecek tahayyül eden kitlelerden bahsederken çok farklı katmanları yan yana getiren sosyal medyadaki bağlar çok daha zayıf. Yani Gezi Parkı'ndan hareket ederek bir siyasal hareketten, bir ideolojik örgütlenmeden bahsetmek gerçekçi olmayabilir. Sosyal medyada insanlar arasındaki bağlar daha zayıf, mesajlar çok daha kısa, net ve süratle etrafında toplanılacak ortak paydalardan hareket ediyor” diye ekledi.

Satın alınan, sahip olunan ve kazanılan medya

Linkedin ve Foursquer'in Türkiye Temsilciliği'ni de yürüten Publik İletişim'in kurucu ortağı ve sosyal medya uzmanı Volkan Çağsal , medya için "teklam gibi parayla satın alarak elde ettiğiniz medya",  "kurum ve örgütlerin özel internet siteleri gibi sahip olduğunuz medya" ve "sosyal medyada olduğu gibi kazandığınız medya" şeklinde üçlü bir ayrım yaptı. En yüksek güven ve etkileşimin kazanılmış medyada gözlemlendiğini anlatan Çağsal, “Sosyal medyada en önemli etki kazanılmış medya etkisidir. Çünkü insanlar kendilerine ait olan yerde sizinle ilgili konuştuklarında büyük bir ilgiye neden oluyor. İnsanlar reklamlardan ya da markaların kendi sitesinde paylaşılan bilgilerden daha çok bir arkadaşının paylaştığı bilgilere önem veriyor, tepki veriyor ve güveniyor” dedi.

Kurumlara hazırladıkları reklam kampanyalarında markalara önerdikleri şeyin kazanılmış medyayı artırmak olduğunu vurgulayan Çağsal sözlerine şöyle devam etti;

“İnternette şu anda önemli olan şey iletişimde doğru medyayı seçmek. Bütün mecralarda yüzde 1'lik bir başarıyla yer almaya çalışmaktansa, kurumların kendilerine uygun mecrayı seçip orayı çok iyi kullanması gerekir. Birkaç mecra da olabilir, ancak hedef kitlenizin yoğun olarak kullandığı mecraları seçmek gerek. Minimum çabayla maksimum sonuca ulaşmak istiyorsanız bunun içinde sosyal medyanın büyüklüğü önemli. Sizin tek mesajınız olabilir, ama o mesajı aynı şekilde tüm mecralara veremeziniz. O yüzden şu an sosyal medyadaki iletişimin reçetesinin birinci unsuru nerede olacağınız iyi seçmeniz. Seçtikten sonra ise mesajınızı o platformun diline göre iletmeniz gerekiyor. Her platformun kendine has bir dinamiği, jargonu ve kültürü var.”

Çağsal, Türkiye’de yoğun ilgi gören ve yoğun bir kullanıcı ağına sahip olan Facebook ve Twitter için şunları söyledi:

“Önemli özelliklerini  başında kimlik geliyor. Eğer Facebook hesabı alıyorsanız kimlik bilgilerinizi doğru girmelisiniz. Aksi halde sistem çalışmıyor. Yani arkadaşlarınızı v.s. bulamıyorsunuz. Bu nedenle gönüllü olarak, kendi amacınız için kimlik bilgilerinizi paylaşıyorsunuz. Dışarıdan gelen kimse sizin onayınız olmadan sizin bilgilerinize ulaşamıyor. Bu da facebok’u tercih edilen bir site haline getiriyor.

Çıkış noktası daha çok ‘haber’ olan Twitter’ın en önemli kısmı mesajı çok hızlı bir şekilde ulaştırması. İnsanları bir konu etrafında bir anda toplayabiliyor. Burada ne kadar insan toplandığından çok hız önemli. Hız Twitter’ın hem iyi, hem de kötü özelliği. Çünkü bu kadar hızlı iletişim sağlayan bir mekanizmada yanlış bilgi ihtimali büyüyor. Twitter’ı hızlı giden kontrolsüz bir araba gibi düşünebilirsiniz. Twitter’da her şey çok güncel ve yeriniz kısıtlı. Konuyu farklı bir cümleyle anlatmanız gerekiyor. Bu cümleyle insanlara zamanla ilgili bir şey hissettirmeniz gerekiyor. Aksi halde ilgilenmiyor.”

'Twitter medyan gibi çalışıyor'

Bahçeşehir Üniversitesi akademisyenlerinden Doç. Burçe Çelik, sosyal medyada gündem oluşturmak konusu üzerine yaptığı sunumda,Twitter’ın bir meydan gibi çalıştığını belirtirken  hashtagleri meydanların kulelerine benzetti.  olduğunu vurguladı. Çelik; “2009'dan beri gördüğümüz sosyal hareketlerin en önemli kahramanı Twitter oluyor, Facebook değil. Çünkü Twitter meydanlar yaratıyor” dedi.

Sosyal medyanın bölünmüş bir kitleye hitap ettiğini ekleyen Çelik sözlerine şöyle devam etti;

“1990 öncesi TRT zamanındaki gibi değil, televizyonun gücüyle Facebook  ve Twitter’ın gücü aynı olamaz. 70 milyonluk bir Türkiye’de olayların nasıl konuşulacağını tartışıyor olabiliriz ki bunun tetiği de Twitter’da çekiliyor ve ikinci dalga olarak Facebook’ta dağılıyor, ama hala insanlar üzerinde televizyon kadar etkili değil. Tek başına kişilerin tutumunu değiştirmiyor. Örneğin politik kültür hala televizyonla belirleniyor. Gündemin tartışma konusu ilkin Twitter’da atılabilir. Ama sadece Twitter'da sadece kalırsa yine bütün Türkiye’nin konuşacağı bir konu olmuyor. Gündem olması için bir zaman aralığı ve bu aralıkta televizyon ve gazetelerde tartışılması gerekiyor."

'Devlet gerçek hayatta da vardır, sanal hayatta da'

P24’ün gazetecilik atölyesinin son konuşmacısı Prof. Ersan Şen ise; her durumda esas olanın ifade özgürlüğü ve kişi hakları olduğu vurgusunu yaparak sözlerine başladı.

İfade hürriyetini yalnıca toplu paylaşımlar olarak görmememek gerektiğini söyleyen Şen ‘E-posta kullanımı da bir ifade hürriyetidir. Sesli ve görüntülü tüm paylaşımlar da ifade özgürlüğüdür. Telefonla konuşmak da ifade özgürlüğüdür. Esas olan bunlara müdahale edilmemesidir. Eğer bu saydıklarım vasıtasıyla birine karşı suç işleniyorsa o zaman müdahale edilebilir” dedi.

“Devlet gerçek hayatta da vardır, sanal hayatta da” diyen Şen, Twitter’ın tamamen kapatılması kararını doğru bulmadığını ifade etti. Anayasa Mahkemesi'nin Twitter yasağına karşı kararını içerikte doğru, ancak usulde yanlış bulduğunu anlatan Şen, Türkiye’de gelişen bir hukuk sorunu olduğunun altını çizdi ve şunları söyledi:

“Gelişen derken büyüyen anlamında demiyorum. Hukuk çağını geçiyor Türkiye. Biz bu çağı tamamlamadık. Daha bu çağı tamamlayacağız. Yani biz önce bir hukukta, ‘Adalet mülkün temelidir’ dediğimiz noktada, kurallarda ve özellikle uygulamada nasıl iyiliği sağlayacağız, bunun peşinden koşacağız. Sanal ortamlar da elbette kuralları kaideleri olmaları gereken, otokontrollerin geliştirilmesi gereken, bu tip toplu erişim yasağı gibi uygulamaların hiç cereyan etmemesi gereken, gerçekten hatalıysa sadece ilgili içeriğe itiraz edilmesi ve yargı sürecinde takip edilmesi gereken alan. Türkiye’de özellikle yargı kararlarının uygulanması noktasında hukuka aykırı içeriklerin çıkarılmasında sorun yaşanmaktadır. “

Atölye sonunda Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine en iyi çalışmanın ödüllendirileceği bir proje ödevi verildi.