Medya

Özgür Gündem Yayın Yönetmeni: Hiçbir yasal hakkımızı kullanamadık 'Gazeteciyim' demek örgüt üyeliği oldu

"Cezaevinde çok ağır tecrit koşullarında yaşıyorduk, koşullar ağırdı"

02 Ocak 2017 12:39

Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmeni Zana Bilir Kaya, "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla 5 ay tutuklu kalmasıyla ilgili olarak  "Bugün Türkiye’de gazeteciyim demek, bir örgütün üyesi olmakla neredeyse eş anlamlım kılındı" dedi. "Cezaevinde çok ağır tecrit koşullarında yaşıyorduk, koşullar ağırdı" diyen Kaya "OHAL gerekçesiyle hiçbir yasal hakkımız kullandırılmadı. Kısacası bütün haklar askıya alınmış durumda, yalnızca aileniz ile görüşebiliyorsunuz, mektup gönderme ve almada keyfilik var" görüşünü savundu. 

Evrensel'den Melten Akyol'a konuşan Zana Bilir Kaya'nın açıklamaları şöyle:

Serbestim ama özgür değilim

5 ay sonra özgürsün, demir parmaklıklar ardından çıktın, önce bununla başlayalım. Ne hissettin ne yaptın. Bir de siz duruşmaya getirilmediniz tabi.. Haberi nerede aldın?

Bir yarım özgürlük durumu var. Tabii dışarı çıkınca özgür oldum diyemiyorsun, ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle. Dolayısıyla onu özgürlük diye ifade edemiyorsun, dışarı çıktım ama özgürüm diyemiyorsun. Dışarı çıkmak önemli ama bir burukluk oluyor.  Bu tabii hem içerde birlikte yargılandığımız bir gazeteci arkadaşımızın, Yazı İşleri Müdürümüzün içerde kalmasın nedeniyle hem de tabii memleketin içinde bulunduğu durumla ilgili. Çünkü yüz elliye yakın meslektaşımız içerde, yüzlerce siyasetçi ve Türkiye'nin üçüncü büyük partisinin eş başkanları içerde, neredeyse belediye başkanlarının hepsi içerde, binlerce yurttaş içerde... Ve hiç bir somut kanıta dayanmayan, hukuksuz uygulamalarla karşı karşıya, dolayısıyla serbestim, dışarıdayım ama çok da özgürüm diyemiyorum... 

Türkiye kocaman bir hapishane

Dışarısı da kocaman bir cezaevi mi aslında?

Gerçekten öyle, dışarının kendisi de bir nevi içeriye çevrilmiş durumda. Bir açıdan neresi içerisi, neresi dışarısı çok kestiremiyorsun. Hem duygu olarak, çıktığımızda bunu hissetim ama içerideyken de hissediyordum. İnsanların hepsi aslında dışarıda da olsa bir hapishanenin içine hapsedilmiş gibi... Memleketin geneli için durum böyle, çok yoğun baskı var, yani neredeyse 12 Eylül döneminde bile yaşanmamış bir baskı döneminden geçiyoruz. 

Tahliyeler dayanışma sayesinde oldu

Memleketin hali malum ama tahliyeniz iyi haber oldu...

Dostlar tabii çok aradı, meslektaşlarımızın yoğun ilgisi vardı, biraz tabii onların mücadelesi ve dayanışması sayesinde de bu tahliyeler gerçekleşiyor, onların emekleriyle bunlar oluyor. Çıktıktan sonra da mesajlarını, dayanışmalarını, o güzel duygularını hissetmek güzeldi. Biraz da bu memleket nasıl kurtulur, buradan nasıl çıkarız hep birlikte daha iyi bir ülkeyi nasıl yaratabiliriz, daha demokratik, daha adaletli bir ülke nasıl olur onu da hissettim bu dayanışma ile. Ancak dayanışma ile mücadele ile çıkılabilir buradan, bunu gördüm.

Peki cezaevi. Biz çokça haber yaptık durumunuza ilişkin ama, sen neler anlatırsın?

Cezaevinde çok ağır tecrit koşullarında yaşıyorduk, koşullar ağırdı. OHAL gerekçesiyle hiçbir yasal hakkımız kullandırılmadı. Kısacası bütün haklar askıya alınmış durumda, yalnızca aileniz ile görüşebiliyorsunuz, mektup gönderme ve almada keyfilik var. 

Gerçeğe ulaşmamız engelleniyordu

Dışarıda olanı biteni öğrenme şansınız neydi pek, hangi gazeteleri okuyordunuz, hangi gazeteleri alabiliyordunuz? Bir de sizin için büyük bir dayanışma örgütlendi, haberiniz oldu mu?

Doğrusu dışarıda olanı biteni, bizim için kurulan dayanışma ağından haberdar olma durumu çok söz konusu değildi yani. Daha çok arada sırada bazı etkinliklerin olduğunu duyuyorduk ama özellikle bilgi akışı konusunda çok sınırlı imkanlarımız vardı. Aşağı yukarı bir kaç ay boyunca Evrensel, Cumhuriyet, Birgün, Özgürlükçü Demokrasi gibi yayın organlarını hiç birini takip edemiyorduk, yasaklanmış durumdaydı. Dolayısıyla sadece ana akım medyadan uzun süre olan biteni izlemeye çalıştık, ama orada da çok haber yok, bilgi yok. İçeride gazetecileri en çok zorlayan şey bu, gerçek haber alamamak, gerçeği öğrenememek. O açından bilgi, gerçeğe ulaşma, yani memlekette olanı biteni öğrenme hakkından mahrum bırakılıyorsun. 

Özgür medyanın önemini çok iyi anladık

Habere ulaşamamak nasıl peki, gerçeği öğrenememek...

Tabi o zaman özgür medya mecralarının ne kadar hayati önemde olduğunu anlıyorsun. Gerçekten içeride bunun önemini daha iyi fark ediyorsun. O kadar hayati bir şey ki, çünkü gerçek bilgiye sen ulaşamadan hiç bir şey hakkında doğru dürüst değerlendirme yapamazsın, muhasebesini yapamazsın, bütün bir memlekete uygulanan durum da bu. biz cezaevinde bunu yaşadık ama Türkiye’nin tümüne uygulanan, bütün topluma uygulanan bir yöntem bu. Bütün topluma bu yöntemle tecrit uygulanıyor, gerçeğe ulaşma hakkı, bilgi edinme hakkı elinden alınıyor. Şimdi böyle bir toplumun ülkenin gidişatı ile ilgili bir değerlendirme yapması, bir muhasebe yapması mümkün olabilir mi. İşte bu yüzden kısıtlanıyor. Orada da özgür medyanın önemini çok yi anlıyorsun. 

Ülke tarihinin en karanlık günleri

2016 yılını geride bıraktık, kötü bir yıl oldu değil mi?

Çok karamsar bir yerin içinde geçtik, yani elbette mücadele sürüyor ama gerçekçi olarak durumu tahlil etmek gerekiyor. Ülke tarihinin en karanlık dönemini yaşadık 2016’da. 2016 muhtemelen kayıtlara böyle geçecek, hem çok ağır can kayıplarının yaşandığı işte darbe girişimlerinin olduğu, on binlerce insanın gözaltına alındığı, tutuklandığı, ülke tarihinde görülmemiş bir yıldı. Mevcut iktidar ancak baskıyı, hiç bir hukuki değerin asla kabul edemeyeceği değerlerde zulüm uygulayarak ülkeyi yönetebileceğini düşünüyor, ancak bu kadar baskı ile yönetebilirler. Ama şunun da bilinmesi lazım, kanaatimce bu kadar büyük bir baskının olmasının nedeni kesinlikle toplumda karamsarlık havası egemen olsa da, bu olan bitene rıza göstermemesi. Eğer rıza gösterseydi, boyun eğseydi zaten bu kadar pervasız bir hukuksuzluk sürecinin içinde olmazdı. Toplum her gün sokağa çıkmıyor olabilir, yüz binler toplanmıyor olabilir ama buna rıza üretemiyorlar. Toplumu bu zulüm cenderesine ikna edemiyorlar, ikna edemezler de. Ama dediğim gibi şuradan umutlu olmak gerekir ki Türkiye toplumu böyle bir düzene, rejime razı değil. Zulmün bu kadar artmasının da nedeni bu. En nihayetinde bir noktada kesinlikle tıkanacaktır, bu tarihin biz gösterdiğin bir hakikat yani. 

Gazetecilik suç haline dönüştürüldü

Gazeteciler de bu baskıdan payını fazlasıyla alıyor sanırım...

Gazetecilik topluma gerçeği anlatma mesleğidir. Zulmü, baskıyı, adaletsizliği toplumun tüm kesimlerine anlatmak, bilgi sağlamak yani. Şimdi tabi zulüm ve baskı o kadar büyük ve o kadar geniş çaplı bir hal aldı ki dolayısıyla iktidarın aklına gelen ilk şey bu büyük haksızlıkları hukuksuzlukları gizlemek için en öncelikli iş olarak gazetecileri hedef almayı seçti. Dolayısıyla bir mesleğin kendisi neredeyse bir suç unsuru haline dönüştürüldü.  Yani bugün Türkiye’de gazeteciyim demek, bir örgütün üyesi olmakla neredeyse eş anlamlım kılındı. Ve gerçekten çok pervasız bir yönelim oldu, aklın alamayacağı iddialar, hiç bir somut delile dayanmayan, tamamen keyfi yönelimlerle onlarca basın yayın organı kapatıldı ve yüz elliye yakın arkadaşımız cezaevine atıldı. İşte sevgili arkadaşımız Ahmet Şık neredeyse Türkiye’de bütün örgütler sıralanarak hepsinin propagandasını yapmaktan içeri atılmış. Tabii o kara aşikar yapılıyor ki. Bir de bunun da bir mesajı var: Yani diyorlar ki biz herhangi bir dayanağa, hukuki delile, hiç bir şeye gerek kalmaksızın biz istediğimizi, istediğimiz zaman içeri atarız. Bunu diyorlar yani. Ahmet Şık'ın tutuklanması üzerinden gazetecilere ve topluma verilen mesaj da bu aslında.

"'Kral çıplak' dememizden korkuyorlar"

Neden gazeteciler bu kadar hedefte, iktidar ne istiyor gazetecilerden?

Neden bu kadar baskı yapıyorlar çünkü gerçeğin gücünden korkuyorlar. Çünkü gerçeğin gücü çok büyük, gerçekten ‘Kral çıplak’ denildiği an, o küçük çocuğun o sözü bütün bir düzenin maskesini düşüren bir sözdür. Dolayısıyla bizim de yaptığımız biraz bu. Krala çıplak diyoruz ve ‘Kral çıplak’ dediğimiz için bu kadar çok üzerimize geliniyor. Gazeteciliği gerçekten yapanlar işte Ahmet gibi gazetecilerdir, Evrensel’deki Özgürlükçü Demokrasi’deki, Birgün’deki,Cumhuriyet’teki meslektaşlarımız. Çok azız ama az da olsa gerçeğin gücü küçümsenemez. Bundan korkuyorlar, gazetecilerin kral çıplak demesinden korkuyorlar. Çünkü bütün bu zulüm sürecini bozacak olan, bu gerçeği ifade etmektir. Korkuları da bundan, bu kadar bir mesleğin üzerine gelmeleri bundan ama ne olursa olsun er ya da geç daha zor günler de yaşayabiliriz ama er ya da geç gerçek mutlaka bu yalancı dönemi sona erdirecektir.

Dayanışma ve mücadele tek çözüm

Peki nasıl çıkacağız bu dönemden, gazeteciler cezaevinde, gazeteler, radyolar, televizyonlar kapatıldı...

Bizim çıkışımızı sağlayan şey dostlarımızın, meslektaşlarımızın bizi onurlandıran dayanışmasıydı. Biz belki de ülke tarihinde en çok dayanıştığımız dönemi yaşadık. Gerçekten en ağır dönemi yaşadık ama gerçekten de tarihi bir dayanışma durumu da yaşandı. Yani yan yana gelmez olan medya organlarının, kimi gazetecilerin yan yana gelmesi bu açıdan gerçekten ümit verici. Bu zemin önemli, bu meslek üzerine ortaklaşmanın yarattığı sinerji önemli, ama buna rağmen yüz elliye yakın arkadaşımız içerde. Demek ki daha etkili, daha kapsamlı daha büyük eylemler daha büyük dayanışma ağları örmek lazım. Bu açıdan bütün demokrasi güçlerini çok hayati bir ürecin içinde geçtiğimiz bilerek gerçekten ortaklaşması lazım. Asgari demoratik taleplerde buluşabilmek lazım