OSGİAD Başkanı: Bölgede teşvik yerine barış paketleri istikrar getirir

"Sur’da sanata dair bir iz kalmadı…”

- A +

Ortadoğu Sanayici ve Girişimci İşadamları Derneği Başkanı Şükrü Adanır, bölgenin teşvik paketleriyle değil istikrar ve çatışmasızlık ortamının sağlanması ile kalkınacağını söyledi.

Diyarbakır’da 12 yıl önce kurulan Ortadoğu Sanayici ve Girişimci İşadamları Derneği’nin geçtiğimiz aylarda yapılan genel kurulunda başkanlığa seçilen başarılı işadamı Şükrü Adanır, derneğin kapısını T24'e açtı. Kent ve ülke ekonomisini değerlendiren Adanır’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

- Öncelikle OSGİAD’ı anlatır mısınız? Ne zaman ve hangi amaçlarla kuruldu dernek?

Derneğimiz 2005 yılında kuruldu. İki dönem bu dernekte Genel Sekreter olarak hizmetlerim oldu. Aynı zamanda kurucularındanım. Genel sekterliğim döneminde çok aktif çalışmalarımız oldu bölgede. Şubeleşme çalışmalarımız oldu. Akabinde bir dönem ara verdim. Beş ay önce yapmış olduğumuz genel kurulumuzda yeni bir yönetim oluşturduk. Toplantıda birçok şeyde değişimler oldu. Yönetim kurulundan tutun da derneğin logosu ve ismine kadar. Daha önce kurduğumuz da genç ibaresi vardı. O dönem gençtik o 10 yıl geçti. Bu zaman içerisinde ciddi deneyimler de kazandı kurucularımız. O nedenle girişimci daha uygun bir kavram oldu.

- Genç İşadamları ifadesi çıktı yerine Girişimci mi eklendi?

Evet. Yeni bir değişime yaşıyoruz. Son aylarda siz de biliyorsunuz ülke olağanüstü süreçler yaşadı. Bu dönemi derneğin kurumsallaşması açısından avantaj olarak kabul edip bu anlamda örgütlenmemizi sağladık. Bir defa 82 üyeden oluşuyoruz. Bu 82 üyemizin bir çoğu yeni arkadaşlarımız. Ve hepsi ayrı ayrı meslek gruplarından geliyor. Aslında ağırlıklı ticaret var. Sanayi de var. Zaten girişimci kavramı herkesi kapsıyor.

"Sur’da sanata dair bir iz kalmadı…”

- Ticaret açısından ele alırsak Sur’daki olaylar kenti nasıl etkiledi?

Bu çok önemli. Diyarbakır’ı, Sur’u ele alırsak; Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkiye ekonomisinde ilk üçte olduğu söylenir. Tamam bu doğru ama işin gerçeği böyle değil. O dönemde zaten basiretli tacirlerin bulunduğu ve işin ehli olan insanların olduğu gayrimüslimler vardı. Bu insanların ustalıkla, beceriyle, sanatlarıyla öne çıkarak elde ettikleri başarıların sonucuydu. Ama şimdi Sur’da bundan bahsedemezsiniz. Sur’da sanata dair bir iş kalmadı. Örneği Konya, Gaziantep gibi ticarette eski olan kentlere gittiğiniz zaman oradaki dükkanlarda siyah beyaz fotoğrafları görürsünüz. İşte kuşakların birbirine aktarımını görürsünüz ve şuanda o işi yapanlar belki dördüncü kuşaktır. Bu kişinin aileden aldığı ticari geleneği gösterir. Bu bence kişinin aldığı akademik eğitimden daha önemlidir. Dolaysıyla Diyarbakır’da bu vardı bir zamanlar. Ben iyi hatırlarım. Bir çoğunu da bilirim çünkü çocukluğum orada geçti. Ama şuan Diyarbakır’da bu işletmeleri bulamazsınız. Hepsi geçici ticarete dayalı, Çin malı. Bugün olağanüstü bir durumda tezgahını bir saatte toplayıp çıkıp gidebilecek, kuyumculuk gibi ama işte kuyumculuk istenmeyen halleri işte işçiliğin olmadığı alım satıma dayalı kuyumculuk var. Bu tür işler ikame etmektedir. Sur’un o tarihi ticari dokusu kayboldu. Mesela diğer kentlerde dikkatimi çeken bir şey var. Şehrin ilk geliştiği bölgelerde eski çarşılar yeniden restore edilerek alışveriş merkezi adı altında pazarlanmaya başlandı. Bence eskiden gelen çarşıların restore edilen halleri daha otantik daha güzel. Hepsi bu durumdayken bizim Sur içerisindeki eski çarşılarımız çürüdüler. Dolaysıyla bizim gayemiz kendi üyelerimizin ticaretlerinin iyileştirilmesi açısından vereceğimiz çalışma yapacağımız en önemli çalışmadır.

- Kent kaybı olarak dile getirdiğiniz tarihi ticari dokusunun kaybolmasını önlemek için bir çabanız olacak mı?

Bizim böyle bir bütçemiz, gücümüz de yok. Ama bunun yapılması için itici güç olarak ilgili mercilere başvuru yapacağız. 2017 yılında kentin tarihi ticari dokusunun kaybolamaması için AB düzeyinde proje hazırlamayı düşünüyoruz. Bunun için bir kaç görüşme de yaptık. Bunun dikkat çekici olacağını da düşünüyorum. Başarılı olacağımızı da düşünüyorum. Bu çok önemli bir konu. O tarihi dokunun korunması gerekiyor. Çünkü Diclekent gibi semteler bütün kentlerde var. Ben Antep’te yeni gelişmiş bir semtte gittiğim zaman kendimi Diclekent’te hissediyorum. Çünkü aynı mekanlar aynı mimari var. Ama bence kentlerin imzaları parmak izleri ilk ticaretin gelişti çarşılardır. Bu da Diyarbakır Sur’dur.

- Sur için açıklanan cazibe merkezi projesi vardı, bu konuda da bir kaç örnek dükkan yapıldı. Bu hazırlanan programı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cazibe merkezle ilgili yaşanan süreçte bir çok taraf zedelendi. Bu tarafların kısmen de olsa insanlarda bir kırgınlık yaratıldı. Bence hükümet bunu net tespit etti. Kentsel dönüşümün sağlaması için elini çabuk tutması gerekiyor. Şuan bu süreç çok ağır gidiyor. Adımların hızlandırılması gerekiyor. Yoksa kırgınlık derinleşir. Yani o bölgelerin tekrar yaşama kazandırılması gerekiyor.

- Çarşıya Şewiti için ne öneriyorsunuz?

Çarşıdaki esnafın üretim de yapması gerekiyor. Eğer yapılmazsa alışveriş merkezlerini yapmaya gelecek olanlar var. Çatışmalı süreçte Sur esnafıyla diyaloğumuz oldu. Sorunlarını ilgili mercilerde dile getirdik. Bunun bir an önce çözülmesi için görüşlerimizi beyan ettik. Esnafa yeterince sahip çıkılmadı. Zaten Sur’da esnaf da kalmadı. Sadece günü birlik işlerini yapan esnaf kaldı. Sanayileşecek marka oluşturacak esnaf kalmadı. Bu son kalan arkadaşlarla ilgili destek anlamında bir şeyler yapılması gerekir. Bunlar da demin izah ettiğimiz gibi sözde bu kentsel dönüşüm kapsamında desteklenecekti. Bırakın bu desteklerin sağlanması esnafla ilişki dahi kurulmadı. Bir çoğu ile görüşüyoruz. Gidin Sur’daki esnafla görüşün bir çoğu yarın ne olacağını dahi bilmiyor. Ne yerel ne de merkezi olarak kimse sahip çıkmadı. Şuan sıkıntılar tam açığa çıkmadı ama ilerde sorunlar daha da derinleşecektir.

"Çözüm teşvik yasaları değil, öncelik barıştır"

- Hükümetin Diyarbakır ve Mardin’de açıkladığı teşvik ve ekonomik tedbirler paketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bakın 1920’den beri teşvik yasasının çıktığı günden bugüne kadar açıklanan paketlerin hepsinin ortak yanlarının aynı olduğunu göreceksiniz. Hepsinin sonuçları da aynı. İnatla aynı hatanın tekrarlanmasını anlamıyorum. Siz Diyarbakır’da sadece 5 tane teşvik paketiyle ayakta kalmış başarılı olmuş firma gösterin konuşmayacağım. Her dönem, dönemin yöneticileri tarafından iyi niyetle çıkarılan ama maalesef teşvik uygulamasında kendine yakın insanların faydalandığı ve amacına ulaşmayan birçok veri size gösterebilirim. Dolayısıyla bu kadar teşvik paketinin açıklanmış olmasına rağmen 5 tane örnek gösterilemez mi? Ben Diyarbakır’da 5 tane örnek olduğunu düşünmüyorum. Teşviklerin ya işleme mantığının hatalı ya da süreklilik arz eden çatışmalar nedeniyle karşılık bulmadığını düşünüyorum. Artık çatışmanın olduğu bir yerde ekonomi ve ticaretten bahsedemezsin. Ticaret yapamazsın. Ben şunu söylüyorum. Hükümet teşvik yapmasın. Çatışmasızlık ortamını ve ticarettin yapılacağı koşulları normal şartlarını sağlasın yeter. Çünkü bölge insanın ne kadar girişimci olduğunu görüyorum. Bölgedeki girişimci, yaşanan çatışmalardan dolayı bulundukları girişimlerini sistem kurup sürdüremiyor. Yani işletmeler kurumsallaşamıyor. Birinci adım girişimci olmaktır ama adam ikinci adımını sürdüremiyor. Yani dışardan kurumsal gibi görünen firmalarda bile içine girdiğinizde kurumsal olmadığını görürsünüz. Dolaysıyla çatışmaların bitmesi durumunda iddia ediyorum ki dünya klasiklerine girebilecek girişimcilik hikayeleri burada görebilirsiniz. Biz kendi öz kaynaklarımızı üretip dünya ile paylaşmak istiyoruz. Bizim teşvikten önce buna ihtiyacımız var. İlk önce ticaret yapmanın normal şartlarının sağlanması gerekiyor. Teşvikle bu işlerin olmayacağını gördük. Yani ben teşvik paketlerinin gereksiz olduğunu söylemiyorum. Muhakkak gereklidir. İşleme mantığı ve savaşın olduğu bir yerde olmaz.

"OSB’de talep var, arsa yok…"

- Kentteki sanayileşme ne durumda şuan?

Organize Sanayi Bölgesi’nin geçmişi ortada. Üçüncü etapta arsa yok. Ve üçüncü etapta fabrikada yok işin kötü tarafı. Yani bu arsaların kime verildiğini veya toplam üretimini dikkate aldığınız zaman başka bir kentin küçük bir sanayisi düzeyinde değil. Bu da şunu gösteriyor. Biz sanayide de başarılı değiliz. Başarılı olmamamızın nedeni bölgeyle alakalı. Yani istikrar yok. Biz OSB’deki arkadaşlarıyla sürekli görüşüyoruz. Çok başarılı arkadaşlar var. Öz kaynaklar da yabana atılacak durumda değil. Gerçekten de iş yapabilecek işletmelerdir bunlar. Bunları yakından inceliyoruz. Ama bölgedeki sıkıntılardan dolayı sürekli sorun yaşıyorlar. Talep var ama arsa yok. OSB depo sanayisine çevirdiler. Adam yatırım maksadıyla düşünüyor. Ticaret erbabı olmayan adam ilerde para yapar zihniyetiyle taksi plakası, halk otobüsü mantığıyla düşünüyor. Kırsal Kalkın Projesi kapsamında iyi niyetle verilmiş paralar orada depo olarak duruyor. Ve OSB yönetimi bunu bilmesine rağmen bununla ilgili hiçbir raporu yok. Herkese yatırımcı gözüyle bakarak arsa tahsisi yapıyor. OSB sitesi depoya dönüştü. BİM’in ne işi var orada soruyorum? Üretim yapıyorsa gelsin baş göz üstüne. Ucuz depo adı altında OSB’miz böyle bir işlem görüyor. OSB’nin bütün üretimini toplayın başka bir OSB’nin bir fabrikası düzeyinde değil.

"Turizm ve tarımda ilerlemeliyiz…"

- Bu kentte bir yatırımcı hangi alanlarda iş yapabilir denilse sizin öneriniz ne olur sanayileşme boyutunda?

Her kentin sanayi anlamında kalkınmasından taraf değilim. Bazen ciddi tahribatlar yaratılıyor. Daha kontrol edilebilir bir sanayi olmalıdır. Bugün Antep, Kocaeli, Konya sanayi bölgesine gittiğiniz zaman çok ürkütücü şeylerle karşılaşabiliyorsunuz. Ve bunun sağlık anlamında çok ciddi tahribatlar yarattığını da biliyoruz. Dolaysıyla bence kentler kalkınırken, devlet yatırım yaparken o kentin özelliklerini dikkate almalıdır. Diyarbakır’da sanayi anlamında çok ilerlemesin ama turizm alanında ilerlesin. Turizmle ilgili bence yatırımlar yapılmalı, bölge bunun için çok elverişlidir. Diğer bir alan ise bugün burası tarımda çok ciddi geçmişe dair veriler ortaya çıkartabiliriz. Tarımla ilgili bir sanayileşme olabilir. Tarım sanayisi anlamında istenilen düzeyde değil bence.

- OSGİAD’ın açılımında da yer aldığı üzere Ortadoğu ile ilgili faaliyetleri yeni dönemde nasıl olacak?

Ünvanımızdaki Ortadoğu kelimesi bizim için çok önemli. Bizim yerel anlamda bu alanda önemli çalışmalar yapan birçok örgütümüz var. Biz bölgesel bir örgüt olmak istiyoruz. Belki tam amacımıza ulaşamadık ama bu doğrultuda ilerliyoruz. Eğer Diyarbakır’da isek bizim için ticarette en önemli alan Ortadoğu’dur. Yani kapımızın dibinde ticaret yapmak varken gidip uzaklarda ticareti aramak doğru değil diye düşünüyorum. Şu anlamda doğru değil önce kendi kapının önünü süpür sonra diğer diyarlara git. Bu güçlü kılar. Bu anlamda özellikle mevcut üyelerimizle Ortadoğu’da yatırımcılarla yapan insanlarla iletişim kurma açısından biz böyle üst çatı olma talebimiz var. Ve daha doğrusu biz derneğimizi kurarken Suriye ve Irak’ta savaş yoktu. Biz oralarda şube açmayı düşünüyorduk. Hatta bizim Zaho’da bir şubemiz vardı. Daha sonra Duhok’ta da açtık. Ama savaştan dolayı kapattık bu şubelerimizi. İstikrar sağlandıktan sonra bizim asıl gayemiz yakınımızdaki bir kaç ülkede temsilcilik açmaktır.

Okuyucu Yorumları