Gündem

"Ortak aklımızın önemli bir parçasına neşter atıldı; Ermeniler Hrant'ın boşluğuyla başetmeye çalışıyor"

Ara Koçunyan: Hepimizin aklının bir köşesinde "Keşke Hrant da olsaydı" hissi var

19 Ocak 2017 15:01

Türkiye'nin en eski gazetelerinden biri olan ve Ermenice yayınlanan Jamanak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ara Koçunyan, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink 10 yıl önce katledilmesini, gelinen süreci ve Ermeni toplumu üzerindeki etkisine dair konuştu. Koçunyan, "Bu derin bir ikame edilememe duygusu yaratmış durumda. Hrant'ın temellerini koyduğu gazete bugün devam etse de, misyonu sahipsiz kalmasa da yaşadıklarımızın içinde çoğu zaman 'Hrant olsa şöyle mi derdi' diye düşündüğümüz oluyor. Ortak aklımızın, ortak refleksimizin önemli bir parçasına neşter atıldı. Ermeniler Hrant'ın yokluğu ve boşluğuyla başetmeye çalışıyor" dedi.

Ara Koçunyan'ın Cumhuriyet gazetesinden Canan Coşkun'a verdiği söyleşi şöyle:

"Büyük sarsıntıya yol açtı"

Hrant Dink'in öldürülmesi ve cinayetten bu yana geçen 10 yıl Ermeni toplumunu nasıl etkiledi?

Hrant'ın öldürülmesinden sonra geçen 10 yıl, bazı açılardan bakacak olursanız yekpare bir zaman dilimi. Bazı açılardan da bakacak olursanız aşamalara bölünmesi mümkün olan bir zaman dilimi. Yekpare olan kısmı olayın acı ve sarsıntı kısmı. Hrant'ın menfur, gayrıinsani bir şekilde bizden koparılması Türkiye'deki Ermeni cemaatinde büyük bir sarsıntıya yol açtı. Duygusal büyük bir tahribat yarattı ve bu duygusal tahribat ne yazık ki zamanla buna nispeten alışılmış da olsa sarsıntı ve tahribatın giderildiğini söyleyemeyiz. Türkiye'deki Ermeniler Hrant'ın aramızdan bu şekilde alınışını hazmedemediler ve zannediyorum hazmedemeyecekler. Bu derin bir ikame edilememe duygusu yaratmış durumda. Hrant'ın temellerini koyduğu gazete bugün devam etse de, misyonu sahipsiz kalmasa da yaşadıklarımızın içinde çoğu zaman “Hrant olsa şöyle mi derdi” diye düşündüğümüz oluyor. Ortak aklımızın, ortak refleksimiziniz önemli bir parçasına neşter atıldı.

"Keşke Hrant da olsaydı hissi"

Türkiye toplumunun ve demokrasisinin son 10 yıllık zaman diliminde yaşadığı iniş çıkışların tamamı Hrant Dink cinayeti ve onun aydınlatılması ile ilgili soruşturma süreciyle, kamuoyunda hasıl olan beklentiyle büyük paralellik arz etti. Örneğin, bu geçen 10 yıl içinsw Türkiye-Ermenistan ilişkileri normalleşmesi direkten döndü. Türkiye-Ermenistan ilişkileri özelinde bir 2015 senesi geçildi. Özellikle 24 Nisan 2014 tarihinde Erdoğan tarafından yayınlanan mesaj Türk devletinin Ermeni sorunu bağlamındaki yaklaşımında tarihsel süreçte köşe taşı teşkil eden bir açıklamaydı. Bütün bunlar yaşanırken Hrant yoktu ve hepimizin aklının bir köşesinde "Keşke Hrant da olsaydı" hissi vardı. Ancak bu 10 senenin sonunda gelişmelerin altına çizgiyi çektiğimizde Ermeni toplumu büyük bir belirsizlik ve çelişkiler yumağı gibi yekpare bir durumla karşı karşıya.

"Ermeniler yalnızlık hissi içinde"

Cinayetle birlikte Ermeni toplumunda yargıya veya devletin kurumlarına olan güven azaldı mı?

Özel olarak yargıya güven ya da güvensizlik olarak almamak lazım. Türkiye'deki Ermeni toplumu tarihsel sürecin getirdikleriyle, zaman zaman kendi içinden, zaman zaman dışından kaynaklanan etkenlerle genelde büyük bir yalnızlık hissi içindedir. Hrant Dink cinayeti bu yalnızlık hissini son derece derinleştiren bir etken olmuştur. Bu cinayet tamamıyla aydınlatılıp da bütün failleri yasaların öngördüğü çerçevede cezalandırılmış da olsaydı o duygusal boşluk zaten ikame olamayacaktı. O yara orada kalacak. Ama bu demek değildir ki vazgeçilsin. Cinayetin aydınlatılmasıyla bu olayın ötesinde psikolojik, demokratik bir kazanım temin edebilir.

Türkiye’deki Ermeni cemaati böyle ağır durumlar karşısında genelde vakur duran, ölçülü hareket eden bir cemaattir. Fazla ekstremizme kayan ve bir sorun ne kadar derin de olsa o sorunu başka sorunlarla yumak haline getirerek derinleştirme eğiliminde olan bir toplum değildir. Daha sağduyulu davranan bir toplumdur. Zaten bu geçen 10 senelik süreç bu sağduyuyu ziyadesiyle ispatlamış durumda. Genel olarak şu kuruma, şu mekanizmaya, şu sisteme, özelde bir nokta atışı bir temkin, bir güvensizlik ifade etmek eğilimini ben cemaatte gözlemlemiyorum ama genel olarak da yine de insanlarda bütün bunların kesiştiği noktada 'bir sorun var ki bu mesele hala burada duruyor' psikolojisi hakim. Büyük bir soru işareti var ortada.

Türkiye’deki Ermeniler bir taraftan Hrant'ın aramızdan alınışı, yokluğu ve boşluğuyla baş etmeye çalışırken, öbür taraftan da siyasi cinayetin aydınlatılması veya soruşturulması sürecindeki bulmacaları takip ediyorlar.

"Süreç olgunlaşmış değil"

Nefret cinayetleri Dink cinayetinin ardından sürdü. Ermeni toplumu bu cinayetlerin ardından kendini güvende hissediyor mu?

Ermeni toplumu bu cinayetleri birbiriyle ilintilendirmiyor. Çünkü bu cinayetlerin hepsi kendi kulvarlarından çok üzücü ve çok sarsıcı da olsalar bunların birbiriyle mukayese edilebilecek yönde cinayetler değil. Bunların hepsinin bir chapter [başlık] altında toplanması çok yapay olur. Hiçbir ölümü öbürüyle kıyaslamak doğru değil tabii ama siyasi backround [geri plan] olarak bakacak olursak Hrant Dink cinayeti zaten öbürleriyle kıyaslanabilecek aşamada bir cinayet değil.

Türkiye’deki Ermeni toplumu kendini ciddi bir yalnızlık içerisinde hissediyor ve bu psikolojinin içerisinde önyargılardan tutun çeşitli vesilerle vuku bulmuş şiddet tezahürlerine varan bir dizi olay bunların hepsi bu genel ruh halinin içerisinde dahli olan ve kronolojik olarak da en yakınları olmaları hasebiyle sürekli zihnimizde hazır bulunan etkenler. Ben özellikle Hrant'ın öldürülüşünün 10. yılı ile ilgili kafa yorarken o denklemin içerisine öbürlerini koymuyorum.

Hrant Dink öldürülmeden önce 1915'in tartışılması gerektiğini söylüyordu. Bu cinayet geçmişin konuşulması açısından bir eşik oluşturdu mu? Diyalog için bir etki yarattı mı?

Türkiye’de Ermeni meselesi çok konjonktürel olarak ele alınıyor. Genel olarak Ermeni meselesinin nihayete kavuşturulması süreci olgunlaşmış değil. Bu kadar konjonktürel ele alınan bir konuya Hrant eni konu derin bir tarihi fon üzerinde yaklaşarak kendi katkısını getirmeye, entelektüel birikimini eklemeye gayret ediyordu. Bazı söyledikleri daha önce de söylenmiş şeyler olabilirdi ama kendi üslubu, kendi geniş toplum nezdindeki inandırıcılığı ile Türkiye toplumu tarafından algılanırken insanlara verdiği samimiyet hissi ile çok farklı bir figürdü.

Ermeni meselesi ile ilgili Türkiye’de kafa yoran insanlar da Hrant aramızdan ayrıldıktan sonra bu konuyu işlerken Hrant'ı refere etmeye daha fazla başladılar. Çünkü kendisi öldürüldükten sonra ortaya çıkan tablo, cenazesinde ifade bulan o samimi algı görüntüsü son derece konjonktürel bir şekilde işlenen bu konu bağlamında insanların ima ederek, işaret ederek yapıcı görüşlerini onun üzerinden perçinlemeye çalıştıkları bir imaj haline geldi. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Yani tabiri caiz mi bilmiyorum ama o anlamda bir ikon oldu Hrant. Ama ikon derken şu rezervle konuşuyorum: İkonlar genelde putlaşmış adamlardır.

Halbuki Hrant Ermeni meselesine getirdiği katkı ile daha fazla sorgulamayı, dışarıdan görüneni daha derinlemesine irdeleme mesajını veren bir insandı. O semboller seviyesinden baktığımızda zaten Hrant'ın mirası gözümüzün önünde berraklaşıyor.

Dink soruşturması Türkiye’deki siyasi iklimle paralellik gösterdi. Aşama veya ivme kazanması en azından bu düzlemde oldu' dediniz. Davanın gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye öyle büyük iniş çıkışlar yaşıyor ki ve çok kısa zaman zarfında kamuoyuna sunulan doğrular ve yanlışlar taban tabana zıtlık arzedebiliyor. Bu çelişkiler Hrant Dink cinayeti bağlamında da 6 sene önce ya da 3 ay sonra 'bunlar iyi çocuklardı, öbürleri kötü çocuklar' denilecek şekilde değişkenlik arzedebiliyor.

Ermeni toplumu bütün bunların karşısında tavrını belirlemeye çalışırken veya ortak akıl geliştirmeye çalışırken her şeyden önce "Bunların hangisi de olsa Hrant geri dönmeyecek" hissi var. Çünkü Hrant her şeyden önce Türkiye’deki Ermeni cemaatinin bir üyesi, bir parçasıydı ve o parçanın aramızdan koparılmasının etkisi de en yoğun şekilde bu toplumun ortamında hissediliyor. Yani geniş toplumda da kuşkusuz birçok kesimin bu konuda hassasiyeti, mağduriyeti var. Bütün gelişmeler Ermeni cemaati tarafından öncelikle bu duygusal çelişki ortamında algılanıyor. 10 senedir yaşadıklarımıza baktığımzda kamuoyuna sunulan bilgilerin çeşitli zamanlarda oklar hangi yönü gösteriyordu bugün büyük bir değişkenlik arzediyor. Bundan 6 ay sonra Türkiye’de ne olabilir 5 sene sonra nasıl bir durum olabilir şu anda zannediyorum tahmin yürütmek fazla doğru olmaz. 

Hrant Dink cinayetinin insanların kamuoyunun vicdanında maksimum aklanmış bir şekilde aydınlatılması bunun mümkün mertebe günlük siyasetin, konjonktürün getirdiği dalgalanmalardan muaf tutulması ile mümkün. “Şu koltukta kim oturuyor şu odakta bugün kim hakim meselelerinin dışında, ötesinde bir şekilde eğer bu cinayete dair soru işaretlerine bir cevap bulabilirsek ne ala.

Yoksa onun dışında o çuvaldan çıkarılıp öbür çuvala konan ve ne yazık ki bu tabiri kullanmaktan büyük bir üzüntü duyuyorum ama aynı zamanda çok popüler bir cinayet. Bu cinayetin aydınlatılması Türkiye’de çeşitli kurumlara olan toplumsal güvenin de kıyaslanamayacak bir şekilde artmasına vesile olur. Artık bu yumağın devamı nasıl gelecekse hep birlikte göreceğiz. 

Jamanak ve Ara Koçunyan hakkında

28 Ekim 1908 tarihinde Sarkis ve Misak Koçunyan kardeşler tarafından kuruldu.

Görünümündeki gazetenin sahibi, dedesiyle aynı ismi taşıyan Sarkis Koçunyan, yazıişleri müdürü Nadya Koçunyan.

Genel Yayın Yönetmeni ise Ara Koçunyan.

Uzun yıllar Karaköy’de, ardından Tünel’deki Narmanlı Han’da ve Beyoğlu İstiklal Caddesi Postacılar Sokak’taki Santa-Maria Hanı’nda hazırlandı.  Bugün merkezi Feriköy’de olan Jamanak dört sayfa olarak pazar günleri hariç her gün yayımlanıyor.