Medya

"Orta Doğu'yu kurtaracak formül tamirci Tony'nin elinde"

Ortada birilerinin haklı veya haksız olması durumu yok çünkü savaş çıkaran her taraf kendince haklılığını dile getiriyor

19 Ocak 2018 17:14

Karar yazarı Erkut Tezerdi, bu yıl 90'ıncısı düzenlenecek olan Oscar Ödüllerinde 'Yabancı Dilde En iyi Film' kategorisinde yarışan Lübnan yapımı ‘L’insulte’ yazdı.  Tezerdi, filmin, çok basit görünen bir tartışmanın ülke genelinde toplumsal ve siyasal kutuplaşmaya nasıl dönüştüğünü anlattığını belirtti.

Yönetmen Ziad Doueiri'nin, Orta Doğu’da yaşanan kavgaların kökenindeki hoşgörüsüzlüğe dikkat çektiğini belirten Tezerdi, filmde  "Tarihin en kanlı coğrafyalarından Orta Doğu’nun halkları acaba neden bugün hâlâ savaş halinde? Birbirini anlamak, sorunlarını-dertlerini dinlemek, barışçıl çözümlerden yana durmak varken şiddeti o bölgede cazip kılan nedir? sorularını merkeze aldığını kaydetti.

Karar yazarı Erkut Tezerdi'nin "Ortadoğu’yu kurtaracak formül tamirci Tony’nin elinde" başlığıyla yayımlanan (19.01.2018) yazısı şöyle: 

Bu yıl 90’ıncısı düzenlenen Oscar Ödülleri’nde ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisinde yarışan Almanya’dan İsveç’e, İsrail’den Şili’ye kadar çok başarılı dokuz film bulunuyor. Lübnan yapımı ‘L’insulte’ (The Insult / Hakaret) güçlü toplumsal alt metni ve formüllerle ilerleyen senaryosuyla en güçlü adaylar arasında. Filmin mesajı ise hoşgörülü olmak üzerine: “Sevmeyi, saygı duymayı bilin!”

Tarihin en kanlı coğrafyalarından Orta Doğu’nun halkları acaba neden bugün hâlâ savaş halinde? Birbirini anlamak, sorunlarını-dertlerini dinlemek, barışçıl çözümlerden yana durmak varken şiddeti o bölgede cazip kılan nedir? Ziad Doueiri tarafından yönetilen filmde bu sorular merkeze alınıyor, bölgenin kutuplaşma anlayışı gözler önüne seriliyor. Filmin senaristleri Doueiri ile Joelle Touma bu mevzu üzerinden senaryonun çatısını oluşturuyor.

Filmde Beyrut’ta Hıristiyan oto tamircisi ve milliyetçi Tony Hanna, hamile eşi Şirin’le beraber sıradan bir yaşam sürerken evlerinin yer aldığı sokakta altyapı çalışmaları yapılıyor. Olaylar da burada başlıyor: Tony balkonunu yıkarken hemen aşağıdaki işçileri ıslatıyor. Bakım-onarım çalışmalarını yürüten şirkette ustabaşı olarak çalışan Filistinli mühendis Yasser Abdallah Salameh, Tony’nin gider borusunu onarmak istiyor. Ancak Tony buna izin vermediği gibi çok da kaba davranıyor. İkili “Ben haklıyım, sen özür dile” üzerine ateşli bir şekilde tartışırken Tony’nin hakareti sonrası Yaser saldırıyor. Tony’nin kaburgaları kırılıyor. Tüm yaşananlar da mahkemeye taşınıyor. Filmin ilk yarısı ülkeye yayınlan tartışmaları, karakterlerin atışmalarını aktarırken ikinci bölüm mahkemede yaşananları izleyiciye sunuyor.

Basit görünen bir hakaret ne kadar ileri gidebilir, ülke geneline yayılan tehlikeli bir zıtlaşmaya dönüşebilir mi? Filmde bu sıra dışı kural tanımazlık, adeta kara mizahı çağrıştıran bir akıl tutulması mantığında anlatılıyor. “Eğer hakaretin yaşandığı bölge Beyrut gibi bir Orta Doğu şehriyse evet dönüşür” deniliyor. Çünkü tarihi olaylar bunu gösteriyor, kimse geri adım atmıyor. ‘L’insulte’ özellikle Hollywood esintileri taşıyan mahkeme sahnelerinde tarihi sürece değiniyor. Müslümanlar ile Hıristiyanların atışmaları ve katliamlarının yüzlerce yıldır devam ettiğine dikkat çekiliyor. Yaşamın değil de ölümün kutsandığının altı çiziliyor. Sebepler sonuçları, o sonuçlar da başka nedenleri var ediyor, bu böyle sürüp gidiyor. Ortada birilerinin haklı veya haksız olması durumu yok çünkü savaş çıkaran her taraf kendince haklılığını dile getiriyor, kimseyi umursamıyor. Peki bunun kökeninde ne var? Cevap: Hoşgörüsüzlük! İnanç, dil ve ırk farklılıklarını önemseyen, ideolojisinde aşırıya kaçan -ki filmde kutuplaşmanın zeminini oluşturuyor- halkların ilerlemekten yoksun kalacağını ifade eden yapım, daha uzun yıllar kendisinden söz ettirecek.

112 dakika boyunca ders niteliğinde oyunculuk

74. Venedik Film Festivali’nde Yasser rolüyle Kamel El Basha’ya ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü kazandıran ‘L’insulte’ filminde oyunculuklar genel olarak ders niteliğinde. 3 milyon dolara mal edilen 112 dakikalık yapım boyunca dinamik anlatımla gerçekçilik ön plana çıkıyor. Ancak festival filmlerinin birçoğunda olduğu gibi bu filmde de gerçekçiliğin ayarı biraz kaçıyor. Yani biraz idealize etmek gerekiyordu. Sempatik değiller! Bu sorun mu? Kısmen... Özellikle mahkeme sahnesinde yaşanan diyaloglarla birlikte bu gerçekçilik bazen inandırıcılığı zorlayabiliyor; “Karakterler madem böyle realist bir biçimde akıllıca sorular yöneltebiliyor, o halde neden tartışmalar boyut üstüne boyut atlıyor?” demek mümkün.