• Tarih

Los Angeles'taki The Griffith Observatory sergi programı, evreni sorgulamayı ve katılımcıların hayal gücünü devreye sokmayı hedefliyor.

T24

 

Işıl Öz

 

67 yıldır halkın ziyaretine açık olan The Griffith Observatory, dünyanın dört köşesinden birçok insanın ilgi odağı. Los Angeles’ta bulunan gözlemevi, astronomiye ilgi ve merakı artırmayı, bilimi sevdirmeyi ve toplumun bilimsel farkındalık düzeyini artırmayı amaçlıyor.

Kapıdan girdiğinizde ilk gördüğünüz şey Foucault Pendulum. Dünyanın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneği hakkında detaylı bilgiye ulaşıyor ve gözlem yapabiliyorsunuz.

Bölümlere ayrılmış sergi odalarında evrendeki tüm madde yapıtaşlarını tanıma, gökyüzünü keşif için kullanılan araçları yakından görme şansı yakalıyorsunuz.

The Griffith Observatory sergi programı, evreni sorgulamayı ve katılımcıların hayal gücünü devreye sokmayı hedefliyor. Her ziyaretçi, otantik ortamlarda gözlem yapma fırsatı bulup, evrenin derinliklerine seyahate çıkabiliyor ve güneş, ay, gezegenlerin, yıldızların oluşumu hakkında detaylı bilgiye erişebiliyorlar.

Gezegen Evi (Planetaryum) sistemine dair yapılan gösterimler ise 7’den 70’e herkesin ilgisini çekiyor. Bigbang (Büyük Patlama) teorisinden, galaksiler içindeki yıldızlara ve bazı yıldızların çevresindeki sistemlere, içinde yaşadığımız güneş sistemine dair her türlü detaylı bilgiye ulaşıyorsunuz. 

Binanın her iki ucuna yerleştirilmiş bakır kaplı kubbe monte, Zeiss ve güneş teleskoplarını ücretsiz olarak kullanabiliyor, gökyüzünü izleyebiliyorsunuz. 

1891 yılı civarında Nikola Tesla tarafından bulunan ve yüksek voltaj, düşük akım ve yüksek frekansta alternatif akım üretmek amacıyla kullanılan deşarj bobinlerinden birinin de burada sergilendiğini belirtelim.

Tesla ve çalışmalarına dair merak uyandırması açısından önemli bulunan bu sergi de görmeye değer. Tesla demişken, TRT Radyo için kaleme aldığı metinler ile dikkat çeken, yazar, tıp doktoru Osman Akalın ile Tesla’ya dair konuşma şansımız oldu, bakın neler dedi:  

Kutsal Roma İmparatorluğu’nun kuruluşu, Fransız Devrimi, ya da İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi gibi önemli bir olaydır Tesla’nın ortaya çıkışı. İçinde bulunduğumuz çağa kimileri ‘Atom Çağı’, kimileri ‘Yakın Çağ’ kimileriyse ‘İletişim Çağı’ diyor; ama gelecekte içinde bulunduğumuz bugünleri anmak için en doğru terim kesinlikle ‘Tesla Çağı’ olacaktır. Eğer dikkatli bakarsak 20. ve 21. yüzyıla özgü bildiğimiz her şeyde Tesla’nın sihirli dokunuşunu görürüz. Cep telefonundan televizyona, bilgisayardan radara, radyodan otomobile kadar yaşadığımız yüzyıl tamamen Tesla’nın eseridir. Ve bu sözünü ettiklerimiz sadece bizimle paylaşılan Tesla hayalleridir. Bir de gizlenen insanlara sunulmayan Tesla vardır ki muhtemelen torunlarımızın yaşayacağı çağda ortaya çıkacak olağanüstü buluşları içerir. Yeri gelmişken söz etmek gerekir ki Tesla’nın adını almak sanki bir tabu gibidir ve katkıda bulunduğu mucizevi buluşların hiç biri ona mal edilmez. Sanki bütün insanların ortak işlediği bir günah gibidir Tesla’nın varlığı. Onun yüklendiği yaşam da, bütün insanların günahına bedel ödeyen İsa’nın ki kadar acıklıdır.

Tesla kimsenin sevmediği bir isimdir çünkü kurulu düzeni kökleriyle birlikte yıkabilecek biridir o. İnsanlara kendi zavallılıklarını anımsatır. Akademisyen değildir. Nobelli değildir. Varlıklı değildir. Yahudi değildir. Hatta iyi bir Hıristiyan bile değildir. Herkese parasız elektrik sağlayabileceğini söylediği için Sosyalistler sahiplense de o sosyalist de değildir. Nazilerle iletişimi olsa da Nazi de değildir. O bildiğimiz dünyadaki hiçbir örgüt, akım veya dogmanın içinde yer alamayacak kadar aykırı biridir. Bu yüzden de kimse onu sahiplenememiştir. Tabii FBI’ın ya da KGB’nin yaşamının sonlarında tuttuğu notlara sahiplenişi bambaşka bir konudur.

Dünya kurulduğu günden beri Tesla’nın dehasına kıyaslanabilecek ikinci bir dehayı tanımamıştır. O Pisagor’dan da, Leonardo’dan da, Newton’dan da, Mısır Piramitleri’nin mimarından da daha büyük bir dehadır. Dehasıyla kimselerle kıyaslanamasa da çektiği acılarla, duyduğu yalnızlık hissiyle kıyaslanabileceği kişi bellidir. İnsanların günahları için çarmıhta bedel ödeyen Nasıralı İsa’nın öyküsü Tesla’nın öyküsündeki dramatik yalnızlıkla paralellik gösterir. Hele hele İsa’nın ölümünden üç gün sonra diriliş hikâyesi Tesla’nın ölümünden yıllar sonra insanlarca yavaş yavaş fark edilmesiyle örtüşür. Bugün Tesla, sanki yeniden canlanmış gibidir insanlar için.

Burada anmak istediğim bir çelişki daha doğrusu bir paradoks vardır. Üniversiteler dahilerin fikirlerini, buluşlarını incelemek, onları geleceğe taşımak için kurulurlar. Ama ne yazık ki her yeni dahi bu üniversitelerin kalın ve yüksek duvarlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.”

 

Son söz: LA’ye yolu düşen herkesin bilime dokunmak isteyeceği, eşsiz bir gözlemevi The Griffith Observatory.

Ayrıntılı bilgi için:  http://www.griffithobservatory.org/general.html