Medya

Murat Özdemir vakası: 1990'lardan bugüne televizyonda şöhret nasıl 'sıradanlaştı'?

Yemekteyiz ve MasterChef adlı programlar ile tanınan Özdemir'in papağanı Bahtiyar, işkence sonucu ölmüştü

25 Aralık 2018 21:39

Özge Özdemir
BBC Türkçe

Murat Özdemir'in papağanına işkence ederken çektiği ve sosyal medyadan paylaştığı görüntüler, Türkiye'de son günlerin en çok konuşulan olaylarından biri oldu.

TV8 televizyonunda yayımlanan Yemekteyiz ve MasterChef adlı programlar ile tanınan Özdemir'in papağanı Bahtiyar, işkence sonucu öldü.

Papağanına işkence yaptığı görüntülerin yayımlanmasının ardından gözaltına alınan Özdemir ise serbest bırakıldı. 21 gün tedavi görmesi için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edildi.

Özdemir'in bu davranışları sosyal medyada büyük tepki çekti. Onu yarışmacı olarak kabul eden yapım şirketi de eleştirildi.

Özellikle Özdemir'in en az 5 suçtan sabıka kaydı olduğunun öne sürülmesi, yarışmacıların hangi kriterlerle bu programlara kabul edildiği sorusunu akıllara getirdi.

Aslında reality şov programları 1990'lardan beri hayatımızın içinde.

Ancak bugün yıllar öncesine nazaran artık sosyal medyanın da işin içinde olması bu programlarda edinilen şöhretin süresini uzatıyor, biçimini de değiştiriyor.

"Psikopat olduğunu tahmin etmedik"

Özdemir'in papağanıyla çektiği videosu aslında ilk vakası değil.

Daha önce de sosyal medya platformu Instagram'da gerçekleştirdiği bir canlı yayın sırasında bıçakla parmaklarını kesmesi, o sırada yayını izleyenlerin büyük tepki göstermesine yol açmıştı.

Özdemir, bu davranışlarının temelini programdan "haksız yere elenmesine" bağlıyor ve orijinali BBC yapımı olan MasterChef programının Türkiye'deki haklarına sahip olan Acun Ilıcalı'ya sosyal medya üzerinden sürekli çağrıda bulunuyordu.

MasterChef programının yayıncısı TV8'in sahibi Acun Ilıcalı ise Özdemir'in yarışmacı olarak programa alınması ile ilgili olarak yöneltilen eleştirilere şöyle yanıt verdi:

"Yapım şirketi 'Reyting için tuttu' denilen yarışmacıyı zaten 4-5 hafta önce kovmuş. Adamın bu kadar psikopat olması tahmin ettiğimiz bir şey değil."

Aslında Türkiye, reality şov programları katılan ve davranış bozuklukları gösteren kişilere televizyon ekranlarından alışkın bir ülke.

Bugün 1990'lardan farklı olarak realite programlarına katılan kişilerin edindikleri kısa süreli şöhreti sosyal medyada devam ettirme fırsatı oluyor.

Ya da tam tersine, sosyal medyada neredeyse bir realite programı gibi sergiledikleri hayatları sayesinde üne kavuşan ve bunu televizyon gibi temel kitle iletişim araçlarına taşıyan çok sayıda isim var.

Bardak kırmadan intihar girişimine

1990'lu yıllarda daha çok Türkiye yapımı reality şov programlarını görsek de, 2001 yılında başlayan ve 6 sezon devam eden Biri Bizi Gözetliyor programı, kaynağını Batı dünyasına ait televizyon programlarından alan bu tip programların ilki oldu.

Bu yıllardan itibaren reality şov programları yüzünden şiddet sahnelerinin yaşandığı görüldü.

"Benimle Evlenir Misin" programına 2003 yılında yarışmacı olarak katılan damat adayı Caner Toygar'ın bir programda kafasında bardak kırması, bu şiddet sahnelerinden birine örnek olarak verilebilir.

2017 yılında yine bir evlilik programı olan Esra Erol'la Evlen Benimle programına katılan Caner Toygar, bu yıl intihar girişiminde bulundu.

Gerçek ve kurgu arasındaki ayrım

Televizyonun gerçek ve kurgu arasında hâlihazırda silikleştirdiği ayrım, realite programlar ile beraber iyice görünmez bir hal alıyor.

Fırat Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nden Doç. Dr. Göksel Göker, 2015 yılında yazdığı makalesinde reality şov programlarını şöyle açıklıyor:

"Realite programlar ne tam anlamıyla bir yarışmadır, ne tam anlamıyla içerisinde bir öyküyü barındırmaktadır, ne tam anlamıyla bir kurmacadır, ne de bütünüyle belgesel niteliğindedir.

"Bu nedenle realite programlar türsel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda televizyon yapımlarının neredeyse tüm özelliklerini taşıyan ve fakat kendine özgü bir tür olma başarısını da sergileyebilmiş bir televizyon formatı olarak dikkat çekmektedir."

Göksel Göker, aynı makalesinde "tüm realite programlarda gerçekliğe vurgu yapılmasını, bu programlara katılan bireylerin, programa katıldıkları andan itibaren yaşamlarının değişiklik göstermesine" bağlıyor.

Göker'in araştırmasında aktardığına göre akademisyenler Steven Reiss ve James Wiltz, reality şov programlarının bu kadar çok izlenmesini ise "sıradan insanları önemli kılmasına" bağlıyor.

Böylece izleyiciler bu programlar sayesinde ünlü olmanın hayalini kurabiliyor.

"Sıradanlığı pazarlıyorlar"

Bu durum sosyal medya ile daha da körüklenmiş bir durumda.

Eskiden kitle iletişim araçlarında yakalanan şöhret kısa süreli olsa da şimdi sosyal medyanın kendine özgü dünyasıyla bu şöhret sürdürülebiliyor ya da sosyal medya kendi ünlülerini yaratıyor.

Televizyondaki yarışma programlarında ün kazanan isimler belli bir süre daha gazete ya da televizyon programlarında yer alıyor ancak bu bir süre sonra sönümleniyordu.

Son yıllarda ise Murat Özdemir vakasında da gördüğümüz gibi, televizyonda ünü yakalayan isimler sosyal medyadan şiddete varan görüntülerle şöhretlerini taze tutmaya çalışabiliyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü'nden Prof. Dr. Aslı Tunç, böylece sosyal medyanın reality şov programlarının risklerini daha da artırdığını vurguluyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Tunç, bu programların "sıradanlığı pazarladığını" söylüyor:

"Hepimizin kendine benzer karakterlerin olduğu inancını vurguluyorlar ancak bu da bir performans. Hepimiz biliyoruz ki bu karakterler toplumda bazı değerlere denk düşerek ve reyting kaygısıyla seçiliyor.

"Hırçın ve kavgacı bir kişilik bilerek seçiliyor ve o çatışma kültürü realite şovda da yaratılıyor. Siz bu çatışmayı sosyal medyaya ya da farklı ortamlara taşıdığınız zaman bazen iş kontrolden çıkmaya başlıyor."

Bu yarışmaları ve realite programlarını hayata geçiren yapım şirketlerinin, yarışmacıları hangi kriterlerle seçtikleri de burada önemli bir unsur olarak ortaya çıkıyor.

Murat Özdemir'in en başta yarışmacı olarak seçilmesi, programın yayıncısı Acun Ilıcalı'nın eleştirilmesine yol açmıştı.

Aslı Tunç'a yapım şirketlerinin yarışmacılarının davranışlarından ne kadar sorumlu olduklarını soruyoruz.

Tunç, "Ticari yapılardan kamu yayıncılığı bilinci bekleyemeyiz. Ama eğlence formatının da belli bir sorumluluğu var. Beş tane sabıka kaydı olan ve bunların önemli suçlar olduğu bir durumda birini programa almak tabii ki bir sorumsuzluk" yanıtını veriyor.

"Programlar danışman almalı"

Peki bu programlara seçilecek yarışmacılara bir takım psikolojik testlerin uygulanması gerekir mi?

Klinik psikolog Ece Oral Albayrak ise psikolojik testler olmasa bile program süresince uzman görüşü almanın önemli olduğunu söylüyor:

"Böylesi bir danışmanlık hem bireylerin olumsuz davranışlarının televizyon ya da sosyal medya aracılığı ile büyük kitlelere yayılması ihtimalini azaltır hem de şöhretin zorlu yanlarının bireylere zarar vermesinin önüne geçer. Bu anlamda koruyucu bir danışmanlığın oldukça faydalı olabileceğini söyleyebiliriz."

Klinik psikolog Albayrak, yapım şirketlerinin özellikle çocuklar ve gençler üzerinde yarattıkları etki konusunda "hassas" olması gerektiğini vurguluyor:

"Şov dünyası dramı ve dikkat çeken kişileri sever. Kendine ait kuralları vardır, kimi zaman 'iyi şöhret' ya da 'kötü şöhret' arasında ayırım yapmaz. Bu da bazen şov yapımcılarının mizacına, o zamanki ruh haline bakmaksızın 'prim' yapacak kişileri seçmelerine neden oluyor hatta kolay tetiklenen yanlarını bilerek ortaya çıkarabiliyorlar.

"Ancak bu durumda ilerleyen süreçte son örnekte gördüğümüz gibi olumsuz davranışlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yapımcıların hem kendi katılımcıları hem de çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin bilincinde olmalarını, seçimlerinde ve izledikleri politikalarda daha hassas olmalarını bekliyoruz."

"Şöhret televizyon stüdyolarından çıktı"

YouTube'da Türkiye'nin magazin olayları ve popüler kültürle ilgili videolar yapan Şokopop kanalı, son zamanlarda gittikçe popüler oldu.

Özellikle 1990'larda Türkiye'nin magazin gündeminde yer alan olayları detaylı bir şekilde inceleyen Şokopop kanalının yaratıcısına Türkiye'de şöhretin nasıl değiştiğini soruyoruz.

Şokopop kanalının sahibi, sosyal medya ile şöhretin televizyon stüdyolarının fiziki sınırlarından çıktığını söylüyor:

"BBG evinden, Popstar'dan, Gelinim Olur Musun?'dan ayrılan yarışmacılar izleyicilerinden bir şekilde kopmak durumunda kalıyorlardı. Artık yayın yapmak istedikleri her yerden seyircileriyle buluşabiliyorlar."

Popüler kültürü ve magazini yakından takip eden Şokopop kanalına göre şiddet, her zaman şöhreti getiren unsurların başında geliyordu:

"Özel televizyonların o en curcunalı yıllarında yaşanan Medyum Keto - Medyum Memiş kavgası şiddetin her dönem medyanın tam orta yerinde durduğunu gösteriyor."

"Toplumun eğlence anlayışı yeniden yaratılıyor"

Sosyal medyanın hayatımızda edindiği yerin genişlemesi ve TV8'in eğlence kanalı şiarıyla yayımladığı Survivor ve Yemekteyiz gibi realite şov programları kategorisinde nde yer alan eğlence programlarının popüler olması, yarışmacıların profillerinin daha çok hayatımızda yer kaplayacağına işaret ediyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünden Prof. Dr. Tunç, Türkiye'de toplumun "hoyratlaşmasıyla" beraber eğlence anlayışının da değiştiğini, aslında o yüzden de bu kadar çok tartışmalı isimlerin kendine ekranda yer edindiğini vurguluyor:

"Bütün toplumun eğlence anlayışı yeniden yaratılıyor, kurgulanıyor. Bu aslında pek çok şeye paralel giden bir durum. Eğlence tek başına izole bir kavram değil. Biz pek çok alışkanlıklarımızı kaybediyoruz.

"Hoyratlaşırken toplumun eğlence anlayışı da değişiyor. Bu tamamen toplumsal dönüşümle ilgili bir şey. Nelere gülüyoruz? Nelerden hemen sıkılıyoruz? Bütün bunlar gittikçe reyting savaşında eli artırıyor. Murat Özdemir gibi tipler de hayatımıza bu sebeplerden ötürü giriyor."