Medya

Mahfi Eğilmez: Güçler ayrımının ne kadar önemli olduğu anlaşılacak, olan kaybedilen zamana olacak

"Hobbes'a göre güçleri ayırmak Egemen’i zayıflatır, gücünü azaltır..."

26 Ocak 2017 18:48

Mahfi Eğilmez*


Leviathan, Tevrat ve İncil’de geçen ve kötülüğü temsil eden bir deniz canavarının adıdır. Sonrasında farklı öykü, roman ve felsefe kitaplarında farklı kılığa ve farklı adlara girmiştir. Thomas Hobbes’un 1651’de yayınlanmış ünlü kitabının adı da Leviathan’dır (Leviathan: Bir Din ve Dünya Devletinin İçeriği, Biçimi ve Kudreti.) Hobbes, kitabında Leviathan’ı mutlak güç ve yetkilere sahip egemen bir devleti ve dolayısıyla onu yöneten egemeni (hükümdar) tanımlamak için kullanmıştır.
Hobbes’a göre insan, doğası gereği kendi iyiliğini arar ve bu insanlar arasında karşılıklı bir mücadele yaratır. Yani insan insanın kurdudur (homo homini lupus.) Bu yaklaşımın sonucu doğal olarak insanları sürekli birbirleriyle savaşa götürür ki bu da sürekli güvensizlik içinde yaşamak anlamına gelir. Bu durum sürdürülemez olduğu için insanların huzur ve barış içinde yaşamaları karşılıklı olarak bazı haklarından vazgeçmesiyle mümkün olabilir. Hobbes bu karşılıklı vazgeçmeye ‘toplum sözleşmesi’ adını veriyor. Toplum sözleşmesiyle bireyler zora başvurma yetkisini ve gücü daha üst bir güç olarak boyun eğecekleri kişiye yani Leviathan’a bırakmak üzere aralarında anlaşırlar. Bu şekilde sözleşme yapan insanların bir araya gelmesi ile oluşan şey devlettir. Hobbes’un deyişiyle bu Leviathan’dır. Bu gücü elinde bulunduran kişi egemen, diğerleri onun tebaası konumundadır. Bu Egemen bir çeşit ölümlü Tanrı’dır. Ölümlüdür çünkü yaratıcısı insanlardır, Tanrı’dır çünkü onu yaratan insanlar gücünü tartışamaz. Böyle bir sözleşme ile yaratılan egemenin yetkileri arasında şunlar vardır: Tebaa yönetim biçimini değiştiremez. Çoğunluk tarafından yaratılan Egemeni hiç kimse adaleti çiğnemeden tanımazlık edemez. Egemen, yönetilenler tarafından suçlanamaz ve cezalandırılamaz. Yargı ve uyuşmazlıkları karara bağlama hakkı, savaş ve barış ilan etme yetkisi, danışman ve bakanları seçme hakkı,  ödüllendirme ve cezalandırma yetkisi Egemen’e aittir.  
Hobbes liberalizmin, Egemen’in iktidarını sınırlandırma aracı olarak geliştirdiği güçler ayrılığı ilkesine karşı çıkar. Çünkü Hobbes’a göre güçleri ayırmak Egemen’i zayıflatır, gücünü azaltır. Böyle bir zayıflık ortaya çıkarsa insanlar doğaları gereği yine güç savaşına girerler ve bu gidiş sivil savaşa yol açar. O nedenle mutlak egemenlik anlayışı devleti yıkılmaktan korumanın gerekli koşuludur. Egemenin mutlak güçten yoksun kalması devletin yıkılmasına yol açar. Devlet iktidarı ile dini iktidar arasında yapılan ayırım Hobbes’a göre iktidar gücünü zayıflatacak bir ayırımdır. Hobbes, monarşi, aristokrasi ve demokrasi gibi yönetim biçimlerini kabul etse de asıl olarak egemenin gücünün mutlak olması gerektiği görüşünü savunur. Hobbes’un mutlak monarşiden yana olduğunu desteklemek için verdiği örnek evrenin tek bir Tanrı tarafından yönetilmesidir.  
Hobbes, bu görüşü savunduğunda dünya 17’nci yüzyılı yaşıyordu. Aradan geçen yaklaşık 350 yılda pek çok şey değişti. Mutlakiyet gözden düştü, gücün paylaşımı ön plana çıktı. Mesela Hobbes’un ülkesi İngiltere demokrasinin ve güçler ayrılığının şampiyonlarından birisi oldu.
Ne var ki kapitalizmi ahbap çavuş kapitalizmi haline getiren, yasaların arkasına dolaşmayı marifet sayan birçok ülkede Hobbes’un bu görüşleri yeniden yeniye canlanıp öne çıkar oldu. Hatta bu yalnızca o ülkelerle sınırlı kalmadı. Küresel ekonomik krizin yarattığı hayal kırıklıkları, demokrasi açısından birçok gelişmiş ülkede bile bu tür mutlakiyetçi yaklaşımları itibar edilir yaklaşımlar haline getirdi.
Demokrasinin, laikliğin, güçler ayrımının ne kadar önemli kazanımlar olduğu yine anlaşılacaktır kuşkusuz. Olan yalnızca kaybedilen zamana olacak.

Not: Anayasa değişikliği tartışmalarına kafa yorarken birden kendimi neredeyse yarım yüzyıl eskiye dönüp Mete Tunçay’ın Mülkiye 2. sınıftaki Siyasal Düşünceler Tarihi dersinde buldum (o zamanki adı Kamu Hukuku ve Devlet Teorileri idi). Mete Tunçay bize o yıl bu dersle ilgili tam 50 kitap okutmuştu (Aristoteles’in Politika’sından Platon’un Devlet’ine, Machiavelli’nin Prens’inden Jean Jacques Rousseau’nun İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı’na, Thomas Moore’un Ütopya’sından Thomas Hobbes’un Leviathan’ına kadar yayılan 50 kitap).
O zamanlar Mülkiye’de ilk iki yıl ortak dersler okunurdu. Ben o ortak derslerde (sosyoloji, siyaset bilimi, siyasal tarih, siyasal düşünceler tarihi, uluslararası siyasal kuruluşlar, personel yönetiminde insan ilişkileri, anayasa hukuku, idare hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku, miras hukuku, ceza hukuku ve kriminoloji) öğrendiklerimin çalışma yaşamıma, iktisatçılığıma ve sosyo - ekonomik olayları analiz etme yeteneğime çok şey kattığını düşünürüm hep. Bu ortak dersler sistemini bütün benzer okullara yayacak yerde Mülkiye’den de kaldırdık ve bana sorarsanız sosyal bilimler eğitimine büyük kötülük yaptık.