Dünya

"Kuzey Kore ve Amerika arasındaki bir savaşta ilk gün 1 milyon kişi ölebilir"

"Japonlar, 'Pasif kalmadan pasifist olunabilir mi?' sorusuna cevap arıyorlar"

05 Aralık 2017 16:55

IIgın Yorulmaz - TOKYO

6 Ağustos 1945 Pazartesi sabah saat tam 8:14'de atom bombasının sessiz ama gözleri kamaştıran bir flaşla tepesinde patladığı an, Tokyo'nun 810 km uzağında, Japonya'nın en gelişmiş endüstriyel kentlerinden olan Hiroşima'da herkes işinin başındaydı. 

O zamanlar henüz 8 yaşında küçük bir kız olan Keiko Ogura, 100,000 kişiye mezar olan Hiroşima'ya atılan atom bombasından kurtulan ender kişilerden ve o günü tüm detaylarıyla hala hatırlıyor. 

Japonya, dünya tarihinde atom bombasının ilk (ve şu ana dek tek) atıldığı ülke. Bu nedenle son zamanlarda artan nükleer savaş çığırtkanlığı en çok Ogura ve onun gibi, geçmişte militarize olmuş bir ülkenin vatandaşı olarak en yüksek bedeli ödeyen ve bugün barışı savunanları yaralıyor. 

Washington Times'a konuşan Ogura, "Japonya pasifist kökenine bağlı kalmalı" diyor. 

Ilgın Yorulmaz - Columbia University Graduate School of Journalism'16

Yıllardır nükleer silah geliştiren Kuzey Kore sadece bu yıl şubattan beri gerçekleştirdiği 16 denemede 23 füze fırlattı. En sonuncusu, geçen çarşamba günü denenen Hwasong-15 adlı yeni balistik füze. Hwasong-15, 28 ağustosta Japonya üzerinden geçip atış rampasından 2,735 km ötede Pasifik Okyanusu'na düşen daha önceki füzeye göre Japonya'ya çok daha yakın bir yere, Kuzey Kore ve Japonya arasındaki Japon Denizi'ne düştü.

Bu nedenle Japonya'da giderek artan bir tedirginlik söz konusu. Ancak nükleer savaşın yıkımını en iyi bilen ülke olarak Japonya'nın kendini nükleer olarak silahlandırması fikrinin Ogura gibilerini çok endişelendirmesi de normal.

Aslında şu anki Japon Anayayası ülkenin her tür silahlanmayı engelleyecek şekilde inşa edilmiş. Bilindiği gibi Hiroşima'dan üç gün sonra Nagazaki'ye atılan ikinci atom bombası Japonya'nın kaderini belirliyor ve ülke kayıtsız şartsız teslim oluyor. Zafer kazanan müttefiklerin komutanı General Douglas McArthur tarafından Japon tarafına dikte ettirilen barışçıl anayasanın 9,cu maddesi, Japonya'ya Self Defense Force (SDF) adı altında birleştirilmiş bir orduya ve onu da sadece kendini koruma amaçlı kullanmaya izin veriyor. Bugün bu orduda 230,000 asker aktif görev yapıyor ve yıllık bütçesi de 40 milyar dolar.

Ancak giderek artan sayıda Japon, geçmişten gelen bu anayasanın günümüz jeopolitik durumunu yansıtmadığı ve metnin, Japonya'nın Çin ve Kuzey Kore'den maruz kaldığı tehlikelere cevap verecek uygunlukta olmadığı görüşünde. Görüşlerine başvurulan Jane's Defense Weekly'nin muhabiri Kosuke Takahashi, Amerika'nın Asya'da öneminin azalmasının ve bölgeden çekilmesinin yaratacağı bir durumda Japonya'nın anayasasını değiştirerek bu kuvvet boşluğunu doldurmasını savunuyor. Japonya için "Gerektiğinde karşı koyacak gücünün olması lazım." diyor. 

Japon Başbakanı Shinzo Abe ise, silahlanmayı açıktan olmasa da dolaylı olarak savunanlardan. Hatta geçen ay yapılan erken seçimde stratejisini "Kuni wo Momoru" yani "Ülkemi Koruyorum" sloganı üzerine kurdu ve büyük zafer kazandı. Ayrıca Abe'nin anne tarafından dedesinin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika tarafından savaş suçlusu olarak ilan edilen ancak 1950'lerde başbakan seçilen emperyalist kökenli Nobusuke Kishi olması da düşündürücü.    

Uyoku Dantai, Avrupa'da da yükselişte olan sağcı-milliyetçi eğilimlerin Japonya'da vucüt bulmuş şekline verilen ad. Tüm Japonya'da yaklaşık 200 dernek çatısı altında faaliyet gösteriyorlar. Japon geleneklerine bağlılık ve İmparator'a tam itaat, en önemli ilkeleri. Daha çok Çin Büyükelçiliği ve Kuril Adaları'nın Japonya'ya geri verilmesini talep ettikleri Rus Büyükelçiliği'nin önünde yaptıkları protestolar ve siyah kamyonetlerine bağladıkları hoperlörlerinden gelen yüksek sesli milli marşları çalarak Tokyo sokaklarında dolaşmalarıyla biliniyorlar. 

Uyoku Dantai'yi oluşturan sağcı gruplardan Ninon-no-Kai'nin önceki başkanı olan Masaya Kudo, Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılmasıyla kırılan gururunun hala tamir edilemediğine inanıyor ve ülkesinin tekrar emperyalist bir güç olacağı günleri özlüyor.. "[İkinci Dünya Savaşı] Japonya'yı sakat bıraktı. O zamandan beri vatanımıza duyduğumuz gururu kaybettik. Vatanseverliğimiz öldü" diyor Kudo. 

Ne var ki yetmiş yıl önce militarize olmuş bir Japonya'nın dünya için nasıl bir tehlikeye dönüştüğünü bilenler sağcıların bu hayallerine karşı çıkıyorlar. Nitekim Japonya'nın silahlanırsa içe değil, dışa yönelik tehdit haline dönüşmesinin hiç de zor olmayacağı endişesinde olanlar bir hayli fazla.  

Petrol ve doğalgaz kaynakları olmayan Japonya, nükleer enerjiye bağımlı durumda. Ülkenin nükleer veya konvansiyonel silahlar konusundaki açmazının bir nedeni de Amerika'nın Asya'daki yeni güvenlik politikası ve "Önce Amerika" sloganı gereği öncelikli olmayan bölgelerden ve Obama döneminden kendisine miras kalan TPP (Trans Pasifik Partnership) gibi müttefiklik anlaşmalarından çekilmesi.

Trump, Kore Savaşı ve İkinci Dünya Savaş'ndan sonra askeri korumasını üstendikleri Güney Kore ve Japonya'nın bırakın pasifist kalmalarını daha da militarize olmaları ve artık kendi göbeğini kesmeleri gerektiğine inanıyor. Bunu başarmak için bu ülkelerin silahlanmasını istiyor ve bu silahları da Amerika'dan almasını neredeyse şart koşuyor. Nitekim "işadamı" Trump, başkan olduğu son 11 ay içinde 45 milyar dolarlık silah satışı gerçekleştirdi. Trump, Japonya'ya geçen ay yaptığı gezide Başbakan Abe ile yaptığı ortak basın toplantısında Japonya'nın F-35 savaş uçağı, füze ve diğer askeri malzeme aldığını söylemişti. Trump'ın aynı ziyarette Abe'ye "Bir dahaki sefere tepenizden nükleer füze geçerse vursanız iyi olur" diye öğütlediğini de kaydedelim. 

Japonya'nın Kuzey Kore'den gelecek olası bir saldırıya karşı savunma anlamında bugün bu denli Amerika'ya bağımlı olması uzmanları endişelendiriyor. The Japan Institute of International Affairs'den Prof. Toshihiro Nakayama, yakın zamanda Tokyo'daki Foreign Press Center Japan'de verdiği bir brifingde bu konuya değindi: "Orta vadede Japonya, B planı olmayan bir ülke. Bu nedenle Japon halkının hissi... Amerika'nın tek müttefik ve en iyi seçenek olduğu yönünde" diye açıkladı Nakayama.

Geçen hafta çarşamba günü Kuzey Kore tarafından atılan yeni balistik füze Hwasong-15'ün şimdiye dek denenler arasında en güçlüsü olduğu ve hatta Washington'ı vurabileceği iddia ediliyor. 

Bazı uzmanlara göre bu gidişle Amerika ve Kuzey Kore'nin bir savaşa tutuşma şansı yüzde 50 gibi yüksek bir olasılık. Bu kadar ciddi bir tırmanmada Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong'ı "küçük roket adamı" ve "hasta köpek yavrusu" gibi sıfatlarla aşağılaması da elbette yer alıyor. 

New York Times muhabiri Nicholas Kristof'un eylül ayında yıllardan sonra ikinci defa gittiği Kuzey Kore ile ilgili gözlemleri oldukça karamsar. Kristof, Amerika ile Kuzey Kore arasında çıkabilecek olası bir savaşta daha ilk gün 1 milyon kişinin ölmesinden korkulduğuu yazıyor. Yazısına eşlik eden videoda konuşan sıradan PyongYanglılar'ın, devletin propaganda sözlerini papağan gibi tekrar etmeleri ibret verici. Internete erişimi olmayan ve dünyanın bu en kapalı toplumunda yaşayanlardan özellikle gençler Amerika'yı şeytan, Trump'ı da "delinin teki" olarak görüyorlar. Kristof'un gezdiği bir çocuk yuvasında bile savaş posterinin asılı olması durumun ciddiyetini gösteriyor. 

Hiroşimalı Keiko Ogura ise miltarize olmuş bir Japonya'nın Kuzey Kore'den farkının kalmayacağından kokuyor. "...Kulağa çılgınca geliyor ama Kuzey Koreliler'in beyin yıkamasını ve diktatörleri Kim Jong-un'u ilahlaştırmalarını, İkinci Dünya Savaşı öncesinin Japonya'sında görülen sabit fikirli militarizmle kıyaslamak pekala mümkün," diyor Ogura.

Pyongyang rejiminin geliştirdiği ve 13 bin kilometrelik inanılmaz uzun menziliyle Tokyo, Washington ve hatta Londra gibi dünya başkenlerini vurabilecek güçte nükleer başlık taşıyan en yeni Kuzey Kore füzesi, geçen çarşamba yerel saatle sabaha karşı 3:17'de atıldıktan sonra 53 dakika havada kalıp Japon Denizi'ne düştü. 

Keiko Oguro ve barış taraftarlarının umudu, Japonya'ya yönelik bu tehditin barışçıl yollarla bertaraf edilmesi ve Hiroşima'daki o anın da bir daha tekrarlanmaması.