REKLAMI GİZLE

Karar yazarı: Türkiye, Zarrab olayına gerekli ahlaki hassasiyeti göstermedi, süreci iyi yönetemedi

"Zarrab davası gösterdi ki Türkiye'nin evrensel hukuk normlarında bir adalet sisteminden daha değerli bir varlığı olamaz"

- A +

Karar yazarı ve eski AKP Milletvekili Mehmet Ocaktan, ABD'nin İran'a yönelik ambargosunu deldiği iddiasıyla tutuklanan Türk-İran asıllı iş adamı Reza Zarrab'ın tanık olmayı kabul ederek itirafta bulunduğu davada Türkiye'nin gerekli ahlaki hassasiyeti göstermediğini söyleyerek eleştiride bulundu.  Ocaktan arrab'ın Amerika’ya gidişiyle birlikte sürecin iyi yönetilemediğini ifade etti.

Mehmet Ocaktan'ın, "Zarrab davası bir gerçeği gösterdi ki..." başlığıyla (4 Aralık 2017) yayımlanan yazısı şöyle:

Dünya kurulduğu günden bu yana her dönemde diplomatik arenada kurulan ‘kurtlar sofrası’ hep birilerinin canını yakmış, kimin ne tür hileler yapacağı ya da hangi kutunun içinde nasıl bir zehir taşıdığı çoğu zaman bir sır olarak kalmıştır. Ama bilinen bir gerçek vardır ki milletlerin çıkarları söz konusu olduğunda kılıçlar hep keskin olmuştur.

Bu çerçevede Amerika’da sürmekte olan Zarrab davasına baktığımızda, bu davanın kelimenin tam anlamıyla siyasi bir dava olduğunu görmemek mümkün değil. İşin içinde İran’a uzanan bir para trafiğinin olması, Amerika için kitabın ortasından siyasi bir hücum niteliği taşımaktadır. Türk-Amerikan ilişkilerindeki negatif kırılmalar da dikkate alındığında Zarrab davasının her aşamasında pür siyasi atraksiyonların olması kaçınılmazdır. Bu davaya, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik antipatiyi de ilave ettiğimizde nasıl bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu daha net olarak görebiliriz.

***

Bu davanın en zehirli tarafı ise FETÖ’cü din pazarlamacılarının, Zarrab üzerinden himmet dilenciliği yapmalarıdır. Çünkü onlar açısından Türkiye aleyhinde olan, olması muhtemel her tür faaliyet, zihinlere zehir şırınga etmek için bulunmaz bir fırsattır. Haberleri dikkatle izlediğinizde, mahkemenin etrafındaki deliklerin her birinden zihni Pensilvanya papazına ipotekli FETÖ’cü kurtçukların çıktığını görebilirsiniz.

Bu tablonun Türk-Amerikan ilişkilerini daha da derinden yaralayacağı muhakkak. Ancak daha da önemlisi, Zarrab davasının yaratacağı artçı sıkıntıların uluslararası alanda Türkiye’nin ilişkilerinin kalitesini düşünecek olmasıdır. Dolayısıyla şu saatten sonra Türkiye’nin bu süreci daha sofistike diplomatik hamlelerle yürütmesi elzem hale gelmiş bulunmaktadır.

Hiç kuşkusuz bu süreci yönetmek çok da kolay olmayacaktır. Unutmayalım, bu dava Türkiye’ye hücum etmek isteyenler açısından bulunmaz bir fırsattır. Maalesef bir yolsuzluk ve çürümüşlük simgesi olan Rıza Zarrab olayına Türkiye’de ilk ortaya çıktığı günden itibaren gerekli olan ahlaki hassasiyet gösterilmemiş, Amerika’ya gidişiyle birlikte de iyi yönetilememiştir.

***

Şimdi öncelikli olarak yapılması gereken, Türkiye’nin Zarrab bağlamında oluşan görüntü kirliliğinden kurtarılmasıdır. Çünkü Türkiye böyle bir görüntüyü asla hak etmiyor. Şu andan itibaren hiç zaman kaybetmeden uluslararası alanda Türkiye’nin milli çıkarlarını koruyacak çok daha güçlü bir siyasi hamle başlatma zarureti bulunmaktadır. Türkiye’nin tezlerini muhataplarına anlatacak diplomasi hakimiyeti yüksek ekiplere ihtiyaç vardır, ama daha da önemli olan şey Türkiye’nin evrensel normlarda hukuk sistemine sahip bir ülke olduğu dost, düşman herkese gösterilmesidir. Eğer hukuki anlamda bir zaaf görüntüsü ya da böyle bir algı varsa bunun süratle düzeltilmesi gerekir.

Bugün bazılarımız unutmuş olabilirler belki ama, AK Parti’nin 2002 yılında iktidar yolculuğuna çıkarken taahhüt ettiği en değerli şey, hukukun üstünlüğüne dayalı bir Türkiye hedefidir: “Ülkemiz hukuk devletinden çok kanun devleti görüntüsü vermektedir Türkiye, kanunlarını hukuka, hukukunu evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırarak ve temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sınırlayan yasakçı hukuk sistemini değiştirerek gerçek anlamda hukuk devleti olacak ve uluslararası camiada saygın bir yer kazanacaktır.”

Rıza Zarrab davası da gösterdi ki, gerçekten Türkiye’nin uluslararası alanda başını dik tutabilmesi için evrensel hukuk normlarında bir adalet sisteminden daha değerli bir varlığı olamaz.