REKLAMI GİZLE

Karar: İttifakın "Saadet'i istemeyiz" deme lüksü yok!

"Saadet'in herhangi bir ittifak blokuna muhtemel katkısını aritmetik olarak hesaplamak siyaset bilmemek demektir"

- A +

Karar yazarı İbrahim Kiras, AKP ile MHP arasındaki 'cumhur ittifakı'nın Saadet Partisi'ni istememe gibi bir lüksü olmadığını belirterek, "Yoksa yüzde 50+1 çıtasının aşılmasını gerektiren bir seçim söz konusuyken “Saadet’i istemeyiz” deme lüksüne sahip olmadıklarını bilmemeleri düşünülemez" dedi.

"Saadet’in herhangi bir ittifak blokuna muhtemel katkısını aritmetik olarak hesaplamak siyaset bilmemek demektir" diyen Kiras, "Saadet’in 'Cumhur İttifakı' içinde yer almasının taşıyacağı sembolik anlamın aritmetik sonuçlarını görememektir çünkü bu yaklaşım" ifadesini kullandı.

İbrahim Kiras'ın Karar'daki yazısı şöyle:

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın dün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında demiş ki mealen: “Bizim AK Parti ile yaptığımız ittifak iki partiyi kapsıyor. Burada Saadet Partisi’ne yer yok; ama çok isterlerse AK Parti listesinden aday gösterilebilirler. Zaten oyları yüzde 0,6.”

Oysa bugün konuşulan konu milletvekili seçiminden ziyade cumhurbaşkanlığı seçiminin kaderi. MHP-AK Parti ittifakı, farzımuhal, yüzde 11 oy bile alsa MHP barajı geçip Mecliste sandalye kazanabilecek. Ama AK Parti için önemli olan cumhurbaşkanlığını kazanmak. Cumhurbaşkanlığı seçimi kazanılmadığı takdirde diğer bütün başarılar anlamsız hale gelecek. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, birkaç ay önce yaptığı bir konuşmada böyle bir sonucun 15 yıldır elde edilen bütün siyasi başarıları sıfırlayacağını ifade etmişti.

AK Parti’nin kendi tercihiyle yükselttiği bir çıta var önünde. Her halükârda yüzde 50+1 oy kazanılmasının gerektiği bu noktada her bir ekstra oya ihtiyaç olduğunu söylemek bile gereksiz. Dolayısıyla -çok basit düşündüğünüzde bile- bu “binde 6”hor görülecek, küçümsenecek bir oy değil. Yeri geldiğinde bir nal bir at kurtarır, bir at bir savaşı kazandırır.

Kaldı ki Saadet’in herhangi bir ittifak blokuna muhtemel katkısını aritmetik olarak hesaplamak siyaset bilmemek demektir. Saadet’in “Cumhur İttifakı” içinde yer almasının taşıyacağı sembolik anlamın aritmetik sonuçlarını görememektir çünkü bu yaklaşım…

***

Hatırlayacak olursanız, 1 Kasım 2015’den 5 ay önce yapılan 7 Haziran seçimlerinde Saadet’in aldığı oy yüzde 2 civarındaydı ve bu seçmenin yaklaşık “dörtte üçü” bu kadar kısa bir süre içinde AK Parti’ye geçti. Başka hiçbir partinin tabanında bu oranda bir geçişkenlik bekleyemeyiz. Bunun anlamı yeterince açık.

Diğer yandan AK Parti’nin karşısına çıkmış olduğu seçimlerde hep buna yakın miktarlarda oy alabilen bir partiden söz ediyoruz. Üstelik yerel seçim oyları bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Ancak asıl önemlisi, iki taban arasındaki geçişkenliğin siyasi anlamı elbette.

Diyeceksiniz ki AK Parti toplumun çok geniş kesimlerinden oy alabilen bir parti. Hatta her kesimden oy alabilen tek parti. Bu anlamda Saadet tabanının desteğine çok ciddi bir ihtiyacı yok. Hatta o çevreden uzak bir noktaya konumlanışı sayesinde diğer kesimlerden oy alarak merkez partisi haline gelebildi. Erdoğan’ın çok tartışılan “Millî Görüş gömleğini çıkardık” sözü bununla ilgiliydi. Zaten geçmişteki Millî Görüş kitlesi büyük ölçüde AK Parti’nin çekirdek tabanını oluşturmuştu... vs… Buraya kadar sorun yok AK Parti açısından… Ancak önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi söz konusu olduğunda farklı bir parametre devreye giriyor artık.

Düşünün, Millî Görüş hareketinin içinden çıkmış bir kadronun kurduğu ve özellikle son dönemde adeta Millî Görüşçülerin bütün hayallerini gerçeğe dönüştüren bir partinin mevcudiyetine -ve 15 yıldır iktidarda olmasına- rağmen “dışarıda” kalmayı tercih eden ama konjonktüre bağlı olarak (1 Kasım’daki gibi) kimi zaman AK Parti’ye de destek verebilen bir toplum kesimi var karşımızda.

Üstelik bu kesimin 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde gösterdiği iki farklı tutumun ne tür siyasi sonuçlar tevlit edebildiğini hep birlikte gördük.

***

Demem o ki Saadet Partisi tabanındaki siyasi tutumları AK Parti tabanının hiç değilse bir bölümünün tutumundan ayrı değerlendirmek doğru görünmüyor.

Diğer yandan, toplumdaki dindar-muhafazakâr duyarlıkları temsil etme özelliği Saadet Partisi’nin durduğu yere tabiri caizse dindar ve muhafazakâr kesimler nezdinde ekstra bir meşruiyet sağlıyor. Dolayısıyla Saadet’in içinde yer alacağı bir ittifakın kazancı bu partinin bir önceki seçimde aldığı oy miktarından kat kat fazla olur.

Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’nun “kesinlikle hayır” anlamına gelen cevabına rağmen AK Parti cephesinin bu konuda kapıyı bir türlü kapatmak istemeyişi boşuna değil. AK Partililer ne olursa olsun bir şekilde bu iş birliğinin sağlanabileceğine inanıyorlar. MHP sözcüsünün “Bizim ittifakımızda Saadet’e yer yok, zaten ne kadar oyları var ki” mealindeki açıklaması ise muhtemelen bu işin olmayacağına ilişkin kanaatlerinin ifadesi… Yoksa yüzde 50+1 çıtasının aşılmasını gerektiren bir seçim söz konusuyken “Saadet’i istemeyiz” deme lüksüne sahip olmadıklarını bilmemeleri düşünülemez.