Gündem

Hüseyin Gülerce: 'Ergenekon'daki özensizliğimiz yüzünden ben dâhil büyük bir kesim pişmanlık yaşıyoruz

"Fethullah Gülen örgütünün yargı, emniyet istihbaratı içinde bu derece organize olarak bu davayı yönlendirdiğini bilemedik"

26 Nisan 2016 17:21

Star gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 274 sanıklı Ergenekon davasının usul ve esastan bozulmasını kararıyla ilgili olarak “Ergenekon davasında, evet üzülerek belirtmeliyiz ki büyük bir kesim -ben de dâhil- şimdi bizi utandıran bir özensizlik göstererek pişmanlık yaşıyoruz” dedi. 

Ümraniye'deki bir gecekonduda 12 Haziran 2007'de 27 el bombasının ele geçirilmesiyle başlayan davayı “aralel yapının” yönlendirdiğini iddia eden Gülerce “Fethullah Gülen örgütünün yargı, emniyet istihbaratı içinde bu derece organize olarak bu davayı yönlendirdiğini bilemedik” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Gülerce’nin "Koşun koşun Ergenekon yok" başlığıyla yayımlanan (26 Nisan 2016) yazısı şöyle: 

Ergenekon davasının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay; hukuka aykırı dinlemeler, aramaların hukuksuz yapılması, soruşturma, yargılama ve delil toplama aşamalarında adil yargılanma ilkelerine aykırılıklar olduğu, sebepsiz yere davaların birleştirildiği, yargılamanın uzatıldığı gerekçelerini sıraladı. Bir hukuksuzluğun giderilmesi ve adil yargılamanın önemi adına bu karar şimdi Gülenistler dışında herkesten tasvip görüyor.

Ancak önemli bir husus var. Ulusalcı kesim, “İşte gördünüz Ergenekon diye bir örgüt yok” diyerek, bu ülkede askeri vesayet ve cuntacılıkla hesaplaşmayı, gündemden kaldırma çabası içine girdi.

Türkiye’de milliyetçi muhafazakârlar, liberaller, demokratlar olmak üzere büyük bir kesim; derin devlet, faili meçhul cinayetler ve darbelerle hesaplaşma adına Ergenekon davasını çok önemsedi. Asıl mesele, böyle bir örgütün gerçekte var olup olmadığı değildi. Asıl mesele, bu ülkede asker içindeki cuntalarla, askeri vesayet sistemi ile hesaplaşmaktı. Çünkü Türkiye bu hesaplaşmayı yapmadan demokratikleşemez, sivil irade tahkim edilemezdi.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbelerini yapan, 28 Şubat’ta post modern üniformasıyla yeniden devreye giren, 27 Nisan e- muhtırası ile Cumhurbaşkanlığına seçimine “Abdullah Gül’ün eşi başörtülü, seçilemez” diye müdahale eden, halktan yüzde 47 oy almış iktidar partisini Anayasa Mahkemesi eliyle “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” diyerek cezalandıran zihniyet ile hesaplaşmalıydık... Çünkü bu zihniyetten çok çektik. Solcusu, sağcısı, ülkücüsü, başörtülüsü, siyasetçisi, gençliği çile ve işkencelerin hesabının sorulacağı ümidine kapıldık.

“Gördünüz mü Ergenekon diye bir şey yok” diklenmesi, bu hesaplaşmanın zaruretini ortadan kaldırmaz. Önemli olan darbeci zihniyetin sona erdirilmesidir. Daha 5 yıl önce Işık Koşaner paşa ne demişti: “Hukukun dışına çıktık, hep böyle gidecek sandık...” Bunları hatırladık. Askerin kışlada tutulması fırsatının doğduğunu düşündük. Aynı noktadayız: Vesayetçilerin, ülkeyi yönetme adına yüksek yargıçlarla, medya ile küresel sermaye ile üniversiteler ile ve en önemlisi okyanus ötesinden (Washington ve Pensilvanya’dan) etkilenmesi önlenmelidir...

Darbeci, vesayetçi zihniyet ile hesaplaşma adına heyecanla desteklediğimiz Ergenekon davasında, evet üzülerek belirtmeliyiz ki büyük bir kesim -ben de dâhil- şimdi bizi utandıran bir özensizlik göstererek pişmanlık yaşıyoruz. Kişilere düşmanlığımızdan değil- çünkü o isimlerin hiçbiri ile bir şahsi husumetimiz yok- sırf demokrasinin önü açılsın diye bu davanın arkasında durduk.

Bugün Paralel Devlet Yapılanması denen Fethullah Gülen örgütünün yargı, emniyet istihbaratı içinde bu derece organize olarak bu davayı yönlendirdiğini bilemedik. Başta TSK olmak üzere devletin içinde kendilerine yer açmak için bir tasfiye planı uygulandıklarını göremedik... Kabahat ise evet bu kabahati işledik. Türkiye’nin darbecilerle, vesayetçilerle hesaplaşma umudunu, isteğini bu legal görünümlü illegal yapı istismar etti. Kendi hayalleri, hedefleri için emniyeti, medyayı, yargıyı kullandı.

Maalesef, önümüze konan senaryoya inandık. Darbelerden, faili meçhul cinayetlerden, işkencelerden çok çekmiştik, bunların hesabı görülecek diye inanmak istedik... İktidardan, siyasetçisine, yazarından, hukukçusuna, aydınına kadar pek çoğumuz, “Türkiye kirli geçmişiyle nihayet hesaplaşıyor”, “askerî vesayetten hesap soruluyor” diye düşündük.

Dileriz bundan sonra yargılama, gerçekleri ortaya çıkarmada adil ve özenli bir yol izler…

İlgili Haberler