Politika

HDP'ye operasyonun üzerinden bir yıl geçti: Ayakta kalmak yetmez, daha güçlü yürüme zamanı

"Dokunulmazlıklar yeni rejimin basamağıydı"

04 Kasım 2017 10:28

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu HDP milletvekillerine yapılan baskın, gözaltı ve tutuklamanın bir yılı geride kaldı. Bununla ilgili orarak  HDP Mardin Milletvekili ve Anayasa Profesörü Mithat Sancar,  “Ayakta kalmak başarıdır ama bizim gibi iddialı bir siyasi partiden sadece ayakta kalmakla yetinen başarı öyküsünü beklenemez. Yani ayakta kaldık, şimdi daha güçlü yürümeye devam etme zamanı” dedi.

CHP’nin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun da tutuklanması ile beraber bugün 9 HDP ve bir CHP milletvekili tutuklu bulunuyor. Öte yandan Figen Yüksekdağ da dahil 5 HDP milletvekilinin de vekilliği düşürüldü. 

Evrensel'den Birkan Bulut'un Sancar ile yaptığı söyleşi şöyle:

Milletvekillerinin tutuklanmasının üzerinden 1 yıl geçti. Bu süreci ‘darbe’ olarak nitelendiriyorsunuz. Türkiye’de bir yılda neler oldu? 

Sürecin başlangıcı 7 Haziran olarak görülmeli. AKP kurulduğundan beri ilk defa tek başına hükümet olacak çoğunluğu kaybetmişti. Bunun AKP için çok önemli sonuçları olacaktı. Bir diğer nokta HDP yüzde 13.1 oy almıştı ve bu oran, bu çizgideki diğer partilerin aldığı oyun yaklaşık 2 katıydı. HDP Kürt siyasal geleneği ile Türkiye halklarının demokrasi güçlerini, sol hareketleri buluşturmayı başardı. Daha önce de ittifak denemeleri olmuştu ama ilk defa bu birliktelik güçlü bir etki ile sonuç aldı. Tabii bu durum AKP dışında devlet iktidarının başka odaklarını da çok rahatsız etti. Özellikle Ergenekon, MHP ve ulusalcılar da kendi ideolojilerinin ve kutsadıkları devlet yapısının değişebileceğini görerek korktular. 

Bana göre 8 Haziran’da AKP, Ergenekon, milliyetçiler ittifak yapmaya karar verdiler ve bu gelişmeyi durdurmak için her türlü yöntemi devreye sokmayı planladılar. Özellikle Kürtlerin kazanımlarına ve halkların buluşmasına karşı bir ittifak kurdular. Savaş politikalarına geri dönüldü. Bu aslında toplumu bir tür güvenlik ve beka şantajıyla rehin almak anlamına geliyordu. 

Bu 1 Kasım’a giden yolun döşendiği taşlardır. 1 Kasım’dan sonra çatışmaların yoğunlaşması da bu güvenlik şantajına işaret etmektedir. Bunu dokunulmazlıkların kaldırılması hamlesi izledi. 20 Mayıs’ta yapılan oylama sonucu dokunulmazlıklar bir defaya mahsus olarak kaldırıldı. Ardından, OHAL ilanıyla denetimsiz bir rejim yaratıldı. Milletvekillerimize yönelik operasyon OHAL rejimi altında gerçekleşti. Bu denetimsiz rejimin süreklileşmesi için gündeme getirilen anayasa değişikliği de HDP’nin Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri tutukluyken, OHAL şartlarında referanduma sunuldu. Şaibeli referandumda çıkan sonuç, iktidarın tüm imkanlarını kullanmasına ve türlü usulsüzlüklere rağmen halkın yarısının bu değişikliğe rızası olmadığını gösteriyordu. Toplumda güvenlik kaygısını en üst boyuta çıkarmak ve her türlü propaganda aygıtının devreye sokulması sonucunda 4 Kasım 2016’da milletvekillerimizin tutuklanması, onların koalisyonu için geçici bir başarı gibi görünebilir. Fakat HDP’yi tüm bu baskı ve saldırılara rağmen barajın altında bırakamadılar, HDP’ye güç veren kesimlerin sesini kısamadılar.

"Dokunulmazlıklar operasyonun en kilit hamlesi"

Dokunulmazlıkların kaldırılması da bu planın parçası olarak değerlendirilebilir mi?

Dokunulmazlıkların kaldırılması operasyonun en kilit hamlesiydi. Maalesef burada çeşitli manevralarla CHP’yi de bu oyunun içine çekebildiler. Eş Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere 15 vekilimize karşı 5 ilde, farklı dosyalardan aynı anda operasyon başlatıldı. Dokunulmazlıkların kaldırılması ve tutuklama operasyonunun çok açık amacı yükselen gücü durdurmak ve aynı zamanda başkanlık sistemini hayata daha kolay geçirebilmekti. HDP Mecliste ve sahada etkisizleşince başkanlıkla ilgili anayasa değişikliğini çok daha rahat yapacaklardı. Siyasi darbe operasyonunun sonraki geçici finali başkanlığı getiren anayasa değişikliğiydi. Bunu şaibeli 16 Nisan referandumunda zorlukla geçirebildiler. 15 Temmuz’da başarısız darbe girişimi oldu ama 20 Temmuz’da fiilen darbe rejiminin iktidar tarafından uygulanmaya başladığı tarihtir. 20 Temmuz’dan itibaren hiçbir kural tanımadan bu otoriter rejimi anayasal temele kavuşturmanın projelerini adım adım hayata geçirdiler. 

"Korku politikası ile uzun süre yönetmek mümkün değil"

Bugün iktidar açısından korku atmosferinin başarılı olduğunu söylemek mümkün mü?

En azından 1 Kasım’da istedikleri başarıyı edebildiler korku politikasıyla. Ancak korku politikasının siyaset ve teorisinde, derslerde de anlattığımız şöyle bir yanı var. Korku siyaseti ile toplumu güvenlik ihtiyacı üzerinden belli bir süre rehin almak mümkündür. Dolayısıyla bu politika etkili bir şekilde uygulandığında bir kez sonuç alınabilir. Ancak bununla çok oynandığında bunu kullanan iktidarları da vurur. Yani korku politikası ile uzun süre yönetmek ve “başarılı sonuçlar” elde etmek pek mümkün değil. Hatta korku politikası çok yoğun kullanıldığında ters teper. Yani iktidarın korkusunun büyümesine ve paranoyak bir ruh haliyle sağa sola saldırmasına da neden olur ki böyle bir durum sonun yakın olduğunun da açık göstergesidir. 

HDP eş başkanlarından milletvekillerine, belediye başkanlarından il ve ilçe yöneticilerine kadar süren tutuklamalar, atanan kayyımlar sürecinde HDP bugün hangi noktada?

Bir siyasi partiye bu baskıların küçük bir bölümünü uyguladığınızda o partilerin ayakta kalması mümkün değil. Bu kadar yoğun baskıya maruz kalınca ilk refleks ayakta kalma çabası oluyor. Yani baskılar karşısında diz çökmeden bir arada durmak gerekiyor. 

İç birliği ve mücadele iradesini sürekli sağlamlaştırmak gerekiyor ki HDP olarak bunu başardık. Sadece eş başkanlar ve milletvekilimiz değil binlerce çalışanımız tutuklandı. Fakat ayakta durmayı başardık. Bunu halkımızın sarsılmaz desteğine borçluyuz. Özellikle Kürt halkı bu konuda ağır tecrübeleri yaşamış bir geçmişe sahiptir. 

Artık ayakta kalmanın ötesine geçmenin çalışmalarını yürütüyoruz. Ayakta kalmak başlı başına bir başarıdır ama bizim gibi iddialı bir siyasi partiden sadece ayakta kalmaya yetinmekle bu başarı öyküsünü tekrar etmesi beklenemez. Yani ayakta kaldık, şimdi daha güçlü yürümeye devam etme zamanı.

"Dokunulmazlıklar yeni rejimin basamağıydı"

Siyasetçilerin tutuklanmasından belediyelere kayyım atanmasına kadar varan sürecin HDP ile kalmadığı görülüyor. Enis Berberoğlu’nun tutuklanması, hatta iktidarın kendi belediye başkanlarını istifaya zorlamasıyla bu süreç nereye gider sizce?

Dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme geldiğinde biz CHP’ye yaşanabileceklere ilişkin uyarılarımızı çok somut ve açık yapmıştık. Dokunulmazlıkları kaldırma hamlesi sadece bizlerle sınırlı bir operasyon değildir. Bunun muhaliflere ve sisteme ilişkin çok önemli sonuçları olacaktır demiştik. Dokunulmazlıkların kaldırılması ve 4 Kasım operasyonu yeni rejimi yerleştirmenin basamaklarıydı. Yeni rejimin de ne olduğu ortada: “Otoriter tek adama dayalı yönetim. Kısacası keyfiliğin de egemen olacağı bir sistem. Eğer yargı bu şekilde etkisizleştirilir ve iktidara tabii kılınırsa istedikleri güçlere karşı yargıyı harekete geçirebilirlerdi. Enis Berberoğlu’nun tutuklanması da bunun örneği zaten. Fakat bunu sadece muhaliflere değil, bizatihi kendi içine de bu operasyonun gelebileceğini söylemiştik. Nitekim bunda da yanılmadık. Hatta basına sızan bilgilere göre belediye başkanlarının görevden alınmasıyla ilgili eleştiride bulunan milletvekillerine “Bu yetkileri bana siz verdiniz. Böyle olacağını siz bilmiyor muydunuz” diyor. Doğru diyor. Kendisine bu kadar yetki verirseniz, OHAL’i bu kadar uzatma konusunda cesaretlendirir, sistemi değiştirmeye giden yolda ona yardımcı olursanız, o da bu yetkileri istediği gibi kullanır. CHP’nin bile samimi ve derin bir yüzleşmeye, kendisiyle hesaplaşmaya ihtiyacı var. 

"Kürtler olunca hepsi ortaklaşıyor"

Cemaat ve AKP bir aradayken Kürt siyasi hareketine yönelik operasyonları birlikte yürüttü. Ancak yollar ayrıldığında yargı içindeki “Gülenciler” tasfiye edildi. Bunun milletvekillerinizin yargılanma sürecine bir etkisi oldu mu?

Vekillerimizin çok büyük bir kısmıyla ilgili fezlekeler var. Bu fezlekelerin önemli bir kısmı Cemaate mensup oldukları gerekçesiyle işten atılan ve/veya tutuklanan savcılar tarafından hazırlanmıştır. İktidarın terörist, çok tehlikeli bir terör örgütüne mensup olarak gördüğü, bir merkezden kendi siyasi emelleri uğruna emir almakla itham ettiği ve bu nedenle işten attığı, tutuklanmasını sağladığı savcıların hazırladıkları fezlekeler bugün geçerli ve bunlar temel alınarak yargılamalar yapılıyor. Saçma gibi görünen bu durumun altında yatan temel neden, konu Kürtler olduğunda Cemaatten MHP’ye, AKP’den Ergenokon’a tutumlar çok kolay ortaklaşabiliyor. O nedenle darbeciliğe devlet içinde cemaat örgütlenmelerine karşı mücadele etmek isteyen herkesin Kürt sorununda demokratik çözüm noktasında çok daha bilinçli ve uyanık olması gerekiyor. Çünkü bütün darbecilerin, iktidar içi bloklar arasındaki kapışmaların bile temelinde Kürt sorununa yönelik savaş politikalarında ısrar yer alıyor. 

"Börü davası ile birleştirme siyasi operasyondu"

Demirtaş'ın davası ile Yasin Börü davası birleştirilmek isteniyor ama mahkeme kabul etmedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demirtaş’ın dosyasını Yasin Börü dosyasıyla birleştirmek için çok çaba harcadılar. Bu çok açık bir siyasi operasyondu. 6-8 Ekim’de HDP, IŞİD’in kuşattığı Kobanê’ye insani yardım koridoru açılması için çağrıda bulundu. IŞİD’in Kobanê’ye saldırıları ve buna tepki olarak Türkiye’de meydana gelen olaylarda, çoğu HDP sempatizanı çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Bu olaylarla ilgili kapsamlı hiçbir soruşturma yürütülmedi. Burada özellikle öne çıkarılan Yasin Börü davası, Demirtaş’ın dosyasıyla birleştirilmek istendi. İlliyet bağı olmamasına rağmen, Demirtaş’ın cinayete azmettirmekten veya başka suçlardan yargılanmasının önünün açılması hedefleniyordu. En azından dünya kamuoyunun belli kesimlerini, Avrupa kurumlarını, “Bakın aslında keyfi değil, içinde şunlar da var” diye ikna etmeye çalışacaklardı. Öte yandan bu bir itibarsızlaştırma operasyonuydu. Ancak bu operasyon o kadar mantıktan, temelden yoksundu ki, sonuçta mahkemeler buna “evet” diyemediler. Demirtaş’ın tamamı siyasi faaliyetlerinden ve beyanlarından ibaret olan dosyasına bir cinayeti dahil etmek, tamamen keyfi ve kötücül bir adımdı. 

"Samimi bir yüzleşme ve samimi bir tartışma zamanı"

Partinizin 3. Olağan Kongresini de düşünerek, önümüzdeki döneme ilişkin yeni bir yol haritası olacak mı? 
Her dönemde, doğrusu son birkaç ayda belli dönemleri içeren programlar yaptık. Mesela adalet ve vicdan nöbetleri gerçekleştirdik parklarda. Yaz boyunca bunları yapmaya devam ettik. Ardından halk buluşmaları ve etkinlikler düzenledik. Şimdi önümüzdeki 3-4 aya ilişkin, kongreyi de kapsayan yeni bir çalışma içindeyiz. Bizim esas meselemiz şu: Evet, direndik ve ayakta kaldık ama sadece bu yetmiyor. Mutlaka Türkiye’de demokrasi güçlerinin umutlarını ve enerjilerini yükseltecek öncülüğe ihtiyaç vardır. Bu öncülüğü yapabilecek partinin de HDP olduğu ortadadır. Şu an yapmamız gereken şey belli. Önceki dönemdeki eksik ve yanlışlıklarımızla samimi bir yüzleşme ve samimi bir tartışmanın ardından, önümüzdeki döneme ilişkin güçlü bir program hazırlamak. 

Özellikle eksik veya yanlış yaptığınızı düşündüğünüz bir şey var mı?

Bizim tabii ki eksikliklerimiz, yanlışlıklarımız olmuştur. Her aşamadaki çalışmalarımız geçmiş dönemdeki eksiklikleri de yanlışları da dikkate alarak tartışmayı içermek zorundadır. Son 1 yılda özellikle 4 Kasım operasyonundan sonra partinin serinkanlı olduğunu ve güçlü bir tavır ortaya koyduğuna inanıyorum. Sadece şunun altını çizmek isterim. Son 2 buçuk yılda çok önemli şeyler yaşandı. Türkiye tarihinin belki de en kritik dönemeçlerinden biri olan bu dönemi, sürekli yeni baskılarla karşılaştığımız için serinkanlı bir şekilde değerlendirme imkanlarımız olmadı. Ancak her yeni planlamada geçtiğimiz dönemin eleştirel bir sorgulamasını yapmamız gerekiyor. 

Antalya Side'deki kazılarda milattan sonra 3'üncü yüzyıla ait, dönemin Side Yaşlılar Meclisi Başkanı Sophron'un heykeli bulundu.