Gündem

'Güçlüleri suç işlediğinde korunan toplum çöker, bu illahi sünnet gereğidir'

Ali Bulaç: Eğer Allah bize merhamet etmez de ilahi sünnetini icra edecek olursa, başımıza gelecek olanlardan korkalım

26 Ocak 2015 15:23

Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç, dört eski bakan hakkındaki Yüce Divan kararına ilişkin olarak, "Güçlüleri ve imtiyazlıları suç işlediğinde korunan bir toplum çöker" dedi. Bulaç, "Bu, İlahî sünnetin gereğidir. Siyaseten aklamak suç fiiline yeni suç fiili katmaktır. Eğer Allah bize merhamet etmez de ilahi sünnetini icra edecek olursa, başımıza gelecek olanlardan korkalım" ifadelerini kullandı.

Bulaç'ın Zaman'da "Siyaseten aklamak!" başlığıyla yayımlanan (26 Ocak 2015) yazısı şöyle:

 

Siyaseten aklamak!

 

Dört eski bakan AK Partili üyelerin oylarıyla Yüce Divan’a gönderilmedi. Ancak konuyla ilgili tartışma bitmedi, söz konusu bakanlar ve diğerleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları devam ediyor.

Sadece muhalifler değil, AK Partili önde gelen zevat da yolsuzluk yapıldığını söylüyor. Sayın M. Ali Şahin’in söyledikleri önemli. Hükümetin medya yüzünü yansıtan zatlar da aynı kanaatte. Etyen Mahçupyan’a göre, toplumun yüzde 70’i yolsuzluk yapıldığına inanıyor. Hükümeti militanca savunan Nagehan Alçı da aynısını söylüyor.

Pekiyi, ortada bunca karine, delil, belge, açıklama varken, hem 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun üzerinin kapatılmasını, hem dört eski bakanın aklanmasını nasıl anlamak gerekir? Hiç kuşkusuz bu, rüşvet ve yolsuzlukla suçlananların “siyaseten aklanması”ndan başka anlam taşımaz. Yani hakim otorite, iktidarına zarar gelmesin diye, yolsuzlukların üstünü örtmüktedir. Nasıl Osmanlı’da insanlar “siyaseten” katlediliyor idiyse, bu olayda da zanlılar “siyaseten” aklanmıştır.

Pekiyi, siyaset, “hukuk ve ahlak”ın önüne geçer mi? Varlıkta hükmünü icra eden üç kanundan söz etmek mümkün: Biri kozmik düzeni yürütür, yasalar fizikîdir; diğeri İlahî menşe’li veya seküler beşerî yasalardır. Üçüncüsü de toplumsal hayatta ve değişimde rol oynayan sünnetler. Toplumların yükselişi ve çöküşü buna bağlıdır. Toplumlar kendi suç ve günahlarıyla ecellerini getirirler. Yüce Allah eceli gelen toplumu çökertir, tarihten siler. Ve bunda hakim güçler, iktidar seçkinleri, yöneticiler birinci derecede rol oynar. Kur’an-ı Kerim iktidar seçkinlerine “mele’ ve mütref” adını verir. Şu ayete bakalım: “Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güç sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu (o ülkeyi) kökünden darmadağın ederiz.” (17/İsra, 16.) Bu ayetten neyi anlamak gerekir? Ayetin en doğru tefsirini Efendimiz (sas) yapmıştır:

Mekke’nin fethi sırasında bir sahabenin hırsızlık suçu işleyen soylu bir kadın için aracılığa kalkışması üzerine Hz. Peygamber’in söyledikleri önemlidir:

“-Sizden öncekilerin helak olmasına sebep şerefli biri çaldığı zaman onu bırakmaları, zayıf biri çaldığı zaman onu cezalandırmaları olmuştur. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a andolsun ki, Muhammed’in kızı Fatıma da çalsa, elbette elini keserim!” (Buhari, Hudud, 11).

Hep böyledir: Güçlüler, statü sahipleri, büyük zenginler, imtiyazlılar hırsızlık yaptığında korunur, yoksullar ise şiddetli bir biçimde cezalandırılır. Hz. Peygamber, bunun öteden beri süren bir uygulama olduğunu, toplumların çöküşüne yol açtığını ve adaleti temelden sarstığını belirtmiştir. Şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde infaz edilen ilahî bir hüküm (had), orada yaşayanlar için kırk sabah yağmur yağmasından daha faydalıdır.” (Nesai, Hudud, 3.)

Vehbe ez Züheyli, İslâm ceza hukukunda “had”ler” “Allah hakkı” olarak kabul edilmiştir, der. Yani haddi (cezayı) gerektiren suçlar kamu hukukuna tecavüz anlamı taşır. Yani her ne sebeple olursa olsun, suç işleyenin kayırılması, cezadan kurtarılması Allah’ın hakkına ve ümmetin hukukuna tecavüzdür. Yolsuzluk yapmakla suçlanan, Kur’an’a hakaret eden birilerini “siyaset”en kurtaracaksınız. Bunu havsala almaz.

“İfk” olayı bu konuda son derece ibret verici bir örnektir: Eğer “siyaseten suçluların aklanması” caiz olsaydı, Efendimiz “İfk” olayında iftirayı kaale almaz, Hz. Aişe’yi aklardı. Medine site devletinin en yüksek siyasî ve idarî otoritesi kendisiydi. “Bu iftira bana ve Müslümanların siyasî varlıklarına zarar verir, üstünü örteyim, böyle bir şey yok, yalan-iftira der sıyrılırım” demedi. Öyle deseydi Müslümanlar O’na inanırdı ama bize böyle durumlarda nasıl bir yol takip etmemiz gerektiğini öğretti. Kendisinin de üstünde bir makamın kararını bekledi, yüce Allah, validemizin suçsuz olduğunu bildirdi.

Güçlüleri ve imtiyazlıları suç işlediğinde korunan bir toplum çöker. Bu, İlahî sünnetin gereğidir. Siyaseten aklamak suç fiiline yeni suç fiili katmaktır. Eğer Allah bize merhamet etmez de ilahi sünnetini icra edecek olursa, başımıza gelecek olanlardan korkalım.