REKLAMI GİZLE

Fehmi Koru: Trump'ı kaybetse de kazanmış sayabiliriz

"Onun gibi ırkçı, İslâm-karşıtı, kadınlara meta gözüyle bakan ve fırsat bulduğunda sarkıp en aşağılık muameleleri yapabilen, vergi kaçakçısı..."

- A +

Fehmi Koru*

En baştan yazıya bir NOT ile gireyim: Bugün yeni bir girişim başlatıyorum: İnternet üzerinden yorum… 

Bunun için YouTube‘da bir ‘Fehmi Koru Kanalı’ açıldı.

İlk yorum ziyaretinizi bekliyor. İsteyen rahatlıkla ulaşabilir.

Fehmi Koru Kanalı'nın videosu şöyle:

Şimdi yazının kendisine geçebiliriz.

….

Yazılarımın en yakın takipçisi eşim…

Dün akşam, muhabbet nereden açıldıysa, “Trump’ın beklediği, kendisini başkanlığa taşıyacak açıklama geldi mi?” diye soruverdi.

Geldi, geldi de, siz gelmedi sayın…

Hatırlayın, üç gün önce ne yazmıştım:

“Artık Julian Assange Londra’da kendisini kapattığı Ekvador Büyükelçiliği balkonundan mı açıklamayı yapar, yoksa ona izin verilmez de Assange adına birileri Berlin’de bir basın toplantısı düzenler ve orada mı açıklanır, bilemiyorum; bildiğim, yapılacak açıklamaların ABD’de kimin başkan seçileceğini belirleyecek içerikte olacağı… / Donald Trump’ın beklentisi bu.”

Trump, seçimde kendisine yardımcı olsun diye yapılacak açıklama yüzünden, basınla buluşmasını bir gün sonraya ertelemişti.

Hayal kırıklığına uğramıştır…

“Turpun büyüğü heybede” deniliyordu

Ülkemizde yerel seçimler en son 30 Mart 2014 tarihinde yapıldı. 17/25 Aralık ile başlayan hükümeti devirme, Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatını bitirme operasyonunda sadece üç ay sonra…

Bilen biliyor, o seçim öncesinde de dengeleri değiştirecek bir şeyler olmasını hacı bekler gibi bekleyenler vardı.

Video görüntülü yeni açıklamalardı beklenen…

Bir vâde de verilmişti: 25 Mart…

Seçimden beş gün önce ortalığa öylesine dehşetengiz yeni tapeler ve video görüntüleri saçılacaktı ki, en hararetli AK Parti taraftarının bile sandık başında eli ona oy vermeye gitmeyecekti…

“Turpun büyüğü heybedeymiş” diyen diyeneydi.

Hayal kırıklığı yaşayan bizde de çok olmuştur o zaman…

ABD’de Trump’ın eli böğründe kaldı

Fox-TV ABD’de Trump’ın en büyük destekçisi… Hillary Clinton ve eşi Bill Clinton’u gözden düşürecek bütün haberler ilk orada başını gösteriyor…

Bu defa da öyle oldu. Bombayı Fox patlattı: Bill Clinton’un başkanlık dönemi bittikten sonra kendisine meşgale olarak seçtiği az gelişmiş ülkelerle ilgilenmesine kolaylık sağlayan Clinton Vakfı (‘the Clinton Foundation’) ile ilgiliydi bomba…

Meğer FBI, bir yıldan uzun bir süredir yakın takibe almış vakfı, savcılığın devreye girmesi an meselesiymiş…

Trump kampı bu haber üzerine büyük bir kampanya başlatma hazırlığına girdi.

Wikileaks’in eline geçen Clinton Vakfı raporuyla ilgili e-posta…

Sonuç? Daha gün batmadan bu haberin doğru olmadığı ortaya çıktı.

FBI’da birileri, Guardian gazetesine göre, Clinton’lara ‘Deccal’ sıfatını lâyık görecek derecede düşman birileri, kendi başlarına sanki böyle bir soruşturma varmış da sonunda bir dava konusu olması mümkünmüş gibi bir haber uydurup, kulaklara fısıldamışlar…

ABD’de böyle bir şeyin olabileceği sizlere makul gelmeyebilir; ama gerçek bu…

İsimler de var: Bu işler FBI’ın New York bürosunu yakın zamana kadar yöneten Jim Kallstrom’un başının altından çıkıyormuş… Adam Clinton saplantılı biriymiş, onlardan “Mafya Ailesi” diye söz ediyormuş… Onun uydurduğu senaryoyu New York’un eski belediye başkanı Rudolf Guilliani’ye fısıldamış FBI’cılar… Guilliani de Fox-TV ekranında, çarşamba günü, “Yarışı etkileyecek büyük sürprizlerimiz olacak” demiş…

İki gün sonra FBI başkanı seçime müdahale anlamına gelen mektubunu göndermiş; ardından da ‘Clinton Vakfı’ aracılığıyla suistimal yapıldığı haberi patlatılmış…

NYT Clinton safında

New York Times (NYT) bu seçimde Hillary Clinton’u destekliyor; FBI’ın devre girmesi üzerine hemen kolları sıvayıp “Ne oluyor?” sorusuna cevap teşkil edecek bilgileri gazete sayfalarına taşıdı.

Ona göre, Trump’ı en fazla destekleyen Breibart internet gazetesi yazarı Peter Schweitzer’in ‘Clinton Cash’ adıyla yayımladığı kitapta ileri sürülen iddialardan ibaretmiş vakıf haberi. Breibart sitesi ‘anti-Semitik’ haber ve yorumlarla doluymuş zaten. Site, yazarının kitabının film versiyonunu da hazırlayıp dağıtıma vermiş…

Bu kadar mı? Hayır.

Hepsinin arkasında Robert Mercer adlı milyarder işadamı varmış…

Sıfırdan ülkenin en zenginlerinden biri olmayı başarmış Mercer, adaylıktan düşene kadar, Ted Cruz’u desteklerken, Cumhuriyetçiler’in tek adayı o kalınca, mesaisini ve parasını Trump’a harcamaya başlamış…

Yanında yer alan beyinleri de Trump’ın kampına taşıyarak…

Kampanyayı yöneten Kellyanne Conway ile kampanyanın CEO’su Steve Bannon (eskiden Breibart’ın başındaymış) Mercer’in en yakınlarıymış…

Vallahi son zamanlarda okuduğum en harika ‘komplo teorisi’ gibi geldi bütün bu bilgiler bana…

İçinde İngiliz Guardian ve ABD’nin New York Times gazetelerinin adları geçmese, benim bu bilgileri derlediğim olanı özetleyen İsrail gazetesi Haaretz olmasa…

Walid Phares: Filistinli kıyımcısı, Müslüman karşıtı…Emin olun inanmayacaktım.

Phales dışişleri bakanı olursa

Konu üzerinde çalışırken karşıma çıkan bir isimle dün Sabah gazetesinde karşılaşıverdim: Walid Phares ile…

Phares seçim kampanyasında Trump’a dış politika konularında danışmanlık yapıyor. Amerikan-Türk Konseyi’nin (ATC) toplantısına katılıp bir de konuşma yapmış. Zaten yakın zamana kadar Bahçeşehir Üniversitesi’nin Washington şubesinde çalışıyormuş Phares…

“Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü (Gülen’le irtibatlı, FK) kişilerin Clinton Vakfı’na bağışta bulunmuş olması şoke edicidir” beyanatı vermiş Sabah’a Phares…

Esas şoke edici olan böyle birinin ATC toplantısına davet edilmesidir…

Derhal Washington Post’tan okuyalım:

“Walid Phares Lübnan iç-savaşı sırasında meydana gelen katliâmın sorumlusu Hıristiyan milis grubunun üyesiydi; daha önce sürekli ABD yönetimini İslâmi bir eğilimi olmakla suçlamıştı.”

Yarın yapılacak seçimde Trump kazanırsa Phales muhtemelen ABD’nin dışişleri bakanı olacak…

Biliyorum, Türkiye’de pek çok kişi, bazıları iktidara yakın nice insan, ABD seçiminde sandıktan Donald Trump’ın çıkmasını arzu ediyor; Hillary Clinton’un ülkemizle ilgili politikalarının olumlu olmayacağı düşüncesiyle…

Özal da Cumhuriyetçi Parti adayı kazansın istemişti

Türkiye yalnız bu seçimde değil, genellikle ABD’deki her seçimde, Cumhuriyetçi adayın başarılı olmasını arzular.

Sandıktan Bill Clinton’ın çıktığı ilk seçimde (1992) de Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Türkiye, onun değil rakibi Baba Bush’un seçilmesini beklemişti. Seçileceğine de inanıldığı için, o akşam bizim sefarette yapılacak kutlama partisine, yalnızca Cumhuriyetçiler davet edilmişti.

Clinton’un seçildiği anlaşılınca kutlama partisi iptal edilmişti.

O sırada seçimleri takip için Washington’daydım da oradan biliyorum.

Bir Türk’ün sahibi olduğu Cities Restoranı ise Demokratlara yatırım yapmıştı; çağrılıların Demokrat Partili olduğu Cities partisine Büyükelçi Nüzhet Kandemir gecikmeli katılmıştı.

Kim kazanır yarınki seçimde?

Ortada görünüyor, ama yine de belli olmaz…

Trump zaten yapacağını yaptı; seçilmese bile onun gibi ırkçı, İslâm-karşıtı, kadınlara meta gözüyle bakan ve fırsat bulduğunda sarkıp en aşağılık muameleleri yapabilen, vergi kaçakçısı, serveti ve bağışları konusunda yalan söyleyebilen, cehaleti dizboyu olan biri Amerika gibi bir ülkede oyların neredeyse yarısını alabilmiş olacak…

Kaybetse de kazanmış sayabiliriz…


Bu yazı ilk olarak fehmikoru.com'da yayımlanmıştır