Fehmi Koru: Putin izin vermedi, Diyanet bu sene Rusya'ya din adamı gönderemedi

"Diyanet, geçen sene 200 din görevlisini Rusya'nın resmi izniyle o ülkeye göndermişti"

- A +

Fehmi Koru*

Bazen aklımdan ”Şu olmasaydı, acaba bu sonuç ortaya çıkar mıydı?” gibi sorular geçer. Anlamsız kaçsa da zararsız sorular…

Ülkemizin dış politikası üzerine tartışmalar yoğunlaştığından beri aklımdan geçen soruyu sizinle de paylaşmak isterim: ”2003 yılında Meclis gündemine giren ve reddedildiği için Türkiye’nin zararından etkilenmediği ‘1 Mart tezkeresi’ günümüz şartlarında söz konusu olsaydı, bugünkü Meclis aynı kararda birleşebilir miydi?”

Yalnızca bugünkü Meclis’in tablosuna bakarak bu soruya ‘Hayır’ cevabı verilebilir de, benim derdim sorunun ‘günümüz şartlarında’ bölümünde gizli.

Özellikle de ‘günümüz medya düzeni’ şartlarında…

1 Mart tezkeresi AK Parti iktidarının en başlarında kapımıza dayanmıştı. Ülkenin yerleşik medyası ‘ABD ile birlikte hareket etmek’ gibi bir gerekçe yakalamış, bunun gözetilmemesi durumunda başa gelecekleri mübalağalı biçimde kamuoyuna pompalamaktaydı.

Hükümet tezkereyi Meclis’e sunarak geçmesini istediğini belli etmişti. Partinin en etkili ismi, tek tek görüşerek, ‘Hayır’ oyu verebilecek milletvekillerini caydırmaya çalışıyordu.

Çaba pek çok yönden haklıydı aslında.

Washington kendisini kızdıranlar siyasilerin yüzüne bakmayacak, aradıklarında Beyaz Saray telefonlarına cevap vermeyecekti…

Zar zor iktidar olmuş AK Parti bunu göze almakta zorlanıyordu.

Reddedildiyse tezkere, bu, o günlerde ‘yandaş medya’ diye anılan AK Parti destekçisi birkaç gazete ve televizyon kanalı (daha doğrusu tek kanal: Kanal 7) sayesinde olabildi.

Bugün öylesine bir ‘ölüm-kalım’ oylaması ihtiyacı ortaya çıksa, artık sayıları hayli artmış destekçi gazeteler ile sayısız TV kanalı sizce ”Bu yanlış, hem de vahim bir yanlış; ABD’nin yalan-dolan kampanyası eşliğinde ülkemizi felâkete sürükleyebilecek bir yanlışlığa kapı aralanacak” uyarısında bulunur mu?

Uyarıyı yapacak bir Allah’ın kulu çıkar mı?

Örnek istiyorsanız, Suriye ve Mısır’la ihtilâflarımıza kadar gitmeden, şu yakınlarda yaşanmaya başlamış Rusya ile krizimize bakalım:

Şimdilerde bir jetini düşürdüğümüz için aramız bozulan Rusya ile ilişkileri artık düzeltmek isteniyor ya; bununla iki ülkeyi birbirinin boğazına sarılma noktasına kadar götüren jet düşürme kararının yanlışlığının anlaşıldığını düşünmeliyiz, değil mi?

Ara bozulmasının ekonomik boyutu üzerinde herkes duruyor, ben başka bir alanı dikkatinize sunacağım: Diyanet İşleri Başkanlığı, geçen yıl Ramazan ayında, Moskova ve çevresindeki camilerde dini hizmetler sunmak üzere 200 din görevlisini Rusya Federasyonu’nun resmi izniyle o ülkeye göndermişti.

İçinde bulunduğumuz bu yılın Ramazan ayında kaç din görevlimiz Rusya’da?

Hiç. Sıfır.

Putin izin vermediği için Rusya’ya tek bir din görevlisi bile gönderemedik; aramız şekerrenk ya, ondan…

Şimdi dönün ve jet düştükten hemen sonra AK Parti’ye yakın gazetelerde çıkan haberlere, köşe yazılarına göz atın, televizyon kanallarında yapılan yorumları gözünüzün önünden geçirin… Türkiye’nin o olayla kazandığı stratejik üstünlük ile başlayıp uçak düşürme kararının ‘Yeni Türkiye’ için yeniden büyüme atılımına nasıl hizmet edeceğini anlatan bir dizi değerlendirme…

Tek bir ”Yahu kardeşler, bunca sorunumuz varken, bir de Rusya ile takışıp papaz olmak da nereden çıktı?”sorusu eşliğinde uyarılar okudunuz, bir yorum işittiniz mi?

Belki bir-iki kişiden; ama koro onların seslerini bastırmayı bildi.

Uyaranların üzerine buldozer gibi gidildiğini de fark etmişsinizdir.

Tekrar başa dönersem: Bugünün medya şartlarında gelseydi 1 Mart tezkeresi, AK Parti üzerinde etkili olması beklenecek medya, alkışlarla Meclis’ten geçmesini sağlardı.

Eyvah ki ne eyvah…


*Bu yazı, fehmikoru.com'dan alınmıştır

Okuyucu Yorumları