Fehmi Koru: ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ davalarına hazırlık yapılırken de 'topluca' gözaltılar olmuştu!

"Milletvekili dokunulmazlığı süs için değildir"

- A +

Fehmi Koru*

Görevlerine son verilen kamu görevlisi sayısının 100 binin üzerine çıktığını, onlarla aynı sebebi paylaşmaları yüzünden cezaevlerine gönderilen tutuklu sayısının 35 bini geçtiğini, iş dünyasının önemli isimlerinden bazısının şirketlerine el konulduğu için TMSF’nin Türkiye’nin en büyük holdingi haline dönüştüğünü bir an için unutalım…

Unutalım, çünkü o tablo asla unutulmayacak bir olayla doğrudan ilişkili: 15 Temmuz gecesi ülkemiz siyasetine tarihin en hâin darbe girişiminin yaşatılması olayı ile…

O yüzden 100’den fazla ‘gazeteci’ cezaevinde, 100’den fazla gazete ve TV kanalı kapatıldı.

Tabii, bu arada, değerlendirmemiz açısından şimdilik unutmamız gereken bir başka durum daha var: Irak ve Suriye ile sınırlarımızın karşı tarafında hoşumuza gitmeyen olaylar yaşanıyor ve Türk Silâhlı Kuvvetleri oralara yğınak yapıyor; asker ve ağır silâhlar gönderiyor…

Onların hepsini bir an için unutalım ve yalnızca şu birkaç günde yaşadığımız iki olaya odaklanalım: Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarı konumundaki 12 kişinin gözaltına alınmasına… Ve, bu sabaha karşı HDP’li 11 politikacının aynı muameleye tâbi tutulmasına…

Demokrasiler nezakete önem verir

Türkiye’de fevkalade bir şeyler yaşandığını anlamak için bu iki gelişmeye bakmak yeterli.

Bir gazeteye ve bir siyasi çizgiye mensup olan insanların topluca gözaltına alınmalarına…

Anahtar sözcük burada, ‘topluca’…

O anahtar sözcüğün kullanıldığı bir süreci yaşamamızın üzerinden fazla bir zaman geçmedi; ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ davalarına hazırlık yapılırken de, toplumda isimleri bilinen pek çok kişi yine ‘topluca’ gözaltına alınmıştı.

Sabahın erken bir vaktinde evlerine gidilerek…

‘Topluca’ sözcüğünü ‘anahtar’ saydığımın sebebi, bunun görüntüyü bozması ve yapılanı sebebinden koparıp birer ‘operasyon’ haline sokmasıdır.

Diyelim, Cumhuriyet gazetesinin ‘yanlış işlere’ âlet edildiği düşünülüyor, –iddia bu–; öyle bir durumda yapılması gereken, kalabalık bir yönetici ve yazar grubunu aynı gün evlerinden toparlayıp gözaltına almak ve dört-beş gün boyunca yakınları ve avukatlarıyla irtibatlarını kesmek midir?

Olağanüstü hal olsa bile?

İçlerinden birini medeni bir saatte savcılığa davet eder, ondan merak ettiğiniz konularda bilgi alırsınız…

Verdiği bilgilerden tatmin mi olmadınız; bir başkasını çağırırsınız… Böyle böyle açacağınız dava için dosyayı tekemmül ettirirsiniz; tabii ‘yanlış işler’ yapıldığı kanaatiniz pekişirse…

Aynı durum politikacılar için de söz konusu…

Herkesi aynı gün tek bir torbanın içine sıkıştırarak gözaltına almışsanız, bu durum görüntüyü bozar, yapılana birer ‘operasyon’ görüntüsü verir.

Verirse ne olur?

Şu olur: Yönettiğiniz veya önemli mekanizmalarından birinde yer aldığınız ülkenin ‘demokratik’ olma iddiasını ciddi biçimde zedelersiniz…

Olan bu şimdi…

Gazetecilere dokunulmaz mı?

Elbette gazetecilere de dokunulur. Ancak gazetecilik mesleğini yerine getirmeyi ‘suç’ olarak takdim etmemeniz, ‘gazeteci’ kimliğini ‘suçluluk karinesi’ halinde sunmamanız şartıyla…

Cinayet işlemiş birini ‘gazeteci’ diye görmezden gelecek değilsiniz; ya da hırsızlık yapmış ise elbette üzerine gideceksiniz…

Ancak ceza yasalarında ‘suç’ olarak tanımlanmamış bir şeyden ötürü gazeteciye cezai işlem yapamazsınız.

Yapamazsınız, çünkü ‘gazetecilik’ kamusal bir görevdir.

Gazeteci dediğiniz kişi vatandaşın ‘haber alma’ ve ‘bilgilenme’ haklarını kullandıran bir mesleğin erbabıdır. Yasalarla korunur gazeteci…

Pek az başka meslek mensubu, gazetecinin ‘basın kanunu’ ile korunduğu gibi, yasaların güvencesi altında mesleğini icra eder.

Anayasa (m. 28) “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmü ile, gazeteciye, mesleğini icra ederken herhangi bir engellemeyle karşılaşmayacağı güvencesini de vermiştir.

Basın Kanunu da öyle.

Hiç kuşkusuz, bütün bu hukuki gerekçelere rağmen, OHAL ile yönetilen bir ülkede, Cumhuriyet’in başına gelen türü uygulamalar yapılabilir, yapılıyor da…

Ancak, ülke için bu hiç de iyi olmuyor.

Dünyada ne kadar basın-medya ile ilgili örgüt varsa istisnasız hepsi Cumhuriyet ile ilgili tasarruf üzerine ülkemizi yakın takip altına aldı, ayrı ayrı ve birlikte kınama bildirileri yayınladı, temsilcilerini ülkemize gönderip ‘uluslararası direniş’ görüntüsü verdi, veriyor… Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü devlet yöneticilerini ‘basın özgürlüğü düşmanı’ ilân etti bile…

İyi bir şey değil bu.

Aralarında eş-genel başkanların ikisinin de bulunduğu HDP’li milletvekillerinin gözaltına alınması da Cumhuriyet gazetesi ile yoğunlaşmış Türkiye’ye karşı olumsuz ilgiyi zirveye eriştirecektir.

Milletvekili dokunulmazlığı süs için değildir

Politikacıların, politik tercihleri ve politika yaparken kullandıkları dil yüzünden, soruşturmaya tâbi tutulmaları demokratik sistemlerde alışıldık uygulamalar değildir çünkü.

Meclis’te diğer bütün milletvekilleriyle birlikte dokunulmazlıkları kaldırılmış olsa bile…

Unuttuğumuz gerçeği hatırlayalım: Milletvekiline verilen ‘dokunulmazlık’ onun suç işlese bile suçsuz muamelesi görmesini sağlamıyor; ancak suç işledi bahanesiyle yasama görevini yapamaz hale gelmesinin önüne geçiyor.

Görevi bittiğinde işlediği suçun dosyası açılıp yargılanıyor milletvekili…

Evinden âdi bir suçlu gibi derdest edilir görüntüsü politik manzarayı ciddi biçimde bozar.

Tıpkı 1994’te Meclis’ten yaka-paça edilip cezaevlerine tıkılan milletvekillerinin hayli uzun bir süre bozduğu gibi…

Oysa bugün Türkiye’nin yeniden aynı muhataralı dönemlere dönebilecek hali yok.

Türkiye, bugün…

Yok, çünkü:

Dört-beş ayrı cephede resmen savaştığı için yok…

Ekonomisi yıllardır ilk defa başarıdan başarısızlığa doğru evrildiği görüntüsü verdiği için yok…

Çevresinde karşılaştığı sorunların daha ağırlarını toplumsal barış alanında içeride de yaşadığı için yok…

Yok oğlu yok.

Görüntüdeki her bozulma dış politikadaki gücümüzü azaltacağı, ekonomimizi zaafa uğratacağı ve kulak verilen ülke olma statüsünden uzaklaştıracağı için, bunlar yüzünden, iç politik dengeler de kaçınılmaz biçimde yara alacaktır.

Şimdi almıyorsa, bozulan tablodaki göstergeler herkesi etkilemeye başladığında bu daha iyi görülür hale gelecektir.

Türkiye’nin böyle bir şeye tahammülü var mı?

İstikrarsızlığa kapı aralayan her şeyden kaçınmak şart.

Gazetecilere ve politikacılara ‘suçlu’ muamelesini reva görmek yerine, onların bütün hatalarına göz yumularak pamuklar içerisinde korunmalarının gerektiği bir dönemden geçiyoruz.

Düşünen, düşündüğünü toplumla paylaşan insanlarının…

Onlarla birlikte yol alındığında sorunların üstesinden gelinebilir çünkü.

Demokratik sistemler ‘olağanüstü durumlar’ söz konusu olduğunda OHAL türü tedbirlere izin verir; ama tedbirlerin farklı düşünceleri sınırlama, muhalif görüşleri cezalandırma amacına hizmet etmesini uygun görmez demokratik sistemler.

Bunlar üzerinde ciddiyetle düşünülmeli.

Okuyucu Yorumları