Söyleşi

Eşi, 'Kolsuz Agop'u anlattı: Çoğu zaman boş koluna girmek istemişimdir, lakabından hoşlanmazdı

"Daha fazla hasta verip de beni şımartacaksan o 5 hastayı da kısmet etme"

02 Mart 2018 10:42

Geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Kolsuz Agop lakabıylan tanınan, Türkiye'nin önemli dermotologlarından Agop Kotoğyan, 41 yıl boyunca muayenehanesinde siyaset, iş dünyasından, Anadolu’dan binlerce insanı tedavi etti. Eşi Suzan Kotoğyan,  “Herkes onu ‘Kolsuz Agop’olarak tanısa da o bu lakaptan hoşlanmazdı”  dedi. 

Suzan Kotoğyan, eşi Agop Kotoğyan'ı anlattı. Kotoğyan, "34 yaşında muayenehanesini açtığı ilk gün duasını edip içeriye giriyor. İlk duası: ‘Tanrım bana günde 5 hasta verirsen borçlarımı da öderim, aileme de en iyi şekilde bakarım. Ama daha fazla hasta verip de beni şımartacaksan o 5 hastayı da kısmet etme" ifadesini kullandı.

Suzan Kotoğyan'ın Habertürk'te Öznür Karslı ile yaptığı  söyleşi şöyle: 

'Doktor Agop'un şerefine'

Agop Kotoğyan, Suzan Kotoğyan ile mantık evliliği yapmış. Suzan Hanım, henüz 21 yaşında, hiç aklında yokken Agop Kotoğyan’la yollarının nasıl kesiştiğini şöyle anlattı: “Beni bir yerde görmüş ve beğenmiş. Annesi de ailemi uzaktan tanıyordu. Babam içki içen bir insan değildi. Bir gün öğlen yemeğinde ‘Suzan bir şişe şarap getirir misin?’ dedi. Annem, ağabeyim, benim ve kendisinin bardağına bir parmak şarap koydurdu. ‘Doktor Agop’un şerefine’ diye kadeh kaldırdı. Bir cenazemizde ilk defa görmüştüm Agop’u. Rüzgârdan gömlek kolunun boş olduğunu ve gömleğinin oynadığını hissetmiştim. 21 yaşındaydım. Birkaç ay sonra Agop’un annesi evimize taziyeye gelmişti. Agop’un beni çok beğendiğini söyledi. Durumu babama iletmelerini, onaylarsa Agop’u düşüneceğimi söyledim.”

"Babamın ismine değil, şahısıma gelmişti Agop"

Suzan Kotoğyan, eşiyle ilk tanıştıklarında ilginç bir anektodu ise “Arkadaşlarımızla Tarabya’da yemeğe çıktık. Agop için de kolay olsun diye köfte istemiştim. Ama o tavuk but istedi. Tavuğu budundan tutup yemesini beklerken, o çatalı kullandıktan sonra bıçağı eline alıyor, tabağı hiç kaydırmadan yiyordu. Arkadaşı, Agop’un hiç tavuk yemediğini, kendisini bana kanıtlamak için bunu yaptığını söyledi. 1 hafta sonra babam düşüncemi sorduğunda, Agop’un çok azimli ve çalışkan olduğunu söyledim. Sonra evlendik” diye anlattı.

Agop Kotoğyan, zorluklarla ve parasızlıkla büyümüş. Tüm öğrencilik yıllarında işportacılığa devam etmiş. Suzan Kotoğyan, “Ailemin ekonomik gücü sağlamdı. Agop’la tanıştığımızda bana ‘Ekonomik olarak sıfırda değilim, sıfırın altındayım. Bakmam gereken annem ve kız kardeşim var. Muayenehaneyi borçla açtım. Bunlara katlanabilir misin?’ dedi. Agop’un babamın ismine değil, şahsıma geldiğine emin olmuştum. Beni kuru ekmekle geçindirir ama babamın kapısına göz dikmezdi. O, aradığım kişiydi” diye konuştu.

İnsanlık ve karakteri konusunda Agop Kotoğyan’ı babasına çok benzettiğini belirten Suzan Kotoğyan, şöyle devam etti: “Evleneceğim gün; birikmiş paramı, arabamın anahtarını masanın üstüne bıraktım. Babam ‘Bu nedir?’ diye sorduğunda ‘Bu sizin bana verdiğiniz harçlıklar ve arabanın anahtarı’ dedim. Gözleri dolan babam, “Agop öyle bir inatçı adam ki sana hissettirmeden, dağdan su nasıl akar da yolunu bulur, pınar olur sana gösterecek. Sen kocanı kral görürsen herkes kral görür’ dedi.”

Efsane doktorun fiziksel eksikliğinin ise hiçbir zaman kendisine engel olmadığını dile getiren Suzan Kotoğyan, “Babam Agop’la evlilik isteği için ‘Kolu Tanrı’dan gelme bir tokat. Ama bu durumdan ileride irite olacaksan bu adamı o zaman yıkarsın’ dedi. Karar vermemi istedi. Kolunun yokluğunu yanımda yürürken hiç hissetmedim, unutup çoğu zaman Agop’un boş koluna girmek istemişimdir. Evlendik, aylar geçti. Agop’un tırnakları çok düzgün ve temizdi. Berberde yaptırıyor diye düşünüyordum. Lavabonun başında, koltuk altına koyduğu tırnak makasıyla tırnaklarını kestiğini gördüm. O gün içimden ‘Agop, çok büyük adamsın’ dedim” ifadesini kullandı. Suzan Kotoğyan ayrıca “Herkes onu ‘Kolsuz Agop’olarak tanısa da o bu lakaptan hoşlanmazdı” diye de ekledi.

‘Bugünkü halimi o arkadaşlarıma borçluyum’

Suzan Kotoğyan’ın eşi ile ilgili diğer anıları ise şöyle: “Agop 11 yaşında kolunu kaybettikten sonra eve kapanmış. O dönemdeki arkadaşları Agop’u zorla maç seyretmeye götürüyorlar. Çünkü futbolu çok severmiş. Agop’u sahaya itiyorlar ama Agop utanıyor. Herkes ona bakıyor. Arkadaşları sahanın ortasına itip topa vurdurtuyorlar. Agop, o gün için ‘Bugünkü halimi o arkadaşlarıma borçluyum’ derdi. O maç gününden sonra da okula başlıyor.”

Agop'un Hocası: Oğlum ben de bu yollardan geçtim

“Üniversite okurken de çalışmış. Özel ders de vermiş, işportacılığa da devam etmiş. Mahmutpaşa’da yerde toka satarken tıp fakültesinden hocasını görmüş. Hemen yere çömelmiş. Hocası Agop’un sırtını sıvazlayıp ‘Oğlum ben de bu yollardan geçtim. Ne mutlu sana ki bu güce sahipsin’ diyor. Samatya’dan Beyazıt’a yürüyerek gidermiş. Tramvaya vereceği parayı okulda arkadaşlarıyla tost yemek için ayırırmış.”

"Ülkeye büyük yatırım yapanlardan da para almazdı"

“34 yaşında muayenehanesini açtığı ilk gün duasını edip içeriye giriyor. İlk duası: ‘Tanrım bana günde 5 hasta verirsen borçlarımı da öderim, aileme de en iyi şekilde bakarım. Ama daha fazla hasta verip de beni şımartacaksan o 5 hastayı da kısmet etme.’ Tanrı, Agop’un kolunu almış ama büyük nimetler vermiş. Para kavramı yoktu Agop’ta. Ben tutumlu olmasam kazancını bitirirdi. Günde 15 hasta bakarsa 5’ine bedava bakardı. Parası olmayandan almaz, ilacı da ücretsiz verirdi. Dermatog olmasına rağmen en yüksek vergiyi verirdi. Gariban da mafya babası da holding sahipleri de hastasıydı. Ülkeye büyük yatırım yapanlardan da para almazdı.”

"İlaçları gramajıyla koklayarak hazırlatırdı"

Agop Kotoğyan artık hayatta değil. Suzan Kotoğyan, özellikle kadınlar için saç boyası ve fön çektirmemelerini tavsiye ettiğini belirtip şunları anlattı: “Sedef hastalığının nedeni bilinmediği için hastalarına ‘Doktor doktor gezmeyin’ derdi Agop. Sedefin ilacının güneş olduğunu söylerdi. Kışınsa solaryum önerirdi. Saç dökülmemesi için kadınlara ‘Fön çektirmeyin, boya yaptırmayın’ derdi. İlaçları gramajıyla koklayarak hazırlatırdı. İlaç da vardı hazırlattığı merhem de. Yüzüm için krem kullanmazdım. 38 yaşımdan sonra Agop’un ısrarıyla nemlendirici kullanmaya başladım. ‘Boşuna markalara para vermeyin, eczaneden herhangi bir nemlendirici alın, sürün’ derdi.”