Gündem

Erdoğan’a göre, İngiltere’de yarı başkanlık var, hakim unsur da kraliçe!

Cumhurbaşkanı’ndan parlamenter sisteminin beşiği İngiltere’nin yönetimi hakkında şaşırtan çıkış

30 Ocak 2015 22:45

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında “Bana göre İngiltere bile bir yarı başkanlıktır, hakim olan unsur orada kraliçedir” dedi. 

Erdoğan, dün akşam TRT ekranlarında gazetecilerin sorularını yanıtladığı televizyon programında Avrupa’da parlamenter hükümet sisteminin doğduğu İngiltere’nin yarı başkanlık sistemi ile yönetildiğini ileri sürdü. Ancak yönetim sistemi “anayasal monarşi” olarak geçen İngiltere’de kraliyet ailesinin varlığı sembolik. Resmi devlet başkanı olarak kral yahut kraliçenin gözüktüğü İngiltere’de, bu kişilerin tek başına kullanabilecekleri hiçbir siyasi gücü yok. Erdoğan’ın iddiasının aksine, yasamanın parlamentoyu oluşturan Avam ve Lordlar Kamaraları tarafından yapıldığı İngiltere’de yürütmenin en güçlü halkası da başbakan ve hükümet.    

Erdoğan ile programa katılan gazetecilerden Hürriyet yazarı Akif Beki arasında geçen diyalog şöyle:   

Akif Beki: Sizin son seyahtinize katılmış ve sizin orada verdiğiniz cevabı söyledim. Çünkü işleyişi, yönetimi hızlandırmak istediğinizi söyledim. ‘Hızlandırıp ne yapacak, niçin acelesi var, yetkiyi aldıktan sonra ne yapacak” dediler. ‘Daha hızlı yönetecek herhalde’ dedim. Niye bu tür soru işaretleri kafalarda oluşuyor sizce? Sizin buna bir cevabınız var mı?
Tayyip Erdoğan: O soruyu sorana sormalıydınız, ‘Siz nerelisiniz ya da hangi ülkeden geldiniz?’ 
Beki: İngiltere’den gelmişler.
Erdoğan: Bana göre İngiltere bile bir yarı başkanlıktır, hakim olan unsur orada kraliçedir. Bakınız şu anda Amerika’da padişahlık sistemi mi var? Amerika olunca padişahlık olmuyor, Brezilya’da, Güney Kore’de, Meksika’da olunca padişahlık olmuyor da Türkiye’de böyle bir teklif ileri sürülünce niye padişahlık oluyor?

Video için tıklayın

Parlamenter sistem İngiltere’de nasıl doğdu?

 

Parlamenter sistemin tarihsel gelişimi, mutlak monarşinin egemen olduğu İngiltere’de, kralın yetkilerinin kısıtlanması, 1215 yılında imzalanan Magna Carta ile başladı. Magna Carta ile kral, toprak sahibi soyluların rızası olmadıkça vergi alınmayacağına söz vermiş oldu.

İngiltere’de hükümdar, geleneksel olarak, ülkenin ileri gelenlerine, önemli işleri danışırdı, 13. yüzyıl boyunca ‘baron’ denen soylular, kendilerine daha sık danışılması, toplantıların düzenli yapılması için çaba harcadı ve toplantılara, baronların yanında başka çevrelerden de temsilciler katılmaya başladı. Bu toplantılara, ‘konuşma toplantısı’ anlamına ‘parlamento’ adı verildi. İngiliz parlamentosuna, baronlardan başka, şövalyeler, din adamları, kent ve kasaba temsilcileri katıldı; böylece, parlamentonun temsil gücü arttı. 

14. yüzyılda, parlamentoda bir bölünme oldu ve kendilerini krala yakın gören soylular ‘Lordlar Kamarası’, küçük şövalyelerle kent ve kasabalardan gelen temsilciler ise ‘Avam Kamarası’ adı altında iki ayrı meclis oluşturdu. Zamanla, Avam Kamarası gücünü artırmaya başladı ve 17. yüzyılda burjuvazinin güçlenmesi, krala karşı direnmeler ve ayaklanmalar sonucu, kralın yetkilerini kısıtlayan ve parlamentonun gücünü artıran 1689’da ‘Bill of Rights’ (Haklar Yasası) kabul edildi. Böylece kral, yasama yetkisini kullanan tek organ olmaktan çıktı ve bu yetkiyi, Lordlar ve Avam Kamaraları ile paylaştı.