Gündem

"Ekmeğimizi Suriyelilerle paylaşmazsak bedelini biz ödeyeceğiz"

Selçuk Şirin: Uzun vadede en büyük tehlike eski savaşçıların Türkiye'ye gelmesidir

22 Şubat 2016 19:58

New York Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Selçuk Şirin Suriye’de yaşanan iç savaş yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan ve Türkiye’ye göçen sığınmacılar için “Eğer biz soframızdaki ekmeği onlarla paylaşmazsak eninde sonunda bedelini, biz ödemezsek çocuklarımız ödeyecek” dedi. Uzun vadede en büyük tehlikenin sığınmacı olarak eski savaşçıların Türkiye’ye gelebileceğini söyleyen Şirin, “Ama sınırımızdan gelen on binlerce savaşçıyla nasıl başa çıkacağız?” diye sordu.

NeoTempo’dan Burak Tatari’nin sorularını cevaplayan Şirin’in açıklamaları şöyle:

2012’de yaptığınız araştırmaya göre çocukların yüzde 74'ü ailesinde değer verdiği insanları kaybetti. Savaş ya da çatışma yaşayanlar yüzde 79. Hayatı büyük tehlikede olanlar yüzde 58. Bu çocuklar nasıl rehabilite edilecek?

Elimizde milyonlardan oluşan travmatik bir grup var. Soru şu; bu kayıp bir kuşak mı olacak, yoksa geleceğe umutla bakan bir kuşak mı olacak? Türkiye’nin de dünyanın da önündeki bir numaralı soru bu. Eğer biz bu çocukların travmalarına doğru dürüst müdahale edip onları rehabilite etmeden toplum içine bırakırsak buradan neyin çıktığını tarih bize gösteriyor. Boko Haram, El Kaide, IŞİD’e kadar tüm bu terörist organizasyonların beslendiği bir bataklık var. O bataklığın ortasında savaş mağduru mülteci çocukların geleceğinin çalınması ve başka bir umut olmadığı için teröre yönelmesi gerçeği var. Dolayısıyla çok masraflı ve çok pahalı bir projeden söz ediyorum. Türkiye kendi çocuklarından çok Suriyeli çocuklara yatırım yapmak zorunda. Temel ihtiyaçları karşılamak (ekmek ve okul) ise yeterli değil.

Peki, bu çocuklar nasıl rehabilite edilebilir?

Milyonlarca insanı terapiste yollayamazsınız. Bu entegrasyonun kolay yolları var. Biri rekreasyon aktiviteleri. Futbol kulübü, sanat atölyesi kuruyorsun. Çocuklara kendi bireyselliklerini keşfetme fırsatı veriyorsun. Ve çocukluklarını yaşamaları için alan yaratıyorsun. Bunu yapmazsanız o zaman tek başına terapi de yetmiyor. Bunu çok iyi yapan organizasyonlar var. Biri Sosyal Ben Derneği. Üniversite öğrencileri her hafta sonu 100 Suriyeli çocukla tiyatro, müzik, dans yapıyorlar. Çocukları bir saat bile olsa yaşadıkları mekân ve zamandan uzaklaştırıyorlar.

Bu konuda özel sektör ne yapabilir?

Türkiye’de devlet mülteci sorununu tekeline almış durumda. Ve kimseyi o arenaya sokmak istemiyor. Gelenlere de “mülteci” değil, “sığınmacı” diyoruz. Hukuksal bir kavram. Amerikan Bilimler Akademisi olarak 15 Mart’ta Ürdün’e gidip çalışma yapacağız. 14 Mart günü, Bahçeşehir Üniversitesi’nde mülteciler konusunda ne yapılabileceği üzerine çalışma yapacağız. Türkiye’de ise mülteci kamplarına gidemiyoruz. İzin almak zor. Ürdün’de sıkıntı yok. Çünkü Ürdün’de muhatabımız Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği. Türkiye’de her şey AFAD üzerinden çok bürokratik bir şekilde yürüyor.

Meslek sahiplerine düzgün şartlar sunabildik mi?

Suriye, son derece eğitimli bir toplum. Ortadoğu’nun en eğitimli grubu. Okuma yazma oranı çok yüksek. Türkiye’ye gelen Suriyeliler de göreceli olarak diğer ülkelere gidenlerden daha eğitimli. Ama Avrupa kapısı açılınca bizden ilk gidenler de o meslek sahipleri oldu. Biraz İngilizcesi, kaynağı olan Avrupa’ya gitti. Yine de beşeri sermaye anlamında Türkiye’deki Suriyeliler çok kötü durumda değil. Biz ortalama eğitimi 6,5 yıl olan bir toplumuz. Gelenlerin genel ortalamayı düşürdüğünü zannetmiyorum.

Türkiye’ye gelen Suriyeli akademisyenlerden faydalanabildik mi?

Yanılmıyorsam Suriye’den bine yakın akademisyen geldi. Bu, hem onlar hem bizim için müthiş fırsattı. Suriye Barış Üniversitesi projesi vardı. NY Times ve Reuters onu geniş şekilde verdi. BM destek olacağını söyledi. Proje ne aşamada bilmiyorum ama bu tip bir projeye kesinlikle ihtiyaç var. Ortadoğu’daki temel sıkıntı gençliğe, eğitime yatırım yapan kurumsal girişimlerin olmaması. Bu proje hem akademisyenlere istihdam yaratır, hem de üniversiteli gençlerin diploma almalarına imkan verirdi. Orta-uzun vadede Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin ihtiyaçlarını karşılayacak insani beşeri sermaye sağlayabilirdi.

Türkiye’nin içinde bulunduğu keskin kutuplaşma ortamına Suriyeliler eklendi. Durum daha kötüye gidebilir mi?

Türkiye’nin içinde bulunduğu kamplaşma zaten had safhada. Bırakın siyasi kutuplaşmayı, çocuğunun başka ideolojiden birinin çocuğuyla oynamasını, evlenmesini istemeyenler var. 80 milyonu böyle bölerseniz oraya gelen 2 milyon da o bölünmüşlük içerisinde kendisine yer bulacaktır.

Suriye’de ‘muhalifler’ ortadan kalkarsa ve eski savaşçılar Türkiye’ye gelirse nelerle karşılaşırız?

Suriye’de on binlerce savaşçı, elinde kılıç veya silahla insan öldürmüş genç var. Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Tolga Tanış “Suriye’deki gidişat böyle giderse IŞİD ve muhalif savaşçılar nereye gidecek?” diye bir yazı yazdı. Bunlar Türkiye’ye gelecek. 1990’larda Güneydoğu’dan gelen askerlerde çeşitli sıkıntılar olmuştu. Bunu aşabilmiştik. Ama sınırımızdan gelen on binlerce savaşçıyla nasıl başa çıkacağız? Uzun vadede en büyük tehlike bu. Geldikleri zaman Suriyeli çocuklar içerisinden yeni elemanlar kazanma fırsatları olacak. Çocuklara umutlu gelecek hayali veremezsek gelen savaşçılar tarafından yeniden başka bir ideal için örgütlenecekler. Bu da bir sarmal oluşturuyor. Ortadoğu bataklığı dediğimiz de bu.

Türkiye’de durum Pakistan kadar kötü olabilir mi?

“Türkiye Pakistan değil, Ortadoğu değil, biz güçlü bir ülkeyiz” diye diye geldiğimiz nokta burası. Bu süreç 2012’de başladığında, iki Pakistanlı doktora öğrencim beni uyardı; “Hocam aman dikkat edin. Türkiye Pakistan olmasın. Bizde de her şey böyle başladı. Silahlı örgütleri kontrol edebileceğimizi düşündük. Eskiden Hindistan’la yarışıyorduk. Şimdi onlar uzaya gidiyor biz ortaçağa geri döndük” diye. Pakistan’ın Afganistan sınırında hiçbir merkezi otorite kalmamış durumda. Taliban da oradan çıktı. Türkiye bunlarla başa çıkabilir mi? Evet. Türkiye’nin en büyük avantajı dünyayla entegre bir ekonomisi olması. Coğrafi ve kültürel olarak yüzünü Batı’ya dönmüş olması. Tüm bu yapısal değerlerden dolayı “Pakistan olmayız” diyorum. Ama bir soru işareti de var. Sonuçta her şey böyle başlıyor.

Türkiye’de yaşayan Suriyeliler toplumda ayrı bir sınıf oluşturabilir mi?

Eğer biz 1 milyonun üzerindeki çocuğu iyi şekilde eğitip travmalarını başa çıkılacak seviyeye çekemezsek bunlar ya terörist organizasyonların kaynağı olacak ya da suç örgütlerinin elinde kullanılacak. Bunun içerisinde fuhuş da var. Elimizde rapor yok ama Gaziantep ve Kilis’te yapılan haberler bunu gösteriyor.

Sizce Suriyeliler Türk vatandaşlığına geçirilmeli mi?

Entegrasyon açısından ABD ile Avrupa’yı kıyaslayınca ABD fersah fersah ileride. Almanya’ya gelen Türkler 2-3 kuşak sonra bile halen kendilerini Alman görmezken, ABD’ye gelenler beş yıl sonra “ben Amerikalıyım” diyebiliyor. Bunun temel nedeni vatandaşlık konusu. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin, 7-10 yıl zarfında, ucunun vatandaşlığa varması taraftarıyım. Bunun da insan hakları ve ekonomik olarak topluma katkı sunma ve ayrımcılıktan korunma gereği olduğunu düşünüyorum. Öbür türlü ikinci sınıf statü yaratmış olursunuz. Eğer Türkiye’ye gelen Suriyeliler sonsuza kadar vatandaş olamazlarsa suç örgütleri veya işverenler tarafından suiistimal edilebilirler.

Medyanın yayınlarıyla Suriyelilerin entegrasyonuna yardımcı olduğunu düşünüyor musunuz?

Medya elinden geleni yapıyor. Ama daha çok gayret sarf etmesi lazım. Üniversiteye giren Suriyeli çocuklarla ilgili haberleri izliyorum. O çocukları zaten ÖSYM’ye sokamazsınız. Suriyeli çocukların sınavsız üniversiteye girişlerinin teşvik edilmesi gerekiyor. Bazı medya organlarının bunu sanki Suriyelilere peşkeş çekiliyormuş gibi vermesi beni rahatsız ediyor. Aynı şekilde Suriyeliler yarın seçmen olursa ne olur? Almanya’daki Türklerin de belli süre sonra seçmen olmasını istiyoruz. Suriyelilere biraz iyi hizmet sunulunca aman onlar bizim soframızdan ekmeği alıyor yaklaşımı yanlış. Başında dediğim gibi eğer biz soframızdaki ekmeği onlarla paylaşmazsak eninde sonunda bedelini, biz ödemezsek çocuklarımız ödeyecek.


*Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın.