• Tarih

20. İstanbul LGBT Onur Haftası öncesinde, LİSTAG’da üç senedir gönüllü terapistlik yapan Psikiyatr Seven Kaptan’a sorduk...

T24

Hazal Özvarış

hazalozvaris@gmail.com

 

“Beş saatlik sürenin ardından bana eşcinsel olduğunu söyledi. İşte o an ondaki rahatlamayı gözlerinde gördüm. Ağlamayı kesişini ve sakinleştiğini çok net hatırlıyorum. Tabii ondaki rahatlamanın aksine benim de başıma dünya yıkılmıştı. Yıllar önce babamı kaybettiğimde de böyle bir acı yaşamıştım… Kayıp… 17 senedir tanıdığım oğlumu kaybetmiştim.”  (Radikal, 2006)

Yukarıdaki satırlar LGBT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) üyesi Selma Çizmeci’ye ait. Lezbiyen, gay, biseksüel ve trans çocuklarının ailelerinin 2008’de oluşturduğu LİSTAG’da bugün yaklaşık 130 aile bireyi var.

25 Haziran’da başlayıp 1 Temmuz Pazar günü Taksim’de Onur Yürüyüşü ile sona erecek 20. İstanbul LGBT Onur Haftası öncesinde, LİSTAG’da üç senedir gönüllü terapistlik yapan Psikiyatr Seven Kaptan’a ulaştık. Aile grubunun yanı sıra Homofobi Karşıtı Ruh Sağlığı İnisiyatifi’nde eğitmen terapist olan, uzmanlık tezini transseksüel bireyler hakkında yazan Kaptan’a eşcinselliğin abc’sini sorduk.

Hem LGBT bireylerin, hem de ailelerin geçirdiği süreçleri anlatan Dr. Kaptan’ın T24’ün sorularına verdiği cevaplar şöyle:

 

‘Patriyarkayı sarsan ‘becerme’den vazgeçip becertmen!..’

 

- Eşcinsellere duyulan nefret, homofobi neden kaynaklanıyor? 

Baştan söylemek lazım, "eşcinsellerden nefret eden birisi içten içe eşcinseldir" gibi bir söylem yanlış. Böyle durumlar mevcuttur, hatta bazı nefret cinayetleri bundan kaynaklanıyor olabilir. Ama asıl neden, “ataerkil sistemin parçalanmasına müsaade etmeyeceğiz” diyen "kurtarıcılık"ta yatıyor. Doktor Sinan Düzyürek'in durumu açıklayan bir ifadesi var: "‘Becerme’ gücü sende varken bundan vazgeçip senin kendini ‘becertmen’ patriyarkayı sarsan bir durum."

O yüzden erkek eşcinselliği daha çok yargılanır; kadın eşcinselliğine,  görünmezliğini ya da erotik nesne olması dolayısıyla, ortada bir penis de olmadığı için "Aman canım ne olacak " denilir ve küçümsenir. Eşcinsellik ataerkil insanlar arasında kabullenilir olduğu zaman herkesin bunu yapabileceği, dolayısıyla homofobinin temelinde olan soyumuzun tükeneceğine dair fantastik kaygılar da var.

- Peki, mesela eşcinsellerin öpüştüğünü gördüğünde veya sadece eşcinsellik kelimesi duyduklarında insanların zihninde neler dolanmaya başlıyor da nefret çıkıyor?

Eşcinsel görünce, insanların ilk aklına gelen şey cinsellik. "Eş" kısmını bırakıyorsun ve "cinsellik" kısmına takılıyorsun. Bir çift görünce "Bunlar nasıl sevişiyor", "Ne kadar iğrençler", "Sapıklar", "Ne kadar ahlaksızca bir şey yapıyorlar" fikirleri dönmeye başlıyor. Sanki eşcinsellerin talebi buymuş gibi, "Bir de uluorta yapmak istiyorlar" diyorlar. Bir heteroseksüel için eşcinsellerin cinsel birlikteliği yadırgatıcı olabilir ama aynı şey bir eşcinsel için de geçerli. Fark, çoğunluk olmanın getirdiği güçle, öfke de barındıran "bunlar olmamalı" arzusu.

- Buradaki homofobinin temeli müdahale mi, yoksa olumsuzlayarak geçip gitmek de homofobik bir durum mu? 

Şiddet, homofobinin en uç noktası. İlla fiziksel müdahale olmasına gerek yok, sözel şiddet kapsamına giren “cık, cık, cık” ifadesi de homofobiktir.

- Bunu yapan bir eşcinsel de olabilir mi? 

Tabii ki, eşcinseller de homofobiden arınmış insanlar değillerdir. Hatta pek çok eşcinsel bireyin açılmayla ilgili sıkıntılı döneminin özünde homofobiyle baş etme süreci yatar. Birey, yavaş yavaş kendisini kabullenir. Eşcinsel olunca ailen, toplum, kendin gibi birçok alanda çatışma yaşıyorsun. Ezberini bozuyorsun, heteroseksüel birey bu çatışmalardan geçmediği için dışarıdan biri olarak yargılayabilmesi çok kolay oluyor.

 

‘Türkiye gibi homofobik toplumlarda seri cinayetler vardır’

 

-Transla veya eşcinsel biriyle seviştikten sonra onu öldüren adamın kafasından geçen ne? Hıncı kime?

Aslında kişi, gizlemeye çalıştığı yönünü yok ediyor; çünkü karşısındaki bunu görünür kılıyor. İnsanı öldürmek için yapılan darbe bir veya ikidir. Ama nefret cinayetlerinde yapıldığı gibi birini 60 kez bıçaklıyorsa, burada nefret edilen karşısındaki insan değil, kişinin kendisini projekte ettiği şeydir, kendi görünürlülüğüdür.

- Nefret ettikleri görünürlüklerinin tekrar nerede, nasıl çıkacağının belli olmayacağı düşünüldüğünde bu kişiler, potansiyel seri katil grubu mu oluşturuyor?

Seri katillikte bir sürü başka psikopatoloji vardır. Kişi her seferinde öldürür mü, öldürmez mi ya da tamamen bastırarak mı yaşar bilemeyiz. Ama Türkiye gibi homofobik toplumlarda seri cinayetler vardır ve bu bir halk sağlığı sorunudur.

- Filmi biraz başa sarsak, eşcinsellik derken neden, kimden bahsediyoruz? Sadece cinsellik değilse, bir kimlik inşasından mı? 

Aslında, evet. İnsanlar 24 saat sevişmez ama cinsel yönelim tam zamanlıdır. Partnerinin olması, onunla yemeğe çıkman, el ele tutuşman, ailenle tanıştırman, sosyalleşmen, bunların hepsini barındıran bir durumdur eşcinsellik. Ancak gündelik hayatın bir kısmında yatak odanı barındırırsın. Heteroseksüeller nasıl sabah kalktıklarında "Hadi bakalım, kalkıyoruz, heteroseksüeliz bugün" diyerek yaşamıyorlarsa, eşcinseller de farklı yaşamıyor, işine gücüne gidiyorlar. Eşcinsellik denilince önce cinsellik algılandığı için tabuya dönüşüyor.

Cinselliğin zaten tabu olduğu bir yerde, biz bir azınlığın cinselliğinden bahsediyoruz. Hâlbuki o, hedefleri, istekleri, endişeleri olan bir birey olarak algılandığında cinsellik sıradan bir alan olarak kalacak. Herhangi bir heteroseksüel, başka bir heteroseksüel çifte bakarken "Bunlar nasıl sevişiyor" diye düşünmüyorsa, eşcinseli de bu şekilde düşünmediği zaman bakış açısı normalleşecek.

 

‘Eşcinsellik tedavi edilebilse, heteroseksüeli de eşcinsel yapabilmemiz gerekirdi’

 

- Peki, bir eşcinsel, eşcinsel olduğunu ne zaman, nasıl öğreniyor? 

Karıştırılan kavramları açarak gitmek lazım. Doğduğumuz zaman dışardan görülen cinsel organlarımızla belirlenen bir biyolojik cinsiyetimiz var. Bebek kız ya da erkektir. 2-3 yaşlarına geldiğinizde çocuğun "Ben kızım", "Ben erkeğim" duygusunun oluştuğu cinsel kimliği ortaya çıkıyor. Tabii bunu basın açıklamasıyla söylemiyor da birtakım davranışlarıyla belli ediyor.

Çoğunlukla, kişinin biyolojik cinsiyetiyle cinsel kimliği aynı olur. Yani, kız cinsel organlarına sahiptir ve "Ben kızım" der. Ama kabaca erkeklerde 10 binde 1, kadınlarda 30 binde 1 gibi bir oranla biyolojik cinsiyet ile cinsel kimlik farklılaşır. Bu farklılıkta da transseksüellikten bahsedebiliriz.

Buradan devam edersek, yaklaşık 5-6 yaşlarında ilk defa birisinin diğerine göre senin için daha özel olduğunu fark ettiğin zaman belirginleşmeye başlıyor cinsel yönelim. Ki bu ilgi ilkokul çağında öğrencilerin birbirlerinin eteğini, kemerini çekiştirmeleriyle de gösterilebilir. Kişinin ön ergenlik ve ergenlik süreçlerinde romantik ve cinsel arzularını yönlendirdiği kişi hemcinsi ise eşcinsel, karşı cinsten ise heteroseksüel yönelimde olduğunu söyleyebiliriz. Eğer birey her iki cinsiyete de arzular duyuyorsa biseksüel yönelimlidir. Bu üç cinsel yönelim de birbirlerine eşit uzaklıkta ve normalliktedir.

- Eşcinselliğini veya biseksüelliğini fark eden bireyin ailesi sürece nerede dâhil oluyor ve müdahale etmeye çalışıyor? 

Çocuğunu psikiyatriste götürebiliyor, ama önüne geçebilecekleri bir süreç değil bu. Öyle bir şey olsa bir heteroseksüeli de eşcinsel yapabilmemiz gerekirdi.

 

‘Ergen LGBT’lerin intihar oranı üç, dört kat daha fazla’

 

- AKP’li bazı vekiller, eşcinsellerin hakları tartışılırken BDP’li Sırrı Süreyya Önder'in  "Ya sizin çocuklarınız eşcinsel olursa" sorusunu "Hastaneye götürürüz" diyerek yanıtladı. Tedavi mümkün değilse, bu hastanelerde ne yapılıyor?

O hastanelerde tedavi niyetine sunulan şey bastırma mekanizmalarının kuvvetlendirilmesi. Zaten çocuk yıllardır bunu yapmaya çalışıyor ve bir yerden sonra da bu mekanizmalar işlemiyor. Ergenler arasında LGBT bireylerin intihar oranı, heteroseksüel akranlarına göre çok daha fazladır. 

- Bir rakam var mı? 

En az üç, dört kat daha fazla. Bizim Türkiye'deki transseksüellerle yaptığımız çalışmada kontrol grubuna göre çok belirgin intihar oranları vardı. Sizin sürekli bastırmaya çalıştığınız ve suçluluk duyduğunuz bir özelliğiniz varsa, bunun insanı nasıl yiyip bitireceği, ruhsal sıkıntılara sokacağı aşikârdır.

- Yaşanmayan, bastırılan cinselliğin intihar dışında kişinin karakterine, psikolojisine etkisi ne?

Gizlediğiniz bir eşcinsellikle yaşamak sanılandan çok daha yorucu bir şey. Hayatınızı ikiye ayırmak ve mütemadiyen yalan üretmek zorundasınız. Bir insan bir hayata kaç yalan sığdırabilir ve tüm bu yalanları nasıl aklında tutabilir? Bunun sonucunda depresyon, anksiyete, alkol, madde bağımlılığı gibi ruhsal sorunlar çıkar.

- Peki, bu merkezlerde eşcinselliklerini bastırmaları için kişilere ne öneriyorlar?

Doktorlar, çocuk bu süreçleri yaşarken hiç aklına getirmemiş gibi, heteroseksüel varsaydığı tarafını güçlendirebilmek için babayla daha yakın ilişki, kızlarla flört için destekleme gibi yöntemler öneriyor. İran'da eşcinsel olduğunuz için idam ediliyorsunuz. Bir yanda ölüm, bir yanda da hiç kimsenin sana dokunmadan yaşayacağın bir hayat varken insanın toplumca istenmeyen bu özelliğini ne kadar kuvvetle bastıracağını ve bu konuda ne kadar “yaratıcı” olacağını tahmin edebiliriz sanırım.

 

‘Dönüştürücü tedavi işe yaramadığında terapistler kişiyi suçluyor’ 

 

- İran’da bir ihtimal de devlet fonuyla cinsiyet değiştirmek.  

Evet, “Eşcinsellik kabul edilemez ama transseksüellik kabul edilebilir” diyorlar, çünkü iki erkeğin ya da iki kadının bir arada yaşaması o sistemi sarsacak olandır. Transseksüellikte yine bir kadın ve bir erkek bir arada yaşar. İran bu sistemle feodal yapısını korumaya çalışıyor. 

Türkiye’de ise toplumsal normları pekiştirmeye çalışıyorlar. Toplumun üzerinize kocaman bir küre gibi çöktüğünü düşünün, siz küçücük kalıyorsunuz ve bu yapıyı yıkmaya çalışıyorsunuz ama nefes alamıyorsunuz. Yavaş yavaş "Aslında hastalık değil", “Ben yalnız değilim" derken, bu yöntemlerle üstünüze bindirilen küreye katlar koyuyorlar: “Yapabilirsin, heteroseksüel olabilirsin" diyorlar. Ama kimse heteroseksüel olmuyor. En fazla kişinin, eşcinsel yönelimini görmezden gelmesini veya cinsel davranışını değiştirip karşı cinsle birlikte olmasını sağlayabilirsiniz ama aslında değişen bir şey olmaz. Göz rengini değiştirmek için lens takmak gibi bir şey. Bu sözde tedavi yöntemleri işe yaramadığında da sözde terapistlerin argümanı şu olur: "Sen yeterince istemedin." Bu çok riyakâr bir söylem, sırtını yasladığın yöntem işlemiyor ve sen suçu karşı tarafa atıyorsun. Bunu dediğinde o insana ne olur, ne düşünür? Kurtulamadığın bir durumda ne yaparsın? İntihar edersin. Kendini yok edersin.

 

‘Sözde terapistler eşcinsellik üzerinden rant sağlamaya çalışıyor’

 

- Bu uygulamalar İstanbul'da, özel hekimler tarafından mı yapılıyor? Türkiye’de ne kadar yaygın?

Aslında dünyanın ciddiye almadığı yöntemler. Ama muhafazakâr ülkelerde kendilerine yer bulup rant sağlamaya çalışan insanlar, hiçbir etiği olmadan yaklaşık 40 yıllık bilimsel bir tecrübenin yapılmamasını şiddetle söylediği bir şey yapıyorlar.

Teorilerini Robert Spitzer isimli bir doktorun araştırmalarına dayandırıyorlar. Spitzer,  aslında 1973 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği'nin kullandığı tanı kılavuzunda eşcinselliğin hastalık kategorisinden çıkarılmasında öncü rol oynayan bir doktor. Ancak, diğer taraftan aynı doktor eşcinsel olmak istemeyenlerin terapilerle değişebileceğini söyler. Bugün “onarım terapisi” dedikleri yöntemi de Spitzer'in çalışmalarına dayandırırlar. Ancak, birkaç ay önce Spitzer bir açıklama yaptı ve "Eşcinselliğin tedavisi yoktur, çünkü bir hastalık değildir. Önceden bazı eşcinsellerin değişebileceğine dair düşüncem tamamen bir yanılgıymış, tüm eşcinsellerden özür dilerim" dedi. Böylece Türkiye'de de uygulanan bu yöntemlerin temel bilimsel dayanağı çökmüş oldu. 

- Türkiye'de eşcinselliği tedavi ettiğini ileri süren doktorlar kim, kaç kişiler?

Sayıları net bilmiyorum ama birkaç psikolog ve bir tıp doktoru olduğunu biliyorum. Yakın zamanda birkaç kişi daha çıktı. Sonuçta bir rant alanından bahsediyoruz.  

- Bu terapistler, “onarım terapisi”ni intihara yola açacağını göz ardı ederek mi uyguluyorlar?

Onlar yardım ettiklerini düşünüyorlar ve buna inanarak yapıyorlar ama önümüzde bunun böyle olmadığını gösteren bir külliyat var. Bu değiştirilemeyecek olan değiştirmeye çalışmak, biraz da Tanrı'yı oynamaktır. 

 

‘Çocuğunu ‘tedavi’ ettirmek için 8 kredi kartı bitiren bir anne var’

 

- Hiç bu “tedaviler”den çıkan biriyle görüştünüz mü? 

Aile grubunda çocuğunu “değiştirmek” için götürmüş olan aile bireyleri vardı. O dönem buna çok inandıklarını ama aslında para tuzağı olduğunu söylüyorlar. 

- Durumu iyi olmayan aileler kredi çekip mi gidiyorlar? 

8 kredi kartı bitiren bir annemiz vardı. Boşanmış ve tek başına yaşayan bir kadın, şu an transseksüel kızıyla çok mutlu. 

 

‘Cinsel organ transplantasyonu, tiksindirme tedavileri gibi işkence yöntemleri uygulandı’ 

 

- Peki, eşcinsellik neden hastalık değil?

Çünkü cinsel yönelimimiz, bizim doğuştan getirdiğimiz bir özelliğimizdir. Tarihsel süreçte önce din yasaklıyor, sınırları otorite olarak din koyamadığında da modernleşme ile birlikte tıp işin içine giriyor. Uzun bir süre eşcinsellik de, pedofili de, transseksüellik de, transvestizm de cinsel parafililer grubunda yer aldı. 1960’larda başlayan özgürleştirici hareketle birlikte, özellikle eşcinsellerin haklarını savunmaya başlamalarıyla birtakım bilimsel çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu araştırmalardan önce elektroşok, beyin ameliyatları, hormon tedavileri, cinsel organ transplantasyonu, tiksindirme tedavileri gibi işkence diyebileceğimiz bir sürü yöntem uygulandı ve sonuç değişmedi.

- Hastalık olmadığının kanıtı sonucun değişmemesi mi?

Hayır, hastalık olmadığının kanıtı bu değil. Ama hastalık olduğuna dair bir argüman da yok. Bir şeyin hastalık olması için, kişinin işlevselliğini bozması lazım. 1960’lardan itibaren bilimi öncelleyen psikolog ve psikiyatristler, kişinin psikopatolojisini değerlendirmek için psikometrik materyallerden yararlanarak birtakım testler yapıyorlar. Bir grup eşcinsel ve bir grup heteroseksüeli alıyorlar; ardından bu grupları testlerden geçiriyorlar. Test sonuçlarında iki grup arasında psikopatolojik bir fark olmadığı görülüyor.

Bu durumda neye dayanarak “hastalık” diyoruz sorgulanması başlıyor ve “hastalık” tanımının bilimsel değil, ahlaki temelli bir söylem olduğu sonucuna varılıyor.

- Sizin uyguladığınız yöntem nedir?

Dünyada yaygın olarak kullanılan “olumlayıcı terapi” uyguluyoruz. Şunu belirtmek lazım, bize gelenler de “Cinsel olarak erkeklerden hoşlanıyorum, bunu istemiyorum. Beni değiştirin” diyerek geliyor. Çünkü onlarda da eşcinselliğin “hastalık” olduğu bilgisi var. 

Önce birtakım bilgilendirmelerde bulunuyoruz. Eşcinsellik, biyolojik cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsel kimliğin ne olduğunu, nasıl oluştuğunu anlatıyoruz. Buradan yola çıkarak bilimde eşcinselliğin bir hastalık olmadığını anlatıyoruz. Bunu duymak kişiyi birden bire rahatlatmıyor, hatta “Nasıl yani, değişemeyecek miyim?” diye daha da sıkıntı yaratabiliyor.

Biz bu terapi sürecinde bireyin cinsel yönelimini değiştirmek istemesine neden olan toplumsal yargıları çözümlemesinde ve kimlik kabulünde yardımcı oluyoruz. Çünkü “Ötekileştirilmeyeceğin bir toplumda eşcinselliğini değiştirir miydin” sorusuna hepsi hayır veriyor.

- Peki, Türkiye genelinde psikiyatristlerin yaklaşımı “onarım”a mı yoksa “olumlayıcı” tedaviye mi yatkın?

Cinsellik alanında maalesef doktorlar da toplum geneliyle benzer normları paylaşılıyor. Ama dönüştürücü terapi uygulayan insan sayısı az.

Yaptığımız toplantılarda, psikiyatri derneğinde, Cinsel Eğitim ve Tedavi Derneği’nde (CETAD) de terapistlere şunu diyoruz: “Bu özel grupla çalışmak istemeyebilirsiniz, ama en azından kişiye doğru bilgiyi, yani eşcinselliğin hastalık olmadığını bilgisini verme sorumluluğunuz var” diyoruz. Çünkü ilk etaptaki tepki önemli.

 

‘Çocukken bir kere kafasına vurmuştum bu yüzden mi transseksüel oldu?’

 

- LİSTAG’ın kapısını çalan aileler size hangi sorularla geliyor?

Toplantıya gelmeden önce diğer aile üyeleri tanışmışlıkları oluyor. Aile grubumuzdaki “kıdemli” aileler birtakım bilgiler veriyorlar. Toplantıda da kendi hikâyelerini anlatıyorlar, sonrasında da sorularını soruyorlar: “Bu bir hastalık mı?”, “Değişebilir mi?” Suçlu arama durumu oluşuyor ve “Ben nerede hata yaptım?”, “Boşandım ondan mı oldu?”, “Çocukken bir kere kafasına vurmuştum o yüzden mi transseksüel oldu?” gibi sorular soruyorlar. Biz de “Eşcinselliğin bilinen bir nedeni yok; ama neden olmadığını biliyoruz. Yaptığınız yanlış bir şey yok” diyoruz.

Çünkü aileler, başlangıçtaki kabul aşamalarını yas süreci olarak yaşıyorlar. Bu süreçte de ilk önce şok ve inkâr yaşanıyor. Bir şeyi yüz kere sorabiliyorlar, çünkü aynı şeyi yüz kere duymaya ihtiyaçları oluyor. Devamında kabullenme aşaması geliyor. Yavaş yavaş çevrelerine açılıyorlar,  çocukları ile iletişimleri düzeliyor. O yaşına kadar ailesine yalan söylemek zorunda kalan çocuklarıyla artık rahat bir şekilde konuşabiliyorlar.

 

‘Aileler eşcinselliği reddederlerse çocuklarını kaybediyorlar’

 

- Ailenin reddetmesinin muhtemel sonuçları ne?

Onlar için en önemli şeyi, çocuklarını kaybediyorlar. Çoğu aile, çocuklarının açılması ardından “Tamam ama bir daha da bu konu konuşulmayacak” diyerek çocuğunun yaşadıklarını bastırıyor. Hâlbuki o görünmez duvar gün geçtikçe aile ile çocuklarını birbirlerinden daha çok koparır. Siz en yakını olması gerekirken en uzağı olursunuz. “Çocuklar dolaptan çıkar, aileler dolaba girer” diye bir tabir vardır. Çocuklarının cinsel yönelimlerini kabul edemeyen aileler, yersiz utancın altında ezilir ve gittikçe yalnızlaşırlar. 

- Peki, sizlere gelen ailelerin portresini nasıl çizersiniz?

Ortak bir portre yaratmak zor, çünkü örneğin doktor da var, hiç eğitim almamış kişiler de. Eğitim düzeyi durumla baş etmeyi kolaylaştırır, diyemiyorum çünkü yapılan bir araştırmaya göre akademisyenler en homofobik grup. Bunun yanında hiç eğitim almamış bir anne “O benim çocuğum, Allah onu öyle yarattı, çocuğum yanlış bir şey yapmadı” diyerek çocuğunu sahiplenebiliyor. Başa çıkma mekanizmaları aileden aileye değişiyor.

- Çocuğun kız veya erkek olması durumu değiştiriyor mu?

Farklılıklar olabiliyor. Lezbiyenliğin daha kolay kabul edilebileceği düşünülür; ama çok sıkıntılı lezbiyen anne ve babaları da olabiliyor. Ama transseksüeller ile ilgili yaptığım tez çalışmasında, kadın transların, yani erkekten kadına geçiş yapan bireylerin, önce ailenin kadın üyelerine açıldıklarını gördük. Mesela erkek translar, aileye açılırken kadın translara göre çok daha erken yaşlarda açılıyor.

 

‘Başörtülü bir lezbiyen ütopya değil’

 

- Dindar ailelerin eşcinsel çocuklarına yaklaşımlarında nasıl farklılaşmalar ortaya çıkıyor?

Kendi başa çıkma yöntemlerini buluyorlar, “Rabbim öyle yaratmış” diyor bir anne. Zaman zaman “Günah mı, değil mi” soruları geliyor, ama biz din bilgini değil, doktor olduğumuzu vurgulama ihtiyacı duyuyoruz. Bu konuda araştırma yapmış insanların yazdıklarına yönlendiriyoruz. Örneğin aileleri bir kez bu konuda araştırma yapmış Psikolog Mahmut Şefik Nil ile buluşturmuştuk.

 

‘Transım ve kapalıyım’ diyen de var, beş vakit namazında gayler de’

 

- Peki, örneğin başörtülü bir lezbiyen ütopya mı?

Bence değil, benzer bir şekilde Müslüman gay de ütopya değil. Din çok bireysel bir konu.“Transım ve kapalıyım” diyerek yaşayan kadın translar da var; inancı sağlam, beş vakit namazında olan gayler de. Kendi camialarında yadırganabiliyorlar ama onların da bir şekilde dayanışma kurdukları alanlar var. O yüzden bence bir ütopyadan bahsetmiyoruz.

- Bugün eşcinseller cinselliklerini özgürce yaşayabiliyor mu?

Hayır. Gizli ve görünmez olmalarından belli bunu yaşayamadıkları. Bir restoranda çok rahat el ele tutuşan, öpüşen bir heteroseksüel çift görebilirsiniz, ama eşcinselleri göremiyorsak özgürlükten bahsedemeyiz.

-Kent ve kırsal arasında özgürlük ekseninde nasıl bir değişkenlik var?

Kırsaldakiler daha özgür olacaklarını düşünerek kente gelmeye çalışıyorlar. Eşcinsel barlar var; ama ben sırf cinsellik üzerinden insanların sosyalleşmelerini çok sağlıklı bulmuyorum. Böyle yerler muhakkak olmalı ama örneğin “gay friendly” dediğimiz mekânlar da olmalı. Ancak kırsalda bunların hiçbiri olmadığı için, özellikle baskının daha fazla olduğu yerlerden cinselliğini yaşamak için büyük şehirlere gelen kişiler var.