REKLAMI GİZLE

Deizm korkulacak bir şey midir?

Deist din kabul etmez, ama Allah'a yani yaratıcı bir kudrete inanır

- A +

*İsmail Özcan

Son günlerde din/inanç eksenli tartışmaların 1 numarası deizm üzerine yapılanlardı. Muhafazakâr-laik, sağcı-solcu, iktidar yanlısı-muhalif her kesimde konu üzerine konuşuldu; görüş açıklandı; bakış farkı ortaya kondu. İyi de oldu. Geniş toplum kesimleri, sınırlı bir aydın ve entelektüel çevrenin tekelinde olan ve çok eskilere dayanan bir felsefeden haberdar oldu. Bilgi dağarcığı yoksul olan sıradan insanımız zoraki de olsa bu dağarcığa yeni bir şey ekledi. Pragmatik açıdan ilk değerlendirme böyle bir yaklaşım olmakla beraber konu üzerine derinlemesine eğildiğimizde söylenecek çok şeyin olduğu görülür.

Ülkemizde sık sık yapıldığı gibi kavram kargaşasına düşmemek için deizme ilk olarak filolojik açıdan bakmak gereklidir. Deizm, Fransızca déisme’in dilimizdeki söylenişidir ve Tanrıcılık demektir. Evreni ve içindekileri yaratan bir Tanrı’nın olduğunun kabulüdür. Tersi ateizm (Fransızca athéisme) tanrı tanımazlık demektir. Tanrı tanımayana da ate (athé) denir.  Kendisi tanrı tanımamakla yetinmeyip bunu başkalarına da telkin etmeye çalışan kişiye ateist (athéist) deniyor. Teoloji (théoloji), tanrıbilimidir. Teoloji’nin Osmanlıcası ilahiyat’tır.

Deizm, yüzyıllardır bilinen bir felsefedir. Din ve peygamber kanalıyla değil, akıl yoluyla ulaşılan yaratıcı bir tanrı inancıdır. Bu inancın her çağda hem yandaşları hem de karşıtları olmuştur. Aslında böyle bir inanç ve felsefe, dindarlar açısından tanrıtanımazlarla mukayese edildiğinde olumlu bir durumdur. İtirazlar, eleştiriler olsa da bir asgari müşterektir. Ate bir şahsa, “dinsiz, Allahsız” denebilir;  ama deist bir şahsa, “dinsiz, Allahsız” denemez. Çünkü deist din kabul etmez, ama Allah’a yani yaratıcı bir kudrete inanır.

Deizmde, Tanrı evreni ve içindekileri yaratıp kendi haline bırakmıştır. Evrendeki işleyişe müdahalesi yoktur. Dolayısıyla insanların yapıp ettiklerinden sorumluluğu konusu muğlaktır. Fakat deistler içinde her çağda Tanrının insanları iyilik yaptıklarında, dürüst davrandıklarında ödüllendireceği; kötülük, zulüm ve haksızlık yaptıklarında cezalandıracağı inancına sahip olanlar hep olmuştur. Deizmi böyle anlayanların sayısı daima artış eğiliminde olmuştur. Özellikle dinlerin buyruk ve yasaklarının dindarlar tarafından doğru dürüst yerine getirilmemesi, inananların iyi örnek oluşturamaması, dinsel değerlerin çıkarlara alet edilmesi sebebiyle deizmin revacı artmıştır. Bu durum İslam dünyası için de geçerlidir.

“Din” adı altında toplanan her sistem dünyevi davranışlar bakımından teorik olarak iyilik yanlısı, kötülük karşıtıdır. Ama bu teorinin pratiğe yansıması her devirde çok sınırlı olmuş; dinlerin mensuplarının birçoğu sanki din yokmuş gibi davranmışlardır. Hemen her dinde ibadete ilişkin ritüeller büyük oranda yerine getirilirken ahlaki kurallarının göz ardı edilmesi yaygın hale gelmiştir.

 İyiliğin, güzelliğin, dürüstlüğün gerektirdiği en basit bir davranışın ihmal edilmemesinde; en önemsiz, en marjinal kötülüklerden bile uzak durulmasında olabildiğince ısrarlı bir din olan Müslümanlığın mensupları da çoğunluğu itibariyle tam aksi yönde kötü örnek oluşturdukları, bu da giderek yaygınlaştığı için deizmin İslam dünyasında ve Müslümanlar arasında da yükselme trendine girmesinde şaşılacak bir taraf yoktur.

Günümüzde dindar olarak nitelenen Müslümanların en büyük yanlışları dindarlığın kapsamını daraltmaları; sadece namaz oruç gibi ibadetlerin yerine getirilmesi, kadınların ve kızların örtünmesi, alkol alınmaması gibi çok sınırlı alanlara indirgemeleridir. Doğruluğun, dürüstlüğün, kul haklarına riayetin hiç akıllarına gelmemesidir.

Bunların yapılmadığı bir dünyada deizmin yayılması hiç sürpriz değildir.