Cumhuriyet yazarı: Nuray Mert'i, Türkçesi bozuk tümcesiyle uğurluyorum...

"Nuray Mert desteksiz atışlarını ancak 'kullanışlı aptallar'a bilgi diye yutturabilir"

- A +

Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, eski köşe komşusu Nuray Mert'in yazılarına "yayın politikasına aykırı olduğu" gerekçesiyle son verilmesine ilişkin olarak "Nuray Mert’i, gazetesinin ilkeleriyle bütünleşen okurunun onun gibi laiklik düşmanlarına asla yar etmeyeceği Cumhuriyet’ten, benim için 2005’te Radikal gazetesinde yazdığı Türkçesi bozuk tümceyle uğurluyorum: Bu noktada, şahsen, bu dille yazan biriyle aynı gazetede yazmaktan utandığımı ve kamuoyundan özür dilemek durumunda hissettiğimi açıklamak gereği duyuyorum" dedi. 

Mine Kırıkkanat'ın "Cüppeli ve cüppesiz fırsatçılık!" başlığıyla yayımlanan (13 Ağustos 2017) yazısı şöyle:

Her fikir, her kavramın tartışması referans ya da ‘kıstas’ dediğimiz bir karşılaştırma ölçüsüne dayanarak yapılır. Zaten başka türlü tartışma olmaz, tartışılan olgu da niye ve neye göre vardır, anlaşılmaz. 
Türkiye’yi bir din devletine dönüştürmek yolunda kararlı adımlarla ilerleyen iktidarın, müftülüklere resmi nikâh yetkisi vermeyi öngören yasa tasarısı; işte bu anlamda ‘ilerici’ ve ‘gerici’ kavramlarına da açıklık getirdi. Tasarıya dair sosyal medyada açılan tartışmada Suudi Arabistan, İran ya da herhangi bir İslam ülkesi kıstas alınmadı, ama “Papazlar da nikâh kıyıyor, müftüler niyekıymasın?” diye savunuldu. 

Hiçbir bireyi gerici düşüncelere sahip olabileceğini aklına getirmeyen halkımızın, ilericilik referansının aslında, nedense ve hâlâ Batı olduğu da böylece anlaşıldı! 
Nedense diyorum, çünkü bu halka 16 yıldır gerici dinsellik aşılanıyor. Hem de her an. 
Ama görülen o ki, seyrettiği Amerikan filmleri damardan zerkedilen dini dogmalardan daha etkili ve müftü nikâhını savunmak için bile Batılı papazı referans göstermek ihtiyacını duyuyor, Doğulu imamı değil...

***

Oysa dünya ABD’den ibaret değil ve Doğu’sundan Batı’sına “ilerici” sayılabilecek ülkelerde dini nikâh tamamen maneviyatla ilgili sembolik bir düzenleme olup, yasal anlamda ancak ve yalnız dinden bağımsız resmi kurumlarca kıyılan ya da onanan nikâh geçerlidir. Avrupa’nın pek çok ülkesinde bu resmi kurum, belediyedir. Kaldı ki papazlara nikâh akdi imzalamak yetkisi veren ABD’de bile kilisede evlenebilmek için önkoşul, belediyelerden “marriage licence” almaktır. 
Türkiye’ye hem anayasayı, hem de Medeni Kanun’un resmi nikâh kuralını ihlal ederek dayatılmak istenen “müftülere resmi nikâh yetkisi”; devlet işini Diyanet’e yüklemek ve zaten yasadışı inşa edilen Sünni İslamcı din devletine bir kaçak kat daha çıkmaktır! 
Bu tasarı ülkemizde Sünni, Alevi, laik, gayrimüslim vb. ayrımcılığını daha da keskinleştirir. Üstelik, Sünni İslamın kadına verdiği tali değer itibarıyla ilerici bir toplum olmanın önkoşulu cinsiyet eşitliğini ilga ve T.C.’nin 1949’da imzaladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni de bir kez daha inkârı niteliğindedir!

***

Akademisyen cüppeli Nuray Mert gibileri tasarıyı “yasal güvencesi olmayan imam nikâhı akdinin yarattığı mağduriyetleri önlemeye yarar” diye savunuyorlar. 
Oysa yasal geçersizliğini bilmeden dini nikâhla yetinen çiftleri, devlet işini Diyanet’e teslim etmeksizin mağduriyetten koruyacak bir değil, iki seçenekli önlem olanağı var: Devlet, milyonluk bir ordu ölçeğinde beslediği imamları, nikâh kıymadan önce evlenecek çifti dini nikâhın kanun önünde geçerli olmadığı yönünde uyarmaya zorunlu kılar, bir! 
Mağduriyet adayını fikrini sormadan korumak istiyorsa da tıpkı İsviçre, Fransa, İngiltere, Almanya vb. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi dini nikâha ancak resmi nikâhtan sonra izin verir, iki... 
Akademisyen cüppeli Nuray “hoca”, şeriat hukukuna icazet veren müftülüklere resmi nikâh yetkisini savunmak yerine, hiç olmazsa “imamlara uyarı zorunluluğu getirmek” seçeneğini düşünemeyecek kadar mı cahildir? Yoksa muhalifmiş gibi göründüğüne yandaş, yandaş göründüğüne muhalifi oynayacak esneklikte biri midir?

***

Bir fikri ve tersini aynı tümcede buluşturmak becerisini gösteremediği zamanlar, ileri sürdüğü her öngörü ve yaptığı her analizin yeri öptüğüne bakılırsa; bence Nuray Mert desteksiz atışlarını ancak ‘kullanışlı aptallar’a bilgi diye yutturabilir. 
Ama Cumhuriyet’in aydın ve kadim okuru, Nuray Mert’in kontra gibi sunup nabza göre verdiği popülizm şerbetini yutmadı! 
30 Eylül 2007’de Ayşe Arman’a verdiği röportajdaki gibi, “Ben biliyorum. AKP’nin gizli ajandası yok. Bu insanlarla birlikte yaşıyorum. Çoğunu yakından tanıyorum. Türkiye’yi İslamileştirmeye filan çalıştıkları yok!” fetvalarını ve bugün içine yuvarlandığımız ortaçağ karanlığına taşıdığı daha nice gözbağlarını unutmadı! 
Gazeteci olmadan köşebent akademisyen Nuray Mert’in tartışılır yazarlığı Cumhuriyet’te Nilgün Cerrahoğlu, odatv. com’da Prof. Dr. Kemal Üçüncü, BirGün gazetesinde Enver Aysever, abcgazetesi. com’da Merdan Yanardağ, Evrensel’de Esra Arsan tarafından en veciz biçimde ortaya konuldu. Saçmalama tarzı ise haber. sol.org.tr’de Taylan Kara’nın çok zekice bir mantık hicviyle deşifre edildi.

***

Nuray Mert’i, gazetesinin ilkeleriyle bütünleşen okurunun onun gibi laiklik düşmanlarına asla yar etmeyeceği Cumhuriyet’ten, benim için 2005’te Radikal gazetesinde yazdığı Türkçesi bozuk tümceyle uğurluyorum: 
“Bu noktada, şahsen, bu dille yazan biriyle aynı gazetede yazmaktan utandığımı ve kamuoyundan özür dilemek durumunda hissettiğimi açıklamak gereği duyuyorum.”  


Okuyucu Yorumları