REKLAMI GİZLE

Cumhuriyet avukatları: Davanın yargıdaki 'FETÖ'cülerin açtığı dosyalar gibi olmasına bir aşama kaldı!

"İddianame, bir köşe yazısı olsaydı, Cumhuriyet gazetesinden bir kişi bile cevap vermeye tenezzül etmezdi"

- A +

"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek" iddiasıyla tutuklanan ve tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davada sanıkların savunmalarının ardından söz Cumhuriyet avukatlarına geçti. Avukatlar, iddianameyi hazırlayan FETÖ sanığı savcının masumiyet karinesinden faydalanarak tutuksuz yargılandığını vurgulayarak, “Kişilerin sıfatlarına göre değişen herhangi bir masumiyet karinesi konulamaz” dedi. Avukatlar, bugün verilecek karara dikkat çekerek, “Burası Cumhuriyet. Bizde taşın sabrı var. Siz ne karar verirseniz verin, gerçeği ortaya çıkarmak için biz sabırla çalışırız. O gerçeğin ne olduğunu da herkesten önce yine biz yazarız” dedi.

TIKLAYIN - Cumhuriyet davasında 4. gün: FETÖ sanığı savcının masumiyet karinesi var da, Cumhuriyet'çilerin yok mu?

İlk olarak söz alan avukat Fikret İlkiz, konuşmasında Cumhuriyet’e yönelik soruşturmada  operasyon talimatını veren, görevden alınmasına karşın soruşturmada aktif olarak çalışmaya devam eden ve FETÖ üyeliğinden yargılanan Murat İnam’a değindi. Cumhuriyet yönetici ve yazarları emniyette gözaltındayken, davanın tanıklarının da aynı binaya gelerek tanıklık yaptığını söyleyen İlkiz, bu süreç devam ederken Oda TV’den Barış Pehlivan’ın savcı İnam’ın FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla yargılandığı haberini yaptığını ve durumu öğrendiklerini söyledi. Bunun üzerine savcılığın Pehlivan hakkında soruşturma başlattığını ve gözaltı kararı verdiğini anlatan İlkiz, Turgut Kazan’ın bunu Adalet Bakanı ile görüşmesinin ardından kararın geri çekildiğini ve ertesi günü Pehlivan hakkında takipsizlik kararı verildiğini ifade etti.

Ekinci, İnam davasında tanıkmış

“Hakkında FETÖ’den dava açılan bir savcının, Cumhuriyet soruşturmasında görev yapmasının masumiyet karinesine aykırı olduğunu” dile getiren İlkiz, Selam Tevhid davasının tanıkları arasında Cumhuriyet iddianamesinin altında imzası bulunan savcı Mehmet Akif Ekinci ile Başsavcı İrfan Fidan’ın da olduğunu açıkladı. İlkiz, yine İnam hakkındaki iddianamede kendisinin FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerle telefon irtibatı olduğuna ilişkin HTS kayıtlarına vurgu yaptı.

“Kişilere göre değişen masumiyet karinesi olmaz”

İlkiz, “Tüm bunlar herkesin bu savcı hakkında bir laf etmesi doğrudur, haklıdır ve bunun görev alması adil yargılanma hakkına aykırıdır. Bu durum ileride yargılamanın yenilenmesine neden olacaktır. Biz bu süreçte savcının görevden çekilmesi gerektiğini söyledik. Ancak onun da masumiyet karinesi var dediler. Ama kişilerin sıfatlarına göre değişen herhangi bir masumiyet karinesi konulamaz” diye konuştu.

İnam kuşku yarattı

Ceza yargılaması çerçevesinde görev alan savcıların her zaman insan hakları ve özgürlükleri korunması için adil yargılanma hakkı ilkelerini desteklemeyi görev sayması gerektiğini söyleyen İlkiz, Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 8. maddesine göre hâkim ve savcı adaylarının mesleğe başlaması için haklarında üç aydan fazla hürriyeti kısıtlamayı gerektiren bir fiilden dolayı soruşturma ve kovuşturma altında olamama koşulu olduğunu vurguladı. İlkiz, İnam’ın soruşturmayı yürüten savcı olması nedeniyle bütün işlemleri bakımından anayasanın 36. maddesi bakımından bir kuşku oluşturduğunu kaydetti.

“Az söylemişiz”

Cumhuriyet avukatlarından Tora Pekin de Erinç’in ifadesini alan savcı Yasemin Baba’nın savcılık ifadesi sırasında “mantık sınırlarını zorlayan sorular” sorduğunu belirterek, “Sorularınız genel olarak gazetecilik, özel olarak Cumhuriyet Gazetesi hakkında hiçbir şey bilmemenizden kaynaklanıyor’ demek zorunda kalmıştık. İddianameyi görünce çok az söylemişiz dedik” dedi.

Nasıl bir Cumhuriyet

Pekin, iddianamenin hayali bir senaryoyla yaratılmaya çalışılan bir algı üzerine inşa edildiğini kaydederek, mahkeme heyetinin de bazı soruları karşısında bu algıya değer verildiğini gördüklerini söyledi. “Gazetenin yayın ilkeleri, gazetenin amacı bir savcıyı, bir ceza mahkemesini niye ilgilendiriyor” diye soran Pekin, heyete “Nasıl bir Cumhuriyet istediğinizi bile, arkadaşlarımız birkaç kez sorduğu halde söylemediniz” şeklinde seslendi.

Kim inanır bu saçmalığa?

Pekin, bilirkişi Ünal Aldemir’in raporunda “Cumhuriyet’in devletçi, geleneksel, laik, ulusalcı çizgisinin değiştirildiğinin” iddia edildiğini anımsattı. Pekin, Cumhuriyet’in Vakıf senedinin başlangıç bölümünde yazılı değişmez ilkeler arasında devletçilik, geleneksellik, ulusalcılık, olmadığını vurgulayarak, “Tek bir ilkeyi anlamışlar ama onu da herhalde müktesabatları gereği yanlış anlamışlar: O da elbette ‘laiklik’. Siyasal iktidar laikliğin alanını daralttıkça sesini çıkaran birkaç gazeteden biri ve sanırım en etkilisi olan Cumhuriyet gazetesi laiklik ilkesinden vazgeçmiş. Böyle diyor iddianame. Kim inanır buna? Kim inanır bu saçmalığa” diye sordu.

“Gazeteci herkesle konuşur”

Cumhuriyet gazetesinde, laikliğe aykırı tek bir haber yayımlanmayacağının altını çizen Pekin, “Varsa gösterin, tartışalım. Yoksa bu gülünç suçlamadan vazgeçin” dedi. Pekin, suçlama konusu edilen haberlerle ilgili savcıların ‘Cumhuriyet’te PKK röportajının işi ne’ diye sorduğunu aktararak, “Bu soru yargının işi olamaz. Gazeteci herkesle konuşur. Bu temel kuralı duymadınız mı sahiden” diye sordu. Gazetelerin yayın çizgisinin yargıyı ilgilendirmeyeceğini belirten Pekin, “Bu gülünç suçlamadan vazgeçin” dedi.

“Cevap vermeye tenezzül etmezlerdi”

Pekin, davaya konu iddianamenin bir köşe yazısı olması durumunda, Cumhuriyet gazetesinden bir kişinin bile buna cevap vermeye tenezzül etmeyeceğini belirtti ve “Nitekim kanıt diye ortaya konan makalelerin hiçbiri Cumhuriyet gazetesi sütunlarında cevaplanmaya değer görülmedi” dedi.

Akit de aynı başlıkları atmış

Pekin, dosyada suçlama konusu edilen ‘Yurtta sulh cihanda ne’ başlığını anımsatarak, Akit gazetesinde Hacı Yakışıklı’nın 25 Haziran 2016 tarihli “Yurtta sulh, cihanda Papa, satıldık ey halkım!” başlıklı yazısını ve Sinan Burhan’ın 28 Haziran 2016 tarihli “Yurtta sulh cihanda sulh sözüne geri dönmeliyiz” yazısını mahkemeye sundu ve “Savcılar Akit gazetesi yayın çizgisini değiştirdi Atatürkçü oldu diye heyecana kapıldılar mı, bilmiyoruz. Bildiğimiz bu yazılarla ilgili hiçbir dava açılmadığı. Elbette ki açılmasın da, çok saçma bir şey olur bu. Ama demek ki iktidar medyası ‘yurtta sulh’ yazınca ‘yorum’, Cumhuriyet yazınca ‘darbeye hazırlık’. Öyle mi” diye sordu.

İnam, Ekinci ve Baba suçludur

Pekin, soruşturmayı başlatan ve sonuna kadar yürüten ama imzalamayan savcı İnam’la, ona soruşturmada yardım eden ve iddianameyi imzalayan savcı Mehmet Akif Ekinci ile Yasemin Baba’nın söz konusu iddianame nedeniyle suçlu olduklarını söyledi. Dosyaya delil diye konulan dedikodu niteliğindeki tanık beyanlarını, MASAK raporunu anımsatarak, “En gencinin meslek tecrübesi 28 yıl olan, hayatları siyasal mücadeleyle geçmiş, meslek yaşamları örnek gösterilecek, en zor koşullarda görev yapan gazeteci ve avukatlardan söz ediyoruz. Ve deliller bunlar. 10 bin sayfa çöp” dedi.

“Bizim de masumiyet karinemiz var”

Dosya bilgilerinin sistematik olarak sızdırıldığını ifade eden Pekin, “Ben bunu savcılar mı yapıyor, kalem memurları mı yapıyor, birileri UYAP’a girip mi yapıyor bilmiyorum. Ama UYAP olmamalı çünkü vakıf defterleri sayısal veriler olmadığı için ancak fotokopi verilebilir ya da fotoğrafının çekilmesine izin verilebilir. Soruşturmanın gizliliğinin sebebi bildiğiniz gibi masumiyet ilkesinin korunmasıdır. Sadece savcının değil bizim de var ondan. Teorik olarak da olsa var” dedi.

Darbe yapmıyorlar, duruşmayı izliyorlar

Hükümete yakın medyanın yargılanan gazetecileri desteklemek için çalışan “Dışarıdaki Gazeteciler” grubunun duruşmanın başlama tarihi olan “24 Temmuz” başlığıyla kurdukları Whatsapp grubunu hedef aldığını anımsatan Pekin, “Bu grup ismi oldu size yeni darbe girişimi tarihi. Gördüğüm kadarıyla darbe yapmıyorlar, duruşmayı izliyorlar. Bu arada kayda geçsin hedef göstermelere rağmen de hiçbir yere gitmiyorlar” dedi.

“Fethullahçıların davası olmasına bir aşama”

“Bu davanın bir dönem yargıda örgütlü Fethullah Gülen suç şebekesinin davalarından olmasının önünde bir aşama kaldığını” savunan Pekin, heyete “Bu dosyanın kullanılan yöntemler itibarıyla bir ‘FETÖ dosyası’ olmasının önündeki tek engel kaldı, o da sizin kararınız” dedi. Pekin, savunmasını şu sözlerle tamamladı:

“Burası Cumhuriyet. Bizde taşın sabrı var. Siz ne karar verirseniz verin, gerçeği ortaya çıkarmak için biz sabırla çalışırız. O gerçeğin ne olduğunu da herkesten önce yine biz yazarız. Gazetecilik suç değildir, yargılanamaz.”

Düşman ceza hukuku iddianamesi

Avukat Duygun Yarsuvat da demokratik olmayan rejimlerde düşman ceza hukuku uygulandığını belirterek, “Bu dava, düşman ceza hukuku iddianamesidir. Düşman ceza hukukunda bütün sanıklar tehlikelidir. Gücü elinde bulunduran kişilere karşı bunlar tehlikeli bulunurlar. Burada düşman kim? Cumhuriyet gazetesi. Adamları kim? Çalışanlar. Dolayısıyla bu savcıya verilen tek görev, Cumhuriyet gazetesini imha etmek, ortadan kaldırmaktır. Çünkü Cumhuriyet gazetesi dürüst haber yapıyor, hiçbir haberini yalanla dolanla saklamıyor. Bunun bir bedeli olduğu ve bu bedelin ödettirilmeye çalışıldığı açıktır” dedi. İddianameyi okuduğunda “ben bu filmi daha önce gördüm” dediğini aktaran Yarsuvat, Ergenekon ve Balyoz süreçlerine işaret etti.


Bu Haberin Dahil Olduğu Konu Başlıkları

Cumhuriyet davasında Kadri Gürsel'e tahliye, diğer tutuklulara yine cezaevi!

"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek" iddiasıyla beşi tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın üçüncü duruşması sona erdi. Cumhuriyet Yayın Danışmanı Kadri Gürsel'in tahliye edilmesine karar veren mahkeme, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, muhabir Ahmet Şık, muhasebe çalışanı Emre İper ile Twitter’da "Jeansbiri" adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu'nun ise tutukluluk hâlinin devamına hükmetti. "Sansürün kaldırılışı" ve "Basın Bayramı" olarak kutlanan 24 Temmuz'da başlayan davanın bir sonraki duruşması, 31 Ekim 2017'ye ertelendi.

Devamını Oku