Gündem

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Yaşar: 'Hayır' çıkarsa bunu kendi eksiğimiz olarak görürüz

"Dönülebilecek en son nokta sadece yarı başkanlık sistemi olabilir"

14 Nisan 2017 12:01

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Hasan Nuri Yaşar, referanduma ilişkin olarak, "Anlamlı bir 'Evet' çıkacağını düşünüyorum ama bir konuda eksiklik çıkarsa bunu da kendi eksiğimiz olarak görmemiz doğru olur. Anlatımlarımızda yeterince ikna edici olmadığımız ya da mesajlarımızı yeterince iyi vermediğimiz anlamına gelebilir" dedi.

Prof. Yaşar, Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanlarından Şükrü Karatepe'nin 'eyalet sistemi' çıkışına ilişkin olarak, şu görüşü dile getirdi:

"Bu tartışma benim gözümde esas olarak Sayın Deniz Baykal’ın ve Barolar Birliği Başkanı’nın şöyle demesinden kaynaklandı: “Anayasa değişikliğinin 123, 124 ve 127. maddeleri içinde dağıtılmış, kimse görmesin diye saklanmış bir eyalet arzusu var.” Diyorum ki, bu ne büyük bir maharettir ki 3 maddenin içine saklanmış, fakat arkadaşlar görmüşler; ancak ne gördüklerini açıklayamıyorlar. Bunlar mübalağa, bir hukukçuya yakışmayacak gerçek dışı savlar."

Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'ın sorularını yanıtlayan Prof. Yaşar'ın açıklamalarından bazı bölümler şöyle: 

- Kimine göre “Evet” ve “Hayır” bıçak sırtı. Sizce son eğilim nedir?

Bıçak sırtı olduğunu düşünmüyorum. Değişikliğin kabul edileceğine inanıyorum. Mümkün olduğunca yüksek bir oranla geçmesini istiyorum sadece.

- Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle “anlamlı” bir “Evet” çıkmazsa ya da “Hayır” çıkarsa nasıl bir mesaj alırsınız?

Anlamlı bir “Evet” çıkacağını düşünüyorum ama bir konuda eksiklik çıkarsa bunu da kendi eksiğimiz olarak görmemiz doğru olur. Anlatımlarımızda yeterince ikna edici olmadığımız ya da mesajlarımızı yeterince iyi vermediğimiz anlamına gelebilir. Referandum sürecinde “Evet” çıkması için elimden geldiği ölçüde katkı yapmaya çalıştım. Fakat neticede bu bir öneridir; toplumun bir kısmı “Evet” derken bir kısmının da buna “Hayır” demesini de doğal karşılamak gerekir.

- Bu değişikliğin en önemli gerekçelerden biri mevcut sistemin işlememesi. Neden işlemiyor, yerine yenisi getirilmeli?

Bilindiği üzere parlamentolu sistem deneyimimizi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktardık. O günkü koşullarda, 1924’te Atatürk’e özgü butik bir Anayasa Meclis tarafından yapıldı. Ne var ki dünya hızlıca değişiyordu ama biz sonraki sistem değişikliklerini ihmal ettik. 1945’te dünyada liberal demokrasilerin kazanmasıyla çok partili hayata geçme zarureti anlaşıldı ama esaslı bir Anayasa değişikliği de yapılmadı ve eski sistemin yürüyebileceği düşünüldü. Keşke Anayasa’yı merhum anayasa hukukçusu Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in önerdiği gibi 1946 ya da 1950’de değiştirebilseydik. Türkiye’yi taşıyamayan bu Anayasa’yı değiştiremedik ve süreç darbeyle bitti. 1961 Anayasası ise kendi kurduğu vesayetin kurbanı oldu. Buna rağmen yönetim sistemi mekanizmalarını değiştirmedik ve bu da 82 Anayasa darbesiyle bitti. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine de 367 maskaralığı sebebiyle vesayet kurumlarına güvensizlik dolayısıyla zorunlu olarak geçtik. Ne var ki muhalefet sistemin bunu tolere edebileceğini düşünüyor. Oysa tüm örnekler bir sistem reformu gerekliliğini gösteriyor.

"Meclis kabul etmezse
OHAL kararnameleri düşer"

- Bir kanun paketinin belki de en kritik noktası istisnayı halleri düzenleyen maddeleridir... Malumunuz Türkiye tarihine bakıldığında istisnalar zaman zaman kaide olmuştur.

Dikkat ettiniz mi, bu pakette hiç istisna sözcüğü geçmiyor...

- Evet. Sözcük geçmese de istisnai durumlardan biri OHAL... Cumhurbaşkanı OHAL’de kararname çıkarabiliyor, özgürlüklerle ilgili konular da düzenlenebiliyor. Anayasa Mahkemesi’nin kontrolüne de tabi değil. Nasıl bir denetim mekanizması olacak?

Burada ihmal edilen önemli nokta darbecilerin can simidi olan sıkıyönetimin kaldırılmış olması. Bu küçümseniyor ama darbelere karşı önemli bir tedbir. Bir diğer önemli nokta olağanüstü hal. Burada Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenmiş haliyle kanun hükmünde kararname, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi oldu. Bunlar hakkında Anayasa Mahkemesi’nin denetimiyle ilgili bir eksiklik var gibi görünüyor ama bunu tamamlamak için 119. maddenin sonuna bakmak gerek. “Cumhurbaşkanı kararnameleri 3 ay içerisinde Meclis’te görüşülür ve karara bağlanır, aksi halde bu kararnameler kendiliğinden yürürlükten kalkar” diyor. Oysa mevcut Anayasa’da bu kararnamelerin Meclis’te görüşülme süresi belli değil.

"AYM’nin OHAL KARARNAMELERİNİ DENETLEYEMEMESİNE KARŞI TEDBİR GETİRİLDİ’

- Peki o 3 ay içerisinde ne olur? Uzun bir süre çünkü...

Cumhurbaşkanı, OHAL ilan ettikten sonra aynı gün bunu Meclis’e sunmak zorunda. Meclis toplanır ve karara bağlar. Uzatabilir, kısaltabilir ya da ortadan kaldırabilir. Kararnameleri de reddedebilir. Ola ki vekiller sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınıyor. O zaman da bunlar zaten 3 ay sonra kendiliğinden kalkıyor. Bu tedbirler Anayasa Mahkemesi’nin denetim kısıtlamalarına karşı güvence olarak getirildi.

"Seçilmiş bir yardımcı,
Cumhurbaşkanı'nın ayağını kaydırabilir"

- Cumhurbaşkanı yardımcılarının seçimle işbaşına gelmesi neden tercih edilmedi?

İnsanlar bunu söylerken ABD’yi örnek veriyorlar. Başkan yardımcıları ABD’de doğrudan seçilmiyor ama bu kişi senatonun da başkanı. Bu, sıklıkla ileri sürülen güçler ayrılığı ilkesine aykırı. Bizde bu tercih edilmediği için başkan yardımcısının seçimle gelmesine gerek yok. İkinci olarak, ABD’de eğer başkana herhangi bir şey olursa, yardımcısı onun yerine görevini tamamlıyor. Bizim sistemimizde Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na bu yetki verilmemiş ki zaten. Başkan yardımcısının tek yetkisi, Cumhurbaşkanı’nın gücü yerindeyken onun istediği şeyleri yapmak ve Cumhurbaşkanı ülkeyi yönetemezse ülkeyi seçime götürmek. Üçüncüsü ise benim şahsi gerekçem. Brezilya’da başkan yardımcısı seçimle geldiği için senatoyla anlaştı, başkanı görevden aldırdı ve şimdi kendisi kalan süre için başkan oldu. Seçimle gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Cumhurbaşkanı’nın ayağını kaydırabilir ve yerine geçebilirdi. Şimdi buna imkân yok.

- Benzer bir soruyu HSYK için soracağım. Hükümet kanadında şöyle bir kanı var: “Daha önce hâkimler seçiyordu, şimdi ‘Meclis seçsin’ diyoruz, yine ‘Hayır’ diyorlar.” Peki neden HSYK üyelerini halkın seçmesi tartışılmıyor?

Bir akademisyen olarak bunu söylemekten hoşlanmıyorum ama Türkiye’nin bu Anayasa’yla düzeltmeye çalıştığı HSYK krizinin altında 367 krizinde olduğu gibi CHP’nin hatası var. 2010’da Anayasa değişikliği yapıldığında, değişiklik esasta bir olumsuz bir sonuca yol açmıyordu. Eğer HSYK adil biçimde oluşsaydı sorun yoktu. Kanunda ‘bir kişiye bir oy’ kuralı vardı. Fakat CHP bu kuralın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve kural iptal edildi. Bu sistemde FETÖ terör örgütünün listesi full çıktı ve yargı da siyasi olarak yıprandı. Olay Türkiye’de fiyaskoya dönüştüğü için bundan kaçınılması gerektiği eğilimi doğdu. Kaldı ki kuvvetler ayrılığı içinde sizin sorunuzdaki gibi halk oyuyla gelmek ancak siyasi fonksiyonlar için geçerli olabilir. HSYK bir idari organ olduğu için yasama ve yürütmenin ortak katkısıyla oluşmalıdır. Anayasa reformunda da bu yol tercih edilmiştir.

"Dönülebilecek en son nokta
sadece yarı başkanlık sistemi olabilir"

- Sandıktan “Hayır” çıkarsa yeni bir Anayasa değişikliği halkın önüne gelir mi?

Ben bir defa “Hayır” çıkacağını düşünmüyorum. Zira Türkiye’nin bu sistemle yürümesinin imkânı yok. Bu sistem kalır ve gün gelir de Cumhurbaşkanı’yla iktidar partisi arasında uyumsuzluk olursa iki ihtimal doğar: Ya yeniden şimdiki teklife yakın bir sistem getirilir ya da Cumhurbaşkanı’nın yeniden Meclis’e seçtirilmesi gerekir. Fakat halk neden Cumhurbaşkanı seçmek gibi bir imtiyazdan vazgeçsin? Dolayısıyla halk tarafından seçilme, geri dönülecek bir mesele değildir. Üçüncü ihtimal olarak da Türkiye’de dönülebilecek en son nokta sadece yarı başkanlık sistemi olabilir.

"Eyalet sistemi iddiası hukukçu
etiğine sığmayan bir manipülasyon"

- Başdanışman Şükrü Karatepe’nin sözleri nedeniyle “Cumhurbaşkanlığı sistemi eyalet sistemine yol açabilir” tartışmasının fitili ateşlendi. Bu mümkün mü?

Ayrıntılarını bilmiyorum; ayrıca kimsenin görüşlerini açıklamak istemem. Bu tartışma benim gözümde esas olarak Sayın Deniz Baykal’ın ve Barolar Birliği Başkanı’nın şöyle demesinden kaynaklandı: “Anayasa değişikliğinin 123, 124 ve 127. maddeleri içinde dağıtılmış, kimse görmesin diye saklanmış bir eyalet arzusu var.” Diyorum ki, bu ne büyük bir maharettir ki 3 maddenin içine saklanmış, fakat arkadaşlar görmüşler; ancak ne gördüklerini açıklayamıyorlar. Bunlar mübalağa, bir hukukçuya yakışmayacak gerçek dışı savlar. 123 maddede tek bir değişiklik var, o da kamu tüzel kişiliği kurma yetkisinin Cumhurbaşkanı’na geçmiş olması. 124. maddede Cumhurbaşkanı’na yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiş. 127. maddede de mahalli idareler sayılmış. İl, belediye ve köyden bahsediliyor; eyalet kelimesi bir yana, herhangi bir değişiklik yok.

- Başdanışman Mehmet Uçum’un “Halk kendi devletini kuruyor” sözü de tartışma yarattı. Muhalefet “Cumhuriyet hedef alınıyor” dedi. Bu doğru mu?

Az önce de belirttiğim gibi başdanışmanlar kendi görüşlerini kendileri izah edebilirler. Ben bir akademisyen olarak kendi düşüncemi şöyle basitçe açıklayabilirim: Halkın doğrudan hükümeti kurduğu bir sistemden bahsediyoruz. Halk ilk defa yürütmeyi doğrudan kendisi seçeceği için hükümetini de kendisi kurmuş olacak. Gerçek anlamda halkın hükümeti durumu ortaya çıkacak.