Yaşam

'Canan Karatay'ın vizitesi 800 liraymış, size ne?'

Ayşe Özyılmazel: Koskoca profesör, istediği ücreti alır, vergisini verir. Bu işler arz talep meselesi!

16 Ağustos 2015 21:45

Sabah yazarı Ayşe Özyılmazel Canan Karatay'ın 800 lira vizite ücreti almasını eleştirenlere ‘Size ne!’ siyerek tepki gösterdi. Özyılmazel “Koskoca profesör, istediği ücreti alır, vergisini verir. Bu işler arz talep meselesi. Aç interneti, oku değerli kişilerin kitaplarını, dinle üç beş iyi doktorun konuşmasını zaten konuya hâkimsin” dedi.

Ayşe Özyılmazel’in  Sabah gazetesinde Canan Karatay’ın 800 TL’si başlığıyla yayımlanan (16 Ağustos 2015) yazısı şöyle:

***

Neee? Canan Karatay'ın vizitesi 800 TL miymiş? Yok canıım! Üstelik nisan ayına kadar randevu almak imkânsız mıymış? Bıraak canım.

Uyanık Canan seni! Çıkarcı Canan seni!

Haftanın hararetli konularından biri bu. Köşeci arkadaşım, pek sevdiğim insan Melike Karakartal yazmış. Bağdat Caddesi'nde gittiği bir hastanede 'Ekmek yerseniz, şeker yerseniz sizi pıçaklarım haaa! Et yiyin, yumurta yiyin, zeytin yiyin' mesajıyla hayatımıza giren Prof. Dr. Canan Karatay'ın sekreterinin telefon konuşmasına kulak misafiri olmuş. Sekreter arayan kişiye nisana kadar dolu olduklarını ve vizite ücretinin 800 TL olduğunu söylemiş.

Ayak basmak ne kadar?

Yazıdan sonra kim tutar sosyal medyayı. Ahali, 'bu para Canan Karatay'ın hakkıdırcılar' ve 'Seni Gidi Canan Seniiiciler' olarak ikiye bölündü tabii.

Öncelikle Melike'ye bir omuz vermek isterim. Besbelli yazısını Canan Karatay'ın dillere düşen vizite ücreti üzerine kurmamış, onunki "Bakın bu kadar olumsuz eleştiri çıkarken bile Canan Karatay'ın kapısında aylar sonrasına kadar uzanan kuyruk var, üstelik de şu kadar para" diyerek duruma, konunun popülerliğine, insanların Canan Karatay iştahına, aşkına, tutkusuna dikkat çekmek.

Yazının devamı da "Onu yeme, bunu içme de zaten elimizi neye atsak sağlıksız be kardeşim" tadında kendi derdine düşmüş, sorular soran bir hal.

Neyse gelelim Canan Karatay'ın 800 TL'lik vizitesinin sosyal medya sakinlerinin çenesini yormasına, kıyametler kopmasına.

Net konuşuyorum; size ne!

Koskoca profesör, istediği ücreti alır, vergisini verir.

Siz diyelim Nişantaşı'nda, Bebek'te, Bağdat Caddesi'nde bir diyetisyene (hele tanınmışsa) ayak basmak ne kadar biliyor musunuz? Bir aylık paket almadan zaten çoğundan randevu bile vermiyorlar. Kaldı ki karşınızda gündemden, ekrandan, gazetelerden düşmeyen, kitapları çok çok satan bir profesör var.

Peki mesela Osman Müftüoğlu'nun kliniğinin kapısından girmek kaç para? İçeride attığın her adımda kaçar kaçar yazıyor biliyor musunuz? Testler, tahliller, kontroller, makineler havalarda uçuşuyor. Ama veren veriyor. O yılların Osman Müftüoğlu'su. Yaşasın hayat yani.

Al ve nasiplen

Bu işler arz talep meselesi. Aç interneti, oku değerli kişilerin kitaplarını, dinle üç beş iyi doktorun konuşmasını zaten konuya hâkimsin. Tek derdin iraden ve disiplin.

Demek istediğim; ortada herkes muhtaçken, perişanken, salgın kol geziyorken işi paraya dökmüş, insanları sömüren, tekelliğini kullanan kansız bir kişilik yok ki.

Ve bu kadın diyor ki; "Bana gelmeyin, kitaplarımı okuyun ve uygulayın yeter."

Üşenmedim baktım, al ve nasiplen 'Karatay Diyeti' 11.44, 'Karatay Diyetiyle Beslenme Tuzaklarından Kurtuluş Rehberi' 9.75, 'Canan Karatay Mutfağı' 15.99...

Peki milyonlarca lira döksen sabitlenmiş algıları düzeltebilir misin? Anlaşılmak istenene engel olabilir misin? İnsanların birbirlerini cüzdanları üzerinden değerlendirmekte tereddüt etmemelerine "Dur" diyebilir misin? Hayır!

"Yılların emeğiyle hak edilerek kazanılan paraların hesabını sormaya bu kadar meraklı olacağınıza hakkınızı çalanların karşısında dursanıza" diyesi geliyor insanın. Ya da "Karatay'ın vizitesine takılacağınıza çoluğunuzun çocuğunuzun gırtlağından giren zehirleri konuşun, tartışın"...