Gündem

'Bu ülkede Allah'a inanıp içki içenler de var'

'Başbakan’ın "aksırıncıya, tıksırıncaya kadar içsinler" cümlesinde ifadesini bulan, içki içenlerin taşkınlık yaptıkları ya da çevreyi rahatsız ettikleri iddiası, muhafazakâr kesimin bir tahayyülü'

30 Nisan 2012 16:06

Binnaz Toprak, Radikal'de yayımlanan yazısında AKP'nin içki yasağını değerlendirdi. Toprak, "Toplum mühendisliğine soyunmak, yaşam tarzlarına müdahaleyi de beraberinde getirir. AKP'li belediyelerce yıllardır gündemde olan içki yasağı, bu müdahalenin şimdilik en önemli sembolü" dedi.

AKP iktidarının en önemli sorunlarından birinin, söylemleriyle eylemlerinin uyuşmazlığı olduğunu düşünüyorum. Bu uyuşmazlığa ‘takiyye’ de diyebiliriz. Kavramdan kastettiğim, şeriat devleti kurmak için gizli amaçlar besledikleri değil, demokrasi konusunda samimi olmadıklarıdır. Kurulduğu günden bu yana AKP yetkilileri demokrasiye bağlı olduklarını, herkesin hak ve hukukunu koruyacaklarını, hiçbir ayrım gözetmeden tüm vatandaşlara eşit ve hakkaniyetli davranacaklarını, kimsenin yaşam tarzına müdahale etmeyeceklerini belirtmekteler. Ne var ki, AKP’nin iktidarda olduğu süre içerisinde, özellikle son yıllarda, icraatlarıyla uyuşmayan bir söylem bu.

Bu yazıda, başlıkta belirttiğim konu dışında olduğu için, AKP’nin diğer alanlardaki söylem-eylem uyuşmazlığına değinmeyeceğim. Kısaca belirtmek gerekirse, “dediğim dedik” anlayışıyla yönettikleri Meclis’i, her türlü toplumsal muhalefete tahammülsüzlüklerini, kolluk kuvvetlerini muhaliflerini susturmak üzere kullanmalarını, basın ve medya üzerinde kurdukları baskıyı, kendi dünya görüşlerine yakın bulmadıkları kesimleri istihdam, ihale vb. konularda dışlamalarını, tüm devlet kurumlarını kendi taraftarlarıyla doldurmalarını, şeffaf ve hesapverir bir yönetim anlayışıyla hareket etmemelerini, hukukun temel normlarını hiçe sayarak kişilere özel yasalar çıkartmalarını, dindar nesiller yaratmak amacıyla toplum mühendisliğine soyunmalarını sayabilirim.

 

Görünüşte meşruiyet sağlayan gerekçeler

 

Toplum mühendisliğine soyunmak doğal olarak yaşam tarzlarına müdahaleyi de beraberinde getirir. AKP’li belediyelerce yıllardır gündemde olan içki yasağı bu müdahalenin şimdilik en önemli sembolü. Önemli olduğu içindir ki AKP’nin bu gözde müdahalesine valilikler de katılmaya başladı.
Gözde diyorum çünkü gerekçeleri aldatıcı, aldatıcı olduğu ölçüde de AKP’nin tipik takiyyelerinden biri. “İçki sağlığa zararlı”, içki içenler çevreyi rahatsız ediyorlar”, “taşkınlık yapıyorlar”, “trafik kazalarına neden oluyorlar”, “halkımız şikâyetçi” gibi gerekçeler içki yasağına görünüşte meşruiyet sağlar nitelikte.
Her şeyden önce, ölçülü kullanıldığı takdirde içkinin sağlığa zararlı olduğuna dair bilimsel kanıt yok. Bilakis, alkol damarları açtığı için az miktarda tüketilen içkinin, özellikle kırmızı şarabın, sağlık açısından yararlı olduğu söylenmekte.

İkincisi, diğer idddiaların da kanıtı yok. Örneğin, son günlerde içki yasağı yarışına girişen Afyonkarahisar Valiliği’ne 2012 yılında intikal eden kaç şikayet dilekçesi içkili kişiler hakkında? Bu kişilerin içkili olup olmadıkları tutanakla saptanmış mı? Aynı yılda kentteki trafik kazalarının yüzde kaçı içki nedeniyle meydana gelmiş? Bunca zamandır Afyonkarahisar’da aşırı içki tüketimine bağlı sorun yokken, birdenbire mi ortaya çıkmış? Çevreye rahatsızlık vermek ya da içkili araba kullanmak gibi uygunsuz/yasak davranışlara yönelik uyarı ve cezalar yasalarımızda mevcutken, belediyeler ve valiliklerce konan bu yasaklar bireysel suçları toplu cezaya dönüştürme anlamına gelmez mi? Birkaç kendini bilmez bahane edilerek insanların yaşam tarzlarına müdahaleyi bu tür gerekçelerle savunmak samimi değil.

Türkiye’de yaşayan herkes asıl gerekçelerin bunlar olmadığını biliyor. İçki yasaklarının nedeni, kendi inanç ve yaşam tarzlarını başkalarına da dayatmak. Oysa, 1999 yılında Prof. Ali Çarkoğlu ile birlikte yürüttüğümüz bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye halkının büyük bir çoğunluğu, bir kişi Allah’a ve Peygamber’e inanıyorsa içki içse bile kendisini Müslüman addedeceklerini belirtmişlerdir. Nitekim, 4. Murat dönemi hariç, bir İslam imparatorluğu olan Osmanlı’da içki yasaklanmamıştır. Anadolu Müslümanlığı’nda asırlar boyunca dininde imanında pek çok erkek, ramazan hariç, aynı zamanda içki de içer. Belki de o nedenle bu coğrafyada 4. Murat, biline biline yasakçı padişah olarak bilinir.

 

Muhafazakârların tahayyül ettikleri

 

Başbakan’ın “aksırıncıya, tıksırıncaya kadar içsinler” cümlesinde ifadesini bulan, içki içenlerin taşkınlık yaptıkları ya da çevreyi rahatsız ettikleri iddiası, muhafazakâr kesimin bir tahayyülü. Oysa, çoğu içki içen insan âdâbıyla içer. 2008 yılında yürüttüğüm bir araştırma sırasında Sivas’ta görüştüğüm bir kişi, Ankara’daki Sakarya Caddesi’nin kendileri için bir ütopya olduğunu söylemişti. “Orada otursunuz, önünüzden arabalar, insanlar geçer, sizin âdâbıyla yemek yemeniz, içki içmeniz başkalarına örnek olur, insanlar böyle sosyalleşir”demişti. Doğru söylemişti.

Kentler sosyalleşme mekânlarıdır. ‘Aksırıncıya, tıksırıncaya kadar’ içenler, içki kriminalize edildiği için Anadolu kentlerinin kenar mahallerine ya da dışına itilmiş lokallerdeki erkekler. Kent kültürüne alışık olmayanlara bu kültürü öğretecek mekanları yok ederseniz doğal olarak içkili yerler batakhanelere dönüşür.

 

Dindar nesiller yerine riyakârlığa sapan insanlar

 

Aynı araştırmada, AKP muhafazakârlığının insanları ikiyüzlülüğe ittiği de ortaya çıkmıştı. İçki içtiği halde içmiyor havasına bürünen, cuma namazına gidiyor süsü vermek için kepengini kapatıp dükkânın arkasına saklanan, ramazanda oruç tutmadığı halde oruçlu numarası yapan, iktidara yanaşmanın rant getireceğini umduğundan dindar bir yaşam tarzı yokken birdenbire umreye giden, karısının başını kapattıran, yaşadığı kentin dışına çıktığında görünürdeki dindar yaşam tarzını anında terk eden çok sayıda kişinin hikâyesini dinledik. AKP’nin toplum mühendisliği projesinin ters tepip, sonuçta dindar nesiller yerine bu tür riyakârlıklara sapan insanlar topluluğu yaratması olasıdır.